<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140</id><updated>2012-02-16T06:46:37.480-08:00</updated><category term='nutuk özeti'/><category term='aile'/><category term='baba'/><category term='anne-baba'/><category term='dünyanın oluşumu'/><category term='han duvarları'/><category term='yaprakdökümü özet'/><category term='kitap'/><category term='anne'/><category term='full edebiyat'/><category term='ahmet yesevi'/><category term='coğrafya'/><category term='dünyanin en büyük gölleri'/><category term='tarih'/><category term='su döngüsü'/><category term='mesnevi'/><category term='cografya'/><category term='KİTABIN ADI: ESKİCİ VE OĞULLARI'/><category term='tunadan uçan kuş'/><category term='şu çılgın türkler'/><category term='aktif taşıma'/><category term='biyoloji'/><category term='su kaynakları'/><category term='arkeoloji'/><category term='edebiyat'/><category term='iklim tipleri'/><category term='kitap-ozet'/><category term='orhun abideleri'/><category term='arkeoloji nedir'/><category term='kitam özetleri'/><category term='nutuk'/><category term='marmara bölgesi'/><title type='text'>ödev indir, odev , full ödev, edebiyat, tarih, dönem ödevleri</title><subtitle type='html'>ödev indir, full ödev, dönem ödevleri, edebiyat, tarih, fullodev.blogspot.com en büyük ödev arşivi</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>35</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-28401762920264626</id><published>2008-03-30T01:51:00.000-07:00</published><updated>2008-03-30T01:52:10.529-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>İslam Öncesi Türk Tarihi</title><content type='html'>İslam Öncesi Türk Tarihi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türk Adının anlamıoğan,türeyen veya güçlü, kuvvetli,olgun anlamına gelmektedir. &lt;br /&gt;*"Türk" kelimesi ilk defa siyasi ad olarak, Göktürk Devleti tarafından kullanılmıştır.&lt;br /&gt;*Coğrafi bir ad olarak, ilk defa Bizans kaynaklarında Orta Asya için kullanılmıştır. Anadolu ise XII yy dan itibaren Avrupalılarca Türkiye olarak anılmıştır.&lt;br /&gt;*Millet adı olarak Türk, ilk defa 420 tarihli bir Pers metninde geçmektedir.&lt;br /&gt;*Türk adına ilk defa 5yy da Pers (Sasani), 6yy da Bizans kaynaklarında rastlanmıştır.&lt;br /&gt;*Hunlarla ilgili ilk tarihi belge ise MÖ 318 yılına ait bir Çin belgesidir (anlaşma belgesi).&lt;br /&gt;TÜRKLERİN ANAYURDU:&lt;br /&gt;*Aral Gölünün çevresi merkez olmak üzere&lt;br /&gt;Altay-Sayan dağlarının kuzey batısı&lt;br /&gt;Hindikuş, Himalaya ve Tanrı dağlarının kuzeyi&lt;br /&gt;Hazar denizinin doğusu &lt;br /&gt;Kingan dağlarının batısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANAYURTTA KURULAN İLK UYGARLIKLAR:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Anav Kültürü: MÖ 5000-3000 arası Türkistan’ın Başkenti Aşkabat yakınlarında ortaya çıkarılmıştır. Yapılan kazılarda dokuma parçaları,seramik ve süs eşyaları bulunmuştur.&lt;br /&gt;* Kelteminar Kültürü: MÖ 3000 yıllarında Aral gölüne dökülen Amuderya’nın deltasında bulunmuştur. Buradaki insanlar yerleşik hayat sürdürmüşlerdir.&lt;br /&gt;* Afanesyevo Kültürü: MÖ 3000-2000 de Altay-Sayan dağlarının kuzey batısında bulunmuştur. Orta Asya medeniyetinin temelini oluşturduğu sanılmaktadır. Avcılık ve hayvancılıkla uğraşan savaşçı bir toplum tarafından meydana getirilmiştir.&lt;br /&gt;* Andronova Kültürü: MÖ 2000-1200 yıllarında Yenisey’deki Andronova da bulunmuştur. Türklerin ilk ataları tarafından meydana getirilmiştir.&lt;br /&gt;* Karasuk Kültürü: MÖ l.binde Yenisey’de bulunmuştur. Çadır, araba, kumaş dokumalar ve elbiseler bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLK TÜRK DEVLETLERİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bilinen ilk Türk devleti Saka’lardır. Sakaların Türk olduğunu Alp Er Tunga destanı ve İskitlerden kalma sanat eserlerinden anlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUNLAR:&lt;br /&gt;*Kutlu ülke Ötüken merkez olmak üzere Orhun ve Selenga nehirleri çevresinde kurulmuştur.&lt;br /&gt;*Hunlar’a ait ilk belge MÖ 318 yılına ait Hun prensleri ile Çin arasında yapılan bir antlaşmadır.&lt;br /&gt;*Hun akınları karşısında Çinliler savunma tedbiri olarak Çin Seddini yaptılar.(MÖ 214 yılında tamamlandı.)&lt;br /&gt;*Bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır.&lt;br /&gt;*Temandan sonra Mete başa geçmiştir.&lt;br /&gt;*Mete,Tunguzları,Yüeçiler’i ve Vusonlar’ı yendi. Çin üzerine seferler yaparak vergiye bağladı. İpek Yolunu ele geçirdi ve Çinli bir prenses ile evlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parçalanma Sebepleri:&lt;br /&gt;*İç mücadeleler ve Çin’in entrikaları&lt;br /&gt;*İpek Yolunun elden çıkması&lt;br /&gt;*Prensler arasındaki taht kavgaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Çin’in egemenliğine girmek isteyen Hohanyeh ile Çiçi arasındaki mücadele sonunda Hun devleti doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı.(MÖ l yy.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hohan-yeh yönetimindeki Doğu Hunları Çin’in egemenliğine girdi. Batı Hunları ise Çin tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;*Çinin egemenliğinden kurtulan Doğu Hunları, MS 48 yılında Kuzey ve Güney Hunları olmak üzere ikiye ayrıldılar.&lt;br /&gt;*Güney Hunları inin egemenliğini kabul ederken,Kuzey Hunları batıya doğru göç ettiler.&lt;br /&gt;*Batıya doğru göçeden bu Türkler kavimler göçünü başlattılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAVİMLER GÖÇÜ:&lt;br /&gt;*Kuzey ve Batı Hunları Balamır’ın komutasında Tuna boylarında göründüler.&lt;br /&gt;*Önlerine çıkan Slav, Germen, Sakson (vs) kavimlerini batıya doğru ittiler.&lt;br /&gt;Sonuçları:&lt;br /&gt;*Roma İmparatorluğu parçalandı ve Batı Roma yıkıldı. (Ortaçağın başlangıcı).&lt;br /&gt;*Avrupa’nın etnik yapısı değişti. Yeni devletler kuruldu.&lt;br /&gt;*Barbar kavimler Hıristiyanlığı kabul ederek hakim dil haline getirdiler.&lt;br /&gt;*Merkezi krallıkların yıkılmasıyla feodalite (derebeylik) rejimi kuruldu. Skolastik düşünce egemen oldu.&lt;br /&gt;*Avrupa’daki karışıklıklar yüz yıl kadar sürdü.&lt;br /&gt;Avrupa da Hun Devleti kuruldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-28401762920264626?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/28401762920264626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=28401762920264626' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/28401762920264626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/28401762920264626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/islam-ncesi-trk-tarihi.html' title='İslam Öncesi Türk Tarihi'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-1442199333303557476</id><published>2008-03-30T01:50:00.004-07:00</published><updated>2008-03-30T01:51:16.945-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Dandanakan SavaŞi</title><content type='html'>Selçuklular ile Gazneliler arasında yapılan, Selçukluların başarısıyla sonuçlanan savaş (1040).&lt;br /&gt;Bu savaş, Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun kuruluşuna temel oldu. Selçukluların bağımsızlıklarını elde edişleri, Gazne devletinin itibarını sarsmıştı. Harezm valisi Altuntaşoğlu Harun, Selçukluları, Horasan'ın fethi için teşvik ederek Gaznelilere karşı isyan etti. Karahanlı hânedanından Böri Tekin, Toharistan ve Hattulan taraflarına, 1038 yılında bir akın yaptı. Onunla Ali Tekin oğulları arasında başlayan gerginlik, Gazneliler'in işine yaradı. Gazneli Sultan Mesud, 1028'de 60 savaş filinin yer aldığı büyük bir orduyla Gazne'den Belh'e hareket etti. Bir orduyu Herat'a, başka bir orduyu da Merv üzerine gönderdi. Gazneliler, Selçukluları ve Türkmenleri tamamıyla ezmek kararındaydılar. Sultan Mesud, Belh'e vardığı zaman Çağrı Bey, Talekan, Fâryâb ve Şapûrgan'ı istilâ ediyordu. Sultan Mesud, nisan ortasında, Serahs'a yürüyen 70 000 süvari ve 30 000 piyadelik ordusuyla onu takip etti. İki ordu 15 Mayıs 1039'da karşılaştı. Selçuklular, çöle çekilmek zorunda kaldılar. Bu iklime alışık olmayan Gazne ordusu, takibe girişemedi. Uzun süren çatışmalardan sonra, geçici bir anlaşma yapıldı. Bu sürede Selçuklular, Türkistan'dan gelen Oğuzlar ile birleşerek güçlendiler. Sultan Mesud, hazırlıklarını tamamlayarak 12 Kasım 1039'da tekrar harekete geçti. 1040 mayısında ilk çarpışmalar başladı. Selçuklular, hafif süvari kuvvetleriyle saldırarak, su kuyularını kullanılmaz hâle getirdiler. Gazne ordusu, su bulabilmek amacıyla, Dandanakan hisarına çekilmek zorunda kaldı. Buradaki kuyular da işe yaramaz duruma getirilmişti. Gazne ordusunda disiplin bozuldu. Meydan muharebesi üç gün sürdü. Susuzluk, yorgunluk, açlık yüzünden dağılan Gazneliler, tam bir bozguna uğradılar. 23 Mayıs 1040 Cuma günü, kesin zafer kazanıldı. Sultan Mesud, 100 süvari ile savaş meydanından güçlükle kurtuldu. Gazne ordusu, bütün hazinelerini, mallarını, silahlarını bıraktı. &lt;br /&gt;Bundan sonra Selçukluların karşısına çıkacak önemli bir kuvvet kalmadı; bu zaferle Selçuklu devletinin kuruluşu kesinleşti. Savaşın sonunda Sultan Mesud, Horasan'ı tamamıyla Selçuklulara terk etti. Bağımsızlıklarını kazanan Selçuklular, bu tarihten sonra, İslâm ülkelerini ele geçirmeğe başladılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-1442199333303557476?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/1442199333303557476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=1442199333303557476' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1442199333303557476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1442199333303557476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/dandanakan-savai.html' title='Dandanakan SavaŞi'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-8205369673275441143</id><published>2008-03-30T01:50:00.003-07:00</published><updated>2008-03-30T01:50:48.217-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Miryokefelon Savaşı ve Türk Tarihindeki Önemi</title><content type='html'>17 Eylül 1176 tarihinde Salı günü olmuştur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin kazandığı bu zafer Anadolu'nun Türk hakimiyeti altında kalmasını kesinleştiren savaş olarak bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizans İmparatoru Manuel I Komnenos Bizans sınırlarında özellikle Eskişehir yörelerinde yoğun bir şekilde çoğalan Türkmenlerin, Denizli, Kırkağaç, Bergama ve Edremit'e değin Bizans memleketlerine akınlarda bulunmaları üzerine bu akınları önlemek amacıyla Anadoluya yeni kuvvetler göndermekle birlikte düzenleyeceği bir sefer için de askeri hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manuel, papaya bir mektup yazarak, zamanın yeni bir haçlı seferi için elverişli olduğunu ve Anadoludan geçen yolun artık güven altına alınacağını bildirdi. Onun bu hazırlılarını haber alan II. Kılıç Arslan, bir elçi heyeti göndererek Daha önce yapılan barış antlaşmasının yenilenmesini önerdi, fakat imparator, Bizansa yöneltilen Türkmen akınlarının durdurulması, Bizansa sığınan Danişmendli emiri Zünnun ile şehzade Şahinşah'ın, daha önce yönetiminde bulunan memleketlerin Bizansa bırakılması şartıyla buna razı olacağını sultana bildirdi. Bu şartları kabule yanaşmayan sultan, atlı kuvvetler sevkedip Denizli yörelerine kadar olan Bizans topraklarını ağır bir şekilde tahrip etti. İmparator, Bizans kuvvetleri eşliğinde, önce şehzade Şahinşahı daha sonra da Zünnunu Anadoluya gönderme girişiminde bulundu ise de II. Kılıç Arslan'ın aldığı önlemler karşısında başarılı olamadı; Şahinşah ve Zünnun yeniden Bizans'a kaçmak zorunda bırakıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine sultanın ikinci barış önerisini de reddeden Manuel, amcasının oğlu Andronikos Batatzesi bir orduyla Paphlagoniaya doğru yola çıkardı ve kendisi de içinde Frank, Peçenek, Macar ve Sırp kuvvetleri bulunduğu büyük bir orduyla, Anadolu Seçuklu Devleti'nin başkenti olan Konyaüstüne yöneldi. Bunun üzerine uçlarda bulunan kalabalık Türkmen kuvvetleri, Bizans ordusunu şiddetle mukavemet ederek yıprattılar. Kılıç Arslan, Bizans ordusunu, dar ve sarp Miryokefalon(Kumdanlı)vadisinde karşıladı meydan savaşında, Bizans ordusunu ağır bir şekilde mağlub etti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır bir yenilgiye uğrayan Manuel, Selçuklulara karşı inşa ettirdiği Eskişehirve Uluborlu'nun doğusundaki Sublaion müstahkem mevkilerine geri çekilmeyi kabul etmesinden başka, Selçukludevletine savaş tazminatı olarak 100 bin altın ödemek zorunda kalmıştır. Bu zafer sonucunda, Bizansın Selçuklular karşısında savunmada kalması sağlanmış ve dolayısıyla üstünlük Türk Anadolu Selçuklu Devletine geçmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaferden sonra sultan II. Kılıç Arslan, başta BağdatAbbasihalifesi olmak üzere, bütün İslam hükümdarlarına birer fetihname göndererek Bizansa karşı kazandığı büyük zaferi müjdelemiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-8205369673275441143?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/8205369673275441143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=8205369673275441143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8205369673275441143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8205369673275441143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/miryokefelon-sava-ve-trk-tarihindeki_30.html' title='Miryokefelon Savaşı ve Türk Tarihindeki Önemi'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-5911967555699165321</id><published>2008-03-30T01:50:00.001-07:00</published><updated>2008-03-30T01:50:47.898-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Miryokefelon Savaşı ve Türk Tarihindeki Önemi</title><content type='html'>17 Eylül 1176 tarihinde Salı günü olmuştur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin kazandığı bu zafer Anadolu'nun Türk hakimiyeti altında kalmasını kesinleştiren savaş olarak bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizans İmparatoru Manuel I Komnenos Bizans sınırlarında özellikle Eskişehir yörelerinde yoğun bir şekilde çoğalan Türkmenlerin, Denizli, Kırkağaç, Bergama ve Edremit'e değin Bizans memleketlerine akınlarda bulunmaları üzerine bu akınları önlemek amacıyla Anadoluya yeni kuvvetler göndermekle birlikte düzenleyeceği bir sefer için de askeri hazırlıklara başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manuel, papaya bir mektup yazarak, zamanın yeni bir haçlı seferi için elverişli olduğunu ve Anadoludan geçen yolun artık güven altına alınacağını bildirdi. Onun bu hazırlılarını haber alan II. Kılıç Arslan, bir elçi heyeti göndererek Daha önce yapılan barış antlaşmasının yenilenmesini önerdi, fakat imparator, Bizansa yöneltilen Türkmen akınlarının durdurulması, Bizansa sığınan Danişmendli emiri Zünnun ile şehzade Şahinşah'ın, daha önce yönetiminde bulunan memleketlerin Bizansa bırakılması şartıyla buna razı olacağını sultana bildirdi. Bu şartları kabule yanaşmayan sultan, atlı kuvvetler sevkedip Denizli yörelerine kadar olan Bizans topraklarını ağır bir şekilde tahrip etti. İmparator, Bizans kuvvetleri eşliğinde, önce şehzade Şahinşahı daha sonra da Zünnunu Anadoluya gönderme girişiminde bulundu ise de II. Kılıç Arslan'ın aldığı önlemler karşısında başarılı olamadı; Şahinşah ve Zünnun yeniden Bizans'a kaçmak zorunda bırakıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine sultanın ikinci barış önerisini de reddeden Manuel, amcasının oğlu Andronikos Batatzesi bir orduyla Paphlagoniaya doğru yola çıkardı ve kendisi de içinde Frank, Peçenek, Macar ve Sırp kuvvetleri bulunduğu büyük bir orduyla, Anadolu Seçuklu Devleti'nin başkenti olan Konyaüstüne yöneldi. Bunun üzerine uçlarda bulunan kalabalık Türkmen kuvvetleri, Bizans ordusunu şiddetle mukavemet ederek yıprattılar. Kılıç Arslan, Bizans ordusunu, dar ve sarp Miryokefalon(Kumdanlı)vadisinde karşıladı meydan savaşında, Bizans ordusunu ağır bir şekilde mağlub etti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır bir yenilgiye uğrayan Manuel, Selçuklulara karşı inşa ettirdiği Eskişehirve Uluborlu'nun doğusundaki Sublaion müstahkem mevkilerine geri çekilmeyi kabul etmesinden başka, Selçukludevletine savaş tazminatı olarak 100 bin altın ödemek zorunda kalmıştır. Bu zafer sonucunda, Bizansın Selçuklular karşısında savunmada kalması sağlanmış ve dolayısıyla üstünlük Türk Anadolu Selçuklu Devletine geçmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaferden sonra sultan II. Kılıç Arslan, başta BağdatAbbasihalifesi olmak üzere, bütün İslam hükümdarlarına birer fetihname göndererek Bizansa karşı kazandığı büyük zaferi müjdelemiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-5911967555699165321?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/5911967555699165321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=5911967555699165321' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/5911967555699165321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/5911967555699165321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/miryokefelon-sava-ve-trk-tarihindeki.html' title='Miryokefelon Savaşı ve Türk Tarihindeki Önemi'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-1201760691248044562</id><published>2008-03-30T01:47:00.000-07:00</published><updated>2008-03-30T01:50:02.506-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Dünyanın Oluşumu</title><content type='html'>Yunan Mitolojisi "Başlangıçta kaos vardı" der. Daha sonra bu kaostan Gaia oluşmuştur, yani toprak, başka bir deyişle "Toprak Ana". Hesiod der ki, "Gaia'dan gökyüzü yükseldi", yani Uranos. Gökyüzü, yani Uranos; toprağın, yani Gaia'nın hem oğlu hem eşi oldu. O zamanlarda, gökyüzü ve yeryüzü birbirine o kadar yakındı ve birbirlerine öyle büyük bir aşkla sarılmışlardı ki, aralarındaki sınır ayırt edilemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bereketli, yeşil Gaia, Uranos'un yağmurlarıyla ıslanınca, Eros ortaya çıktı; yaratıcı aşkın ruhu. Eros, bir varlıktan çok, Gaia'nın ruhu olarak tanımlanır; yeryüzü ve gökyüzünü birlikte kılan bir güç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaia ve Uranos'un kucaklaşmasıyla ilk varlıklar oluşmaya başladı. Gaia, Uranos'un kolları arasında mutlulukla kıpırdandığında, narin, yeşil, yumuşak tepeler oluştu ve Gaia bu tepelerden Titanları doğurdu; düşünme yeteneğine sahip ilk varlıkları. Titanlardan sonra Gaia, yüz kollu, dev canavarlar doğurdu. Babaları Uranos onları görür görmez nefret duydu, iğrendi ve toprağın içine geri itti. Gaia acıyla kıvranıyordu, bu kıvranmalardan yeryüzündeki büyük taşlık dağlar oluştu. Ancak Uranos, Gaia'ya eziyet etmekten vazgeçmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaia, acı içinde ilk çocukları olan Titanlar'a seslendi. Babaları ve yarı kardeşleri olan Uranos'a karşı kendisiyle birlik olmalarını istedi. Ancak Titanların hemen hepsi Uranos'tan ölesiye korkuyorlardı; Gaia'nın yardım çağrısına karşılık vermediler. Ancak içlerinden biri, Cronus, annesine yardım edeceğini belirtti. Titanların en cesuru olan Cronus, annesine yardım edip babasını saf dışı bıraktıklarında Evren'in idaresinin kendisine geçeceğini sezinliyor olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Gaia, Cronus'un pençeye benzeyen güçlü elleri için demiri yarattı. Yerden biten bu demiri çakıl taşıyla biledi, bir orak haline getirdi ve Cronus'a verdi. "Bununla babanı hadım edeceksin!" dedi. Cronus orağı aldı, ve gece olduğunda uykuya çekilen babasının üzerine atıldı ve onu hadım etti. Böylece gökyüzü, sonsuza dek yeryüzünden ayrılmış oldu, artık dünyaya hükmedecek hükümdarların, toprağa ayak basmaları gerekecekti; gökyüzünden yeryüzüne hükmetmek olanaksızlaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babasının erkeklik organını kesen Cronus, ardına bile bakmadan oradan uzaklaştı. Kesilmiş erkeklik organından toprağa damlayan kanlardan yeni varlıklar doğdu. İlkin, İntikam Tanrıçaları Erinysler doğdu. Bu tanrıçalar, birçok söylencede yer almış olan korkunç yaratıklardır. "Suçluları kovalayıp duran bir nevi mitolojik polistirler" diye anlatır onları bir yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uranos'un kesilmiş erkeklik organından damlayan ikinci kan damlalarından Gigantlar doğdular. Yeryüzü görünümündeki Gaia, gökyüzü görünümündeki Uranos, fiziksel özellikleri pek bilinmeyen ancak insan görünümünde olduklarını düşünülen Titanlar ve yüz kollu devlerden sonra; Gigantların dış görünüşleri pek garipti. İnsanlara benzer bir yapıları vardı ancak vücutlarının alt kısmında yılan biçimli bir kuyruk bulunuyordu. İki ayakları üzerinde duruyorlar ancak sürüngen özellikleri de gösteriyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Organ uçtu ve sonunda suya düştü. Üzerinde bulunan spermler tuzlu deniz suyu ile birleşti ve bir köpük oluşturdu. Bu köpük Kıbrıs Kıyıları'nda karaya vurdu ve içinden güzeller güzeli Aşk Tanrıçası Aphrodite çıktı. Aphrodite, göğün kızıdır ve ilk tanrıçalardan biridir. Roman mitinde kendisine Venüs ismi verilmiştir; sabah ve akşam yıldızı olarak görünmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uranos hadım edilip, kesik organından Erinysler, Gigantlar ve Aphrodite doğduktan sonra, Cronus tahta geçmiş oldu. Ancak Cronus'un babasından daha da zalim bir tanrı olacağını kimse bilemezdi. Yüz kollu dev kardeşlerini kurtaracağı yerde onları daha da derinlere, Tartaros'a itti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tartaros, Yeraltı Dünyası'nın en derin, en korkunç, en karanlık yeridir ve Homeros tarafından "Tartaros'un yeraltı dünyasına olan uzaklığı, dünyanın gökyüzüne uzaklığı kadardır." diye tanımlanır. Oraya düşmek, bir varlığın başına gelebilecek en kötü şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cronus, kendisine ayak bağı olacaklarını düşündüğü kardeşlerini Tartaros'a hapsettikten sonra keyfine baktı ve kardeşi Rhea'yı kendisine eş olarak aldı. Fakat hayal kırıklığına uğramış olan Gaia, Cronus'un ihanetine bir kehanetle yanıt verdi ve Cronus'un keyfini kaçırdı: "Babana yaptıklarının aynısını günün birinde çocuklarından biri de sana yapacak".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rhea, Cronus'a bir sürü çocuk doğurdu. Böylece eski Yunan Tanrıçaları ve Tanrıları birer birer ortaya çıktılar. Cronus, annesinin kehanetinden korkuyor, Rhea doğurdukça çocukları yutuyordu. Rhea, bu durumdan elbette hoşnut değildi ancak, günün birinde doğacak çocuğunu sever de kıyamaz, yutamaz umuduyla doğurmaya devam ediyordu. Ancak Cronus akıllanacağa benzemiyordu. Oysa Rhea'nın sabrı tükenmişti, yine hamileydi ve bu sefer doğacak çocuğunu Cronus'un midesine göndermeye hiç niyeti yoktu. Annesi Gaia'dan akıl aldı, ve onun öğüdüne uyarak çocuğunu dağlık bir yere gidip doğurdu ve oğlunu keçi sütü ile besledi. Sonra da onu Kuretler'e verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuretler, o dağlık bölgede yaşayan küçük tanrıcıklardı, ama neden tanrıydılar, ne gibi tanrısal özelliklere sahiptiler bilinmemektedir. Kuretler, eğer Cronus oralara yaklaşacak olursa korkunç sesler çıkarıp bebeğin sesini duymamasını sağlayacaklarına söz verdiler. Sonra Rhea, yerden bir kaya parçası aldı, onu battaniyelere sardı ve yutması için Cronus'a sundu. Cronus'un gözü öylesine dönmüştü ki battaniyeyle beraber yuttu kayayı. Rhea'nın bir sonraki doğumuna kadar rahatlamıştı. Ancak Rhea bir daha doğurmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan yıllar geçti, Zeus büyüdü, genç ve kuvvetli bir tanrı oldu. Günün birinde Metis'e, Akıllı ve Bilge Peri'ye rastladı. Zeus, ona aşık oldu. Metis'e hayatını anlattı. Babasının çılgınlıklarından, yeraltına hapsedilmiş kardeşlerinden bahsetti. Metis, öğrendikleri karşısında kayıtsız kalamadı ve Zeus'a yardım etmeye karar verdi. Hemen büyülü bir iksir hazırladı ve babasına içirmesini tembihleyerek bunu Zeus'a verdi. Zeus, babasının sarayına saki olarak bir şekilde kendisini kabul ettirdi ve şarabına büyülü iksiri karıştırıp içirmeyi başardı. İksir hemen etkisini gösterdi, Cronus birer birer yuttuğu çocuklarını kusmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukları, Cronus'un midesinden çıktıktan sonra babalarının karşısına dikildiler: Ocak ve Ev Düzeni Tanrıçası Hestia, kolunda bir demet başak ile tasvir edilen Bereket Tanrıçası Demeter, evliliğin koruyucusu Hera, Yeraltı Dünyası'nın tanrısı Hades ve Denizler Tanrısı olan Poseidon. Hepsi de Zeus'un önderliğinde babalarına karşı birleştiler ve şiddetli bir savaş başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeus, Tartaros'tan yüz kolluları çıkardı. Onlar da kendilerini esaretten kurtaran Zeus'a minnettarlıklarını bildirmek için onun yanında savaştılar. Hatta Zeus'a şimşekli silahlar armağan ettiler. Böylece savaş, Zeus ve kardeşlerinin üstünlüğü ile sona erdi, Bu savaşın 10 yıl kadar sürdüğü söylenir. Cronus, Zeus ile anlaşmaya razı olmuş, iktidarı devredip Mutlular Adası'na, kader ve kısmete yön vermek üzere atanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cronus altedilince, Zeus önderliğinde yepyeni bir düzen kurulmuştur. Zeus, kendisini "Gökyüzü'nün ve Yeryüzü'nün Tanrısı", Poseidon'u "Denizlerin ve Irmakların Tanrısı", Hades'i "Yeraltı Dünyası'nın Tanrısı" ilan edip, zirvesi devamlı bulutlarla kaplı olan Olympos Dağı'na yerleşti. Kendisine karşı gelen Titanlar'ı Tartaros'a kapatarak cezalandırdı. Ancak birer Titan oldukları halde kendisine başkaldırmayan Prometheus ve Epimetheus kardeşleri "İnsanın Yaratılışı" nda görevlendirdi. Savaşta diğer Titanlar'ın başında bulunan Atlas ise en büyük cezayı, Yerküre'yi omuzlarında taşıma cezasını aldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-1201760691248044562?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/1201760691248044562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=1201760691248044562' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1201760691248044562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1201760691248044562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/dnyann-oluumu.html' title='Dünyanın Oluşumu'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-7830308835636165685</id><published>2008-03-29T01:51:00.003-07:00</published><updated>2008-03-29T01:51:58.659-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><title type='text'>Beyaz Diş ( Jack London)</title><content type='html'>BEYAZ DİŞ / JACK LONDON -Kitap Özeti-&lt;br /&gt;TÜRKÇE DERSİ&lt;br /&gt;KİTAP ÖZETİ&lt;br /&gt;KİTABIN ADI BEYAZ DİŞ&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI JACK LANDON&lt;br /&gt;YAYIN EVİ VE ADRESİ ROMAN ODA YAYINLARI&lt;br /&gt;BASIM YILI MART 2001&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN KONUSU:&lt;br /&gt;İlkel bir dünyaya kavuşmak için uygarlıktan kaçacağı yerde, insanların aasına katılmak için ormanı terk eden vahşi bir köpeğin acı, buruk, şaşılası bir yaşamı anlatmaktadır.&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;Karanlık ladin ağaçları ormanı, donmuş nehrin her iki yakasında yer alıyordu. Arazi öylesine cansız, ıssız ve soğuktu ki hüzün kelimesi bile onu tanımlamada yetersiz kalıyordu. Sessizlik her yanı sarmıştı.&lt;br /&gt;Ama yine de bu uzak yabani topraklarda dirençli bir yaşam vardı. Görünümleriyle kurttan farksız bir köpek sürüsü donmuş nehir boyunca ilerliyordu. Hayvanların sık tüylü postları buz tutmuştu. Solukları havayla karışınca buharlaşıyor, sonra incecik buz taneciklerine dönüşüp tüylerine yapışıyordu. Deri koşumları, yine deri kayışlarla peşleri sıra sürükledikleri bir kızağa bağlanmıştı.&lt;br /&gt;Gece olunca köpeklerlerden biri kaybolur. Günden güne de kabolmaları devam etmektedir. Sahiplerinden Bill kurt sürüsünü ürkütmek ve hıncını onlardan almak için onları vurmaya kara verir. Ama bu onun sonu olur.&lt;br /&gt;Daha sonra dişi kurt ve diğer sürünün üyeleri başka bir kızak grubunun geldiğini fark edince onların peşini bırakırlar. Sürünün diğer üyeleriden olan Tek göz ve Genç kurt dişi kurtla birlikte olabilmek için bir mücadeleye girişirler. Bu mücadeleyi Tek göz kazanır. Dişi kurtla birlikte dört adet yavruları olur. Yavru kurt mağradan çıkmadığı ve dünyayı tanımadığı için çok toydur. Ama daha sonra mağradan çıkar ve tehlikeli dünyayı kendi gözleriyle görür. Kıtlık zamanı vaşak yavrularını yerler fakat annesiyle dişi kurt ve beyaz diş dövüşmek durumunda kalırlar. Bu dövüşü vaşak hayatını kaybederek öder. Bu olaydan sonra ise dişi kurt’un yani “kishe”nin sahipleri gelir ve beyaz dişi ve annesini kamplarına götürürler. Beyaz diş günden güne daha vahşileşir ve Lip lip’in ve kamptaki diğer köpeklerin öfkesini üstüne çeker. Bunun sebebi ise babsının bir kurt olmasıdır. Kampta gün geçtikçe Beyaz diş’in ünü git gide yayılır. Yalnız bu ün kötü bir ündür. Çadırlardan balık, et vb gibi yiyecekleri çalar, diğer köpeklerle boğuşur, oları kimi zaman öldüresiye döver. Kampta beliren kıtlıklerda kampı terk eder ve kıtlık bitene kadar oraya uğramaz. Böyle yapmasının nedeni ise kaptaki insanların aç kalınca köpekleri de yemeleridir. Bir gün Beyaz Diş ile Kishe ayrılmak zorunda kalırlar. Beyaz Diş annesinin ardından gitmeye kalkar ama sahibi Gri Kunduz gitmesine izin vermez. Daha sonra ise Gri Kunduz elindeki malzemeleri satmak için kuzey ülkesine gider ve yanında Beyaz Diş de vardır.&lt;br /&gt;Kuzey ülkesi sınılı yaz aylarında altın arayıcılarının gözde yerlerinden biri olmuştur. Buraya yüzlerce altın arayıcısı gelir. Bu umt ülkesin de Gri Kunduz elindeki malları satarak iyi bir gelir elde eder. Beyaz Diş orada da rahat durmaz. Alltın aramaya gelen kişilerin narin, zayıf, korkak köpeklerine derslerini verir. Beyaz Diş’in bu durumunu gören kuyzey ülkesinin yerlilerinden Güzel Smith bu halini Gri Kunduz’a onu kendisine satması için konuşur. Gri Kunduzun karalı tutumu karşısında ise taktik değiştirerek Gri Kunduz’a içki verir ve onu alıştırır. Bir aya kalmadan Güzel Smith Gri Kunduz’un elinde ne varsa ne yoksa hepsini alır ve verdiği içkilerin parasına karşılık Beyaz Diş’I ister. Mecburen Gri Kunduz bu isteği yerine getirmek zorunda kalır.&lt;br /&gt;Beyaz Diş Güzel Smith’i ilk gördüğünden beri hiç hoşlanmamaktadır. Üç defa kaçma girişiminde bulunur ama yine Güzel Smith kaçan köpeği Gri Kunduzdan tekrar alır. Bu arada da öfkesi ve diğer canlılara karşı olan düşmanlığı giderek artar. Eski sahibini kendisini verdiği için ona karşı nefret duyuyordur. Yeni sahibi ise onu günden güne daha da kızdırır ve onu köpek dövüşlerine çıkarır.&lt;br /&gt;Beyaz Diş karşısına çıkan bütün rakiplerini teker teker öldürür. Dövüşlerde başka şansıda yoktur. Sadece yenen hayatta kalır diğerinin ise oradan ölüsü çıkar. Beyaz Diş yine bir dövüşte yalnız bu seferki zorlu bir rakip olan bir doberman cinsi köpekle dövüşür ve bu köpek onu gafil avlar. Doberman Beyaz Diş’in can alıcı bölgesi olan boğazını kapar. Beyaz Diş ne yaptıysa onun elinden kurtulamaz. O civardan geçmekte olan kızaklı iki kişi Beyaz Diş’in yardımına koşarlar. Onu sahibinden az bir para karşılığı zorla alırlar. Güzel Smith Beyaz Diş’i vermeyi ilk başta kabul etmese de sonunda razı olur ve onu satar.&lt;br /&gt;Beyaz Diş yeni sahibi olan Scott’i ilk başta kabul etmez. Kendisini cezalandırmalarını bekler. Halbuki Scott Beyaz Diş’in bu haliyle yaşayıp yaşamayacağını düşünür çünkü Beyaz Diş fazla hırpalanmış, boğazında yarası vardır. Buna rağmen Beyaz Dişyaşamayı başarır ve yeni sahibinin sevgisi sayesinde yavaş yavaş uysallaşmaya başlar. Beyaz Diş sahibinin evini koruyup gözetlerken sahibi ise onun bakımını üstlenmiştir.&lt;br /&gt;Gün gelir Scott işi gereği Kaliforniya’ya ailesinin yanına gitmeye karar verir. Ama Beyaz Diş sahibinin ilk gitme girişiminden tecrübe alarak onun kendisini tekrar terk edeceğini sezer. İstediği gibi sahibiyle birlikte ailesinin yanına gider. Oradaki kurallara çabuk alışır. Diğer köpeklerle kavga etmez, tavukları yemez, başka issanlara saldırmaz, eğer hırsız değillerse tabii.&lt;br /&gt;Haberlerde Scott’ın babasının mahkum ettiği bir katil hapisten kaçar ve zanlı Scott’ın evine girer. Ev halkı o gece büyük bir gürültü ve iki el silah sesiyle uyanırlar. Salona girip baktıklarında Beyaz Diş’in yaralı olarak yattığını katilin ise boylu boyunca kanlar içinde yere serili bulurlar. Beyaz Diş’i hemen veterinere götürürler. Doktor ameliyata alınması gerektiğini fakat bu durumda ameliyat iyi geçse dahi yaşayamayacağı kanısındadır. Lakin Beyaz Diş’in yaşama gücü bu vahim durumunda devreye girerek onun hayatta kalmasını sağlar ve eşi olan kangal köpek ve yavruları ile birlikte olayların yorgunluğu yüzünden güneşin ılıklığında derin bir uykuya dalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ANAFİKRİ:&lt;br /&gt;Hayattaki zorluklara karşı ne olursa olsun elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiğini ayrıca doğadaki her canlının vahşiş bile olsa sevgiye muhtaç olduğunu aşılamaktadır.&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;Beyaz Diş: Zeki, çevik, vahşi,&lt;br /&gt;Kische: Beyaz Diş’in annesidir.&lt;br /&gt;Tek göz: Beyaz dişin babasıdır.&lt;br /&gt;Lip Lip: Beyaz Diş’in kamptaki peşini bırakmayan düşmanıdır.&lt;br /&gt;Gri Kunduz: Beyaz Diş’in ve annesinin sahibi aynı zamanda güçlü, adil, cesur bir insandır.&lt;br /&gt;Matt: Scott’ın yardımcısıdır. Beyaz Diş’in ilk başta sevmediği fakat sonra onun iyi bir insan olduğunu fark ettiği bir kişidir.&lt;br /&gt;Scott: Beyaz Diş’in en son sahibidir. Beyaz Diş ondan sevginin ve koşulsuz itaatin ne olduğunu öğrenmiştir.&lt;br /&gt;KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;İnsanın insanla ve doğayla olan mücadelesini destansı boyutlara ulaştırmıştır. Okumanızı tavsiye ederim.&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;Çocukluğu ve gençliği, onu denize bağlayan Batı Kıyısı'nda geçti. Ortaokuldan sonra okulu bıraktı, ama kendini yetiştirmeyi bırakmadı. Tam bir kitap ve kütüphane kurduydu. Bu arada adını Jack olarak değiştirdi. Beş yıllık bir aradan sonra, 19 yaşında liseye döndü. Liseden sonra Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'ne de başladı.&lt;br /&gt;Ama o zamana dek limanda ve fabrikalarda amelelik yapmış, inci kaçakçılığına karışmış, Pasifik seferi yapan gemilerde miço olmuş, mevsimlik işçilerin arasında ülkenin pek çok yerini dolaşmış biri olarak üniversiteyi çok sıkıcı ve ruhsuz buldu. Altı ay dayandığı üniversiteyi "hevesten yoksun aklın gönülsüz arayışları"nın sürdüğü bir yer olarak tanımladı. Yine aynı sıralarda okumanın yanısıra yazmaya da merak sardı. Durmaksızın öyküler, fıkralar, şiirler yazıp yayıncılara yolluyor, ama sürekli reddediliyordu. 1897'de Alaska'da altın peşine düştü. Altın bulamadı ama, eserlerinde ustalıkla kullanacağı pek çok deneyim ve öyküyle geri döndü. 1899'da büyük bir dergiyle anlaşarak düzenli olarak hikayelerini yayınlatmaya başladıÖyküleri yayınlanmaya başladıktan sonra hayatı boyunca, ne olursa olsun günde en az bin kelime yazmayı adet edindi. Bu sıkı disiplini sayesinde de bu denli üretken olabildi. Kısa sürede tanındı. "Halkla ilişkiler" (yani PR) işini çok iyi kullandı. Sinema endüstrisinin geleceğini gören ve romanlarının filme alınmasını sağlayan ilk edebiyatçılardandı.1900'de Bess Maddern ile ilk evliliğini yaptı. Ama bu bir mantık evliliğiydi. Beş yıl sürdü. Joan ve Bess adında iki kızı oldu. Bess ile evliyken tanıştığı ve "can yoldaşım" dediği Charmian Kitteridge ile 1905'te evlendi. Charmian sıkı bir can yoldaşıydı. Birlikte, bugün pek yaygın olan aile tipi gezi teknelerinin ilk örneği olan Snark'ı yaptırıp 1907'de Hawaii'ye yelken açtılar, 1905'ten başlayarak koskoca bir çiftlik kurdular. Charmian üç de kitap yazdı. London 22 Kasım 1916'da, yani daha kırk yaşındayken böbrek yetmezliğinden öldü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-7830308835636165685?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/7830308835636165685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=7830308835636165685' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/7830308835636165685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/7830308835636165685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/beyaz-di-jack-london.html' title='Beyaz Diş ( Jack London)'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-2409778546303331575</id><published>2008-03-29T01:51:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T01:51:37.098-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunadan uçan kuş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><title type='text'>Tunadan Uçan Kuş ( Gülten Dayıoğlu)</title><content type='html'>Kitabın Adı: Tuna ‘dan Uçan Kuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın Yazarı: Gülten DAYIOĞLU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayın Geçtiği Yer: Tuna nehri kıyısı, Nemçe Sancağı sınırları (Pirak çiftliği).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Kişiler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boris: Aklı, güzelliği, yetenekleri ile dillere destan bir çocuktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Kitabın Özeti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boris, tuna kıyılarında yaşayan, çok akıllı ve olağanüstü yeteneklere sa*hip bir çocuktu. Padişah fermanıyla devşirmeye alındı. Zorla annesinin kollarından ko*parılan Boris, Başkent İstanbul’a götürülürken, Turnacıbaşı’nın elinden kaçtı. Daha sonra,azılı eşkıya Dramalı Deli Hüseyin’e tutsak oldu. Afrika’da köle pazarlarında sa*tılarak kendini Habeşistan sarayında buldu. Diri diri gömülme pahasına buradan kurta*rıldı.Yeniden İstanbul’a getirildi. Adı değiştirilip “Behram” oldu. Kısa sürede Padişa*hın gözüne girdi.Topkapı Sarayı’nda, Enderun okulunda eğitim görerek, yükselmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behram, Tuna’dan uçan bir kuştu. Asya, Afrika, Avrupa göklerinde yıllar yılı kanat çırptı. Soluk kesici serüvenlere daldı. Başından akla gelmedik olaylar geçti. Sonra bir gün kanadı kırıldı. Ama, o yılmadı. Yaşamı boyunca zihin, bellek ve gönül kanatlarıyla uçmayı sürdürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devşirmelikten Osmanlı Başvezirliğine yükselen Boris, en sonunda yurduna döndü. Burada halka eğitim hizmeti verdikten sonra, hayata gözlerini yumdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Kitap Hakkındaki Düşüncelerim: Bu kitap; aklı ve yetenekleriyle ünlü Boris’in acıklı, heyecanlı serüvenini akıcı bir dille bizlere aktarmıştır. Bu kitabı arkadaşlarıma tav*siye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Yazar Hakkında Bilgi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜLTEN DAYIOĞLU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1935 yılında Kütahya’nın Emet ilçesinde dünyaya gelen Gülten DAYIOĞLU, ilk ve orta öğrenimini, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaptıktan sonra, İstanbul Atatürk Lisesi’ni bitirdi. Bir süre İstanbul Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Dışarıdan sınavlara girerek ilkokul öğretmeni oldu. 15 yıllık hizmetten sonra, 1976 yılında istifa ederek öğretmenlikten ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 yaşlarında yazı denemelerine başlayan Dayıoğlu, ilk kez 1963 yılında DÖL adlı öyküleriyle yazı hayatına atıldı ve 1964 – 1965 Cumhuriyet Gazetesi Yunus NADİ öykü ödülünü aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dünya Çocukların Olsa” adlı çocuk romanı, 1986’da Almanya Yayıncılar Birliği’nce “Gençliğe yarın umudu veren” diye tanımlanan dünyaca ünlü üç yüz çocuk kitabı dizisine seçilmiştir. Yazarın Tomurcuk dizisi (1984 – 1985) adıyla yayınlanan uzun öyküleri şunlardır: Azat Kuşu, Şenlik Günü, Kır Gezisi, Uçan Motor, Deli Bey, Sıcak Ekmek, Uçurtma, Kumluktaki Yavru Martı. Gülten DAYIOĞLU ayrıca, Ayşegül (Caroline) adlı çocuk kitapları dizisinin on altı kitabını Türkçe’ye uyarlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın roman, öykü, radyo ve televizyon oyunları yanında, yurt dışındaki işçi çocuklarının eğitim ve öğrenimlerine ilişkin sorunlarını içeren inceleme yazıları Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde yayınlanmıştır. Çalışmalarını yoğun bir biçimde sürdüren Dayıoğlu’nun son olarak, yurtdışından kesin dönüş yapan işçi ailelerinin köy, kent, kasaba ve gece kondu kesimlerinde topluma uyum sorunlarını konu eden Geriye Dönenler yayınlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-2409778546303331575?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/2409778546303331575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=2409778546303331575' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2409778546303331575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2409778546303331575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/tunadan-uan-ku-glten-dayolu.html' title='Tunadan Uçan Kuş ( Gülten Dayıoğlu)'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-4563811068839663595</id><published>2008-03-29T01:50:00.002-07:00</published><updated>2008-03-29T01:51:12.152-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaprakdökümü özet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><title type='text'>Yaprak Dökümü ( Reşat Nuri Gültekin)</title><content type='html'>KİTABIN ADI YAPRAK DÖKÜMÜ&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI REŞAT NURİ GÜNTEKİN&lt;br /&gt;YAYIN EVİ İNKILAP VE AKA&lt;br /&gt;BASIM YILI 1983&lt;br /&gt;SAYFA SAYISI 144&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.KİTABIN KONUSU:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlence,gereksiz yere para harcama ,modaya olan düşkünlük ve gereksiz yere para harcanması sonucu bir ailenin yaşadığı maddi sıkıntılar ve bunun sonucu dağılan bir aile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.KİTABIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Rıza Bey,kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmayı istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder;üsküdardaki evine çekilir.Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur;evin bütün yükü onun üzerine biner.Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur.Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra Şevket,Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir.Eğlenceye düşkün olan bu kadın,birbirinden genç,güxel ve hareketli,meraklı olan Necla ve Leylay’nın da karakterini bozar.Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar.Evde sık sık partiler düzenlenir.Hayriye Hanım,sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur.Şevkette olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde gün geçtikçe itbarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünse de başaramaz.Eğlence ve toplantılar için lüzumsuz para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar.Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı’na yaşlı,dul bir adama gelin gider.Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır;sonra ödeyemez,hapse atılır.kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferhunde’nin kaçışı ile Leyla ve Necla bocalarlar.Evde hakimiyeti yine Ali Rıza Beyin eline geçer;toplantılara ve eğlencelere son verilir.Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir;sırf bu havadan kurtulmak için Necla zengin bir Suriyeli ile evlenir.fakat Suriyede mutlu olamaz ve babasının kendisini kurtarması için mektup yazar.Bu arada Leyla kötü yola sapar. Ali Rıza Bey kızını evden kovar. Daha sonra Leyle bir avukatın metresi olur. Leyla da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leyle yüzünden kocasına sık sık sitemde bulunur. Ali Rıza Bey, Adapazarı’na, Fikret’in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz. Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul’a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leyle onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim’deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ANA FİKRİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı eğlence, moda ve zenginlik düşkünü olmanın ve gereksiz yere para harcamanın bir aileye yarattığı güçlükler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN OLAY VE ŞAHISLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Rıza Bey : Şair ruhlu, içine kapanık, kendi halinde, dürüst biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayriye Hanım : Ali Rıza Bey’in karısı. Sessiz, sakin ve kocasına bağlı, zorluklara ve güçlüklere göğüs geren bir kadındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şevket : Babası (Ali Rıza Bey) gibi iyi yetişmiş, karakterli ve ailesine bağlı bir gençtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferhunde : Eğlenceye çok düşkün, hafif meşrep bir kadındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necla : Eğlence ve modaya düşkün zengin olma hayali kuran bir genç kızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leyla : O da Necla gibi , eğlenceye çok düşkün, meraklı bir genç kızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikret : Ali Rıza Bey’in en büyük kızı. Ailesine bağlı dürüst bir genç kızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğum bu romanda yazar konuyu çok gerçekçi ve akıcı bir dille anlatmış. Bu da bana okuduğum zaman çok büyük bir zevk verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi.&lt;br /&gt;Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-4563811068839663595?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/4563811068839663595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=4563811068839663595' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/4563811068839663595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/4563811068839663595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/yaprak-dkm-reat-nuri-gltekin.html' title='Yaprak Dökümü ( Reşat Nuri Gültekin)'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-2766336291042940866</id><published>2008-03-29T01:50:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T01:50:37.103-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><title type='text'>Dudakdan Kalbe (Reşat Nuri Gültekin)</title><content type='html'>DUDAKTAN KALBE (REŞAT NURİ GÜNTEKİN) KİTAP ÖZETLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ADI : DUDAKTAN KALBE&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI : REŞAT NURİ GUNTEKİN&lt;br /&gt;YAYIM EVİ : İNKİLAP ve AKA KİTABEVLERİ KOLL. ŞTİ.&lt;br /&gt;ADRESİ : ANKARA CAD. NO:95-İSTANBUL&lt;br /&gt;BASIM YILI :ON DÖRDÜNCÜ BASIM,1987&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN KONUSU : Kitapta kemanist olan Kenan’ın yaşadığı aşklar ve bu aşkların kendi iç dünyasında uyandırdığı bazı duygulardan bahsediliyor.Sadece Kenanın değil aşk yaşadıgı bayanlardan da uzun uzun bahsediliyor.Aşkın kişilerin duygu ve düşüncelerinde nekadar etkili oldugunu kendisine bu kitap ana fikir olarak almış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ: Kitabımızın kahramanı Kenan hayata tamamen bahtsız olarak başlayan ve cevresindeki birçok çocuktan farklı karaktere sahip bir şahsiyettir.Onun şanssızlığı annesinin ;ailesinin bütün baskılarına karşın; etrafınca serseri olarak nitelendirilen bir adamla evlenmesiyle başlamıştır. Kenan’ın annesi tarafı aslında zengin olarak nitelendirilebilecek bir ailedir.Annesinin ,babasıyla evlenmesinin ardından anne tarafı onu mal varlığından men etmiştir.Zaten bu durum da ilerde onara problem teşkil edecek bir durum olacaktır.Zaman ilerler ve Kenan’ın babası marifetini gösterir ve hapishaneye düşer.Artık Kenen ve ailesi tarafından dışlanmış olan annesi Melek Hanım yalnızlardır.Artık geçim sıkıntısı baş göstermiş daha doğrusu iyice artmış durumdadır.Yapacak birşeyin kalmadığını anlayan annesi ailesinden yardım ister .Ancak ailesinin de durumu eskisi gibi pek parlak değildir.Lakin annesinin ağabeyi Saip Paşa’nın durumu iyi denilebilecek seviyededir.Ve ağabeyi onları yanına kabul eder.Ama bunun anlamı onları şevkatle değil bilakis kan bağından dolayı kabul etmiştir. Ona göre Kenan en geç üç seneye kadar babasıyla aynı akıbeti paylaşacaktır.Onu tamamen hor görmekte hatta zaman zaman hırsızlıkla itham etmektedir.Bu durum karşısında Kenan’ın annesi mecburiyetten başı önde acılı yüreği kor içinde her geçen gün daha da eriyip gitmektedir.Kenan bu süre zarfında da keman dersleri alıyordur.Elbette bu keman dersleri öylesine parasız bir kurstur ama bu basit kurs ondaki cevherin açıga çıkması için yeterli olacaktır.Dayısı her duruma olduğu gibi bu duruma da itiraz ederek ona mani olmaya çalışır. Ama onaki istek ve şevk onun geleceğin en başarılı vizörü yapacaktır. Dayısı onu kendince kurtarmak için İstanbul’a mühendis mektebine göndermeye karar verir ve biçare Kenan bu durum karşısında boynunu eğmekten öteye gidemez.Kenan Bozyakayı terk ederken bir de masumane çocukluk sevdasını ,Leyla’yı bırakır.&lt;br /&gt;Leyla onun için umutsuz bir sevdadır çünkü; Kenan’a göre onlar ayrı dünyaların insanları idiler.Zaten bu aşkı onu en az etkileyenlerden idi.Bozyakada yani dayısı ile oturduğu bu kasabada onunla arkadaşlık edenlerden birisi de Şem’i Dede idi . Gerçektende dede denebilecek yaşta bir adamdı.Ama Kenan ile anlaşabilecek kadar da genç bir adamdır . Aslına bakılırsa Kenan öyle deli dolu bir delikanlı değildi.&lt;br /&gt;Zaman akıp gitmiş Kenan mektebi bitirmiş ve İstanbul’da kendisine bir ev tutmuştur. Artık İzmir’e de gitmek istemektedir. Zaten annesi Melek Hanım kızını evlendirmiş onların yanına gitmiştir.Birsüre sonra Kenan annesine Avrupa’ya bi arkadaşının yanına gideceğini söyler ve annesi Kenan’a tek mal varlığı olan Kemeraltı’ndaki dükkanlarını satarak para verir.Kenan Avrupa’dan dayısının tahmini üzere kısa süre sonra değil uzunca bir sürenin ardından ve dünyanın en saygın kemanistlerinden birisi olarak döner.Artık dayısı onu yerlere göklere sığdıramamaktadır.Ve Kenan Avrupa’dan döner dönmez onu yanına çağırır.Artık o kötü, buhranlı donem sona ermiştir.O artık Bozyakanın iftihar ettiği bir genç olmuştur.Artık yeni aşkların zamanı gelmiştir.Cavidan isminde komşuları Mimur Bey’in sayesinde tanıstıklarıbir kız vardır.Cavidan bir prensestir ama Kenan da artık dünyaca ünlü bir sanatçıdır yani birbirlerine uygundurlar.Bu sırada Kenan ,Nimet Hanım ıle tanışır ve zamanla bu olay aşka dönüşür.Kenan bu durumdan hem memnun hemde bi okadar rahatsızdır, zira artık o Cavidan ile nişanlı sayılmaktadırlar.Buluşmalarında Hikmet Hanım yanında sürekli olarak bi kız çocuğuyla gelmektedir.Kenan bu durumdan rahatsızlık duymakta ancak Hikmet Hanıma göre ise bu kız buluşmaları için bir araçtır.Çünkü dışarıdan tepki çekmemeleri gerekmektedir.Zira Nimet Hanım evlidir. Bu çocuğun adı Lamia’dır.Bu kız çocuğuna Kınalı Yapıncak demektedirler.Lamia onların aralarındaki aşktan haberdardır ancak onlara dahi bu durumu belli etmemektedir.Sarı saçlı bu guzel kız akrabalarının yanında ,onların çocuklarına dadılık yaparak hayatını geçiren ve ailesini kaybetmiştir. Bunları öğrenen Kenan artık bu kıza acımaya başlamıştır.İleride bütün kalbiyle bağlanacağı kıza o zamanlarda böylesine bir duygu beslemektedir.Tabiki Kenan’la Kınalı yapıncağın Nimet Ablasının arasındaki aşkta son bulur . Bu dönem zarfında Lamia ile Kenan arasında da bir yakınlaşma başlamıştır.Musiki hastası ve her denileni koşulsuz kabul eden bu kız ile bizim çapkın ve kendi iç dünyasında boğuşup ,neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışan kemanistimiz arasında bir aşk başlamıştır.Bu aşkın bir meyvesi olarakta bir çocuk olmuştur ,yanlız Lamiadan başka kimse bu çocuğun kinden olduğunu bilmemektedir.Kenan bu sürede evlenmiş ve Cavidan ile yaşamaya başlamıştır. Kenan Lamia kadar Cavidanı da seviyor ve onun aşkına saygı göstermektedir.Bu çocuk olayı ortalığı karıştırır. Yanında kaldığı akrabaları onu Kütahya’ya gönderir.orada akrabalarının yanında kalır . ancak o artık lekeli sayılmaktadır.Evde de genç kızı aksilikler bırakmamaktadır.Eniştesi Rasih Bey ve karısı Mahmure’İn iyiliği ve onların sadeti için Mahmure’nin sevdalısını kendi sevdalısı gibi gösterir.Artık o gerçektende lekelidir.Herşey burada bitmez,Rasih Bey Lamia’ya göz koyar.Evde kimsenin olmadığı bir gün üzerine atlayan eniştesini öldürür.Ancak ceza almaz . Artık o evde de kalamayacağı için akrabaları onu İmam Hakkı Efendi’nin yanına verirler.Bu arada bazı kısmetleride çıkmaya başlamıştır ve Kütahya’ya gelirken trende gördüğü ve daha sonra karşı komşuları olan Binbaşı Kemal ile evlenir. Tabiki Lamia halen ilk aşkı Kenan’I sevmektedir lakin bu durumlara dayanamamıştır.Kemal Beyle mutlu günler geçiren Lamia’nın mutlu hayatı ,Kemal Bey’in İstanbul’dan gelen akrabası ve Kenan’ın arkadaşı olduğunu öğrendiği Vedat’la yeniden bozulur.Çünkü adları aşığa çıkar.Bu durumda Kemal Bey ,Lamia’yı boşar.&lt;br /&gt;Bu arada Kenan ile Cavidan’ın evlilikleri devam etmektedir.Ancak Kenan ,Kınalı Yapıncağını unutamamaktadırve aralarındaki evlilik bir gün Lamia’yı , Vedat’ın muayenehanesinde görünce sona erer.Bu arada Kenan annesini de kaybetmiştir.Artık eser veremeyecek kadar hayattan sıkılmıştır.Bu buhranın içinden onu yine kurtaracak olanı Lamia olarak görür.Ancak Lamia artık eskisi gibi değildir.O da hayattan sıkılmıştır ,tek tutunacağı dalı çocuğu Mebrure kalmıştır.Artık hiçbirşey eskisi gibi değildir ve olmayacaktır da.Kenan’ın dediği gibi onlar için artık ’günlerin güneşi gibi gecenin mehtabı da sonuk, cansız, yürek üzücü…’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANA FİKİR :Kitapta aşkın insan üzerindeki etkisinin nekadar büyük olduğunu ve bazen insanın başına neler açabileceği üzerinde durulmuş.Kitabın ana fikrini bu olgu oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KENAN:Hayata şanssız başlamış ama çalışma hırsıyla yükselmiş bir şahsiyettir. En önemli özelliği duygusal oluşu.Annesine çok bağlı ,onun ölümü onu çok yıpratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LAMİA:Bizim Kınalı yapıncağımız hayattan çok çekmiş ama dayanmasını bilmiş ve fedakarlığın timsali olmuştur.O da aşkı gibi duygusaldır.Musikiye düşkünlüğü ile tanımlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAVİDAN:Cavidan herşeyden önce bir prensestir . Duygu ve düşünceleri de bu ölçü de büyüktür. Kenan’ı sevmektedir ama evliliklerini devam ettirememiştir.Soğukkanlı olarak tanımlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAİP PAŞA:Hayatında en önemli gördüğü olgu belediye reisliği. Sakatlandıktan sonra o işi de bırakmak zorunda kalır.Kenan’a olan düşkünlüğü o meşhur olduktan sonra artmıştır.Katı gibi görünen ama aslında öyle olmayan birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİNBAŞI KEMAL BEY:Genel karekteri iyi birisidir.Lamia’yı sevmiştir ama Vedat olayı ondaki sevgiyi bitirmeye yetmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NİMET HANIM:Evli olmasına rağmen Kenan ile bir aşk yaşamıştır.Onun bu aşk için Lamia’yı kullanması ise olumsuz bir davranış olarak değerleddirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VEDAT:Hayata komik yönleriyle bakmasını seven ve olayları içine atmayan iyi niyetli bir karekterdir.Lamia’nın başına gelenlerden kendisini sorumlu tutmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dudaktan Kalbe kitabı genel olarak akıcı bir kitaptır.Yazar normal olarak nitelendirilebilecek bir dil kullanmış.Karakter analizleri çok iyi yapılmış.Okuyucuyu bir sonraki bölüm hakkında düşünmeye sevk ediyor.Dönemin yaşam tarzlarını çok iyi yansıtmış.Ancak ara ara fazla süslemelere yer vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;REŞAT NURİ GÜNTEKİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü yazarlarımızdan Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul'da doğdu ve babası Doktor Nuri Bey'dir. Önce Çanakkale İdadisinde okuyan Güntekin daha sonra İzmir'de Fransız Frerler mektebine devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşat Nuri, 1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde edebiyat, Fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1939 ve 1943 yılları dneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947'de başmüfettişlik ve 1954'te Paris kültür ataşeliği (1954) yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşat Nuri Güntekin, hikaye, roman, gezi notları, oyun, mizah yazıları ve çeşitli konularda makaleler yazdı. İlk eseri olan "Eski Ahbab" adlı hikayesi, 1917 yılında Diken dergisinde çıktı ve sonradan kitap olarak basıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dönem Zaman gazetesine Temaşa Haftaları başlığı ile tiyatro eleştirileri yazdı çeşitli takma isimlerle (Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci dergilerinde Hayreddin Rüşdi, Sermed Ferid, Mehmed Ferid) hikayeler yayınladı. Reşet Nuri'nin bazı mizah dergilerinde farklı takma isimler kullandığı da görülmüştür. Ayrıca "Harabelerin Çiçeği" adlı eserini yine zaman gazetesinde Cemil Nimet adıyla yayınladı. Cumhuriyet'in yeni kurulduğu 1923-1924 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kelebek isimli haftalık bir mizah dergisi çıkardılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşat Nuri Güntekin, o zamanlar kendisine büyük ün kazandıran, bugün de çok iyi bilinen ve sevilen "Çalıkuşu" adlı romanını 1922 yılında yayınladı. Bu eser TRT televizyonu tarafından dizi haline getirildi ve büyük kitlelerce seyredildi ve sevildi. Yayınlandığı dönemde küçük yaşıma rağmen çok sevdiğim bu diziyi kaçırmazdım ve büyüklerim, olmayan ön dişlerim yüzünden "Çalıkusu" dediğim için benimle şakalaşırlardı. Reşat Nuri'nin eserlerinde toplumsal olayların ve aşkın iç içe olduğunu görüyoruz. Kahramanları gerçek hayattan kopuk değillerdir. Kitabın kahramanının yaşadığı olayları ve duyguları, işini ve burada yaşadıklarını gözardı etmeden yazar. Romanlarını kesinlikle samimi, sürükleyici ve çok güzel bir Türkçe ile kaleme almıştır. Reşat Nuri'nin eğlendirici mizahi öyküleri de vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşat Nuri Güntekin'in oyunlarından Yaprak Dökümü'de televizyona uyarlandığından yeni nesil hariç kimsenin yabancısı olmadığı bir eserdir. Burada da aşklar, entrikalar, mutluluklar ve gözyaşlarıyla dolu hayat yaşayan bir aile anlatılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşat Nuri Güntekin, Batılı bazı yazarlarından romanlar, hikayeler çevirmiş, oyunlar uyarlamıştır. Akciğer kanresinden tedavi olmak için gittiği Londra'da ölmüş (Aralık, 1956) ve cenazesi İstanbul'a getirilerek, Karacahmet Mezarlığında defnedilmiştir.&lt;br /&gt;Beyendiysen Repini Esirgeme Happy Hunting!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-2766336291042940866?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/2766336291042940866/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=2766336291042940866' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2766336291042940866'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2766336291042940866'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/dudakdan-kalbe-reat-nuri-gltekin.html' title='Dudakdan Kalbe (Reşat Nuri Gültekin)'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-1097479496096739050</id><published>2008-03-29T01:49:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T01:49:43.318-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><title type='text'>Acımak (Reşat Nuri Gültekin)</title><content type='html'>KİTABIN ADI :Acımak&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI :Reşat Nuri GÜNTEKİN&lt;br /&gt;KİTABIN YAYIN EVİ :İnkılap Kitapevi&lt;br /&gt;BASIM YILI :1989&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN KONUSU : Bir öğretmenin ,babasının günlüğünü okuyarak geçmişi ile ilgili doğruları bulması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :Zehra kasabanın en tanınan kişisidir.Çok iyi bir öğretmen olup sevilen birisidir.Fakat geçmişte yaşadılarından dolayı acıma duygusundan yoksundur.Bir gün Maarif Bey gelip bir mektup verir.İstanbul’dan cağrıldığını ve babasının çok hasta olduğunu söyler.Ama o bunu kabul etmez .Çünkü küçükken annesinin ,ablasının ve kendisinin başına gelen bütün olaylar hep onun yüzündendir.Belli bir süre sonra baskıya dayanamaz.İstanbul’a gitmek üzere trene biner.Trende hep babasının annesine ,ablasına bağırmasını,sarhoş sarhoş eve gelmesini düşündükçe ona nefreti artar.Üstelik komşuları olan Necip Bey ve ablasının o kadar iyiliğine karşın onlarlada kavga etmiştir.İstanbul’a gelipte verilen adrese gittiğinde yaşlı bir adam ve kadın onu beklerl.Onlar babasının öldüğünü söylerler.Ondan kalan birkaç eşya ve sandık verirler.Akşam uykusu gelmeyince kutuyu açar.Birkaç eşya ve bir günlük bulur.Günlüğü okumaya başlar.Günlük babasının ilk memur olduğu yıldan başlar.Birkaç yerden sonra tayini Diyarbakır’a çıkar.Burda annesiyle tanışır.Herkes onun kötü biri olduğunu söylemesine rağmen onla evlenir va kaynanasıyla İstanbul’a gelir.Burda karısının ve kaynanasının kötülüklerini yavaş yavaş öğrenir.Kavga etmeye başlarlar.Üstelik dolapları karıştırınca aşk mektupları bulur.Bu mektuplar komşusu Necip Bey’den gelmiştir.Bu olaya cok üzülür ve eve gelmemeye başlar.Necip Beyle kavga eder ;işten atılır.Sadece iki kızı için yaşamaktadır artık.Fakat annesi onu kızlarına karşı kötülemektedir.Ablası annesinin tutarsızlığından dolayı ölür.Diğer kızının da aynı duruma düşmemesi için evden kaçırır.Bir yurda yerleştirir.Belli bir süre sonrada karısı ve kaynanası ölür.Günlük burada biter.Bu olaydan sonra Zehra çok pişman olur.Artık bütün gerçekleri öğrenmiştir.Ayrıca acımayıda öğrenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ANAFİKRİ :Hayatımızda eş şeçimini çok iyi yapmalıyız.Eğer iyi şeçim yapamazsak ileriki hayatımızda başarılı olamayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARAKTERLER :&lt;br /&gt;Zehra :Çok iyi bir öğretmendir.Çok sevilmektedir.Fakat acıma duygusundan yoksundur.Babasına karşı olan nefreti daha sonra acıya dönüşmüştür.&lt;br /&gt;Mürşit Efendi :Cok iyi birisi olup dürüsttür.Herkese yardım etmeyi seven birisidir.Memurluk mesleğine çok düşkün birisidir.Fakat yanlış eş seçiminden dolayı mahvolmuştur. Kendine içkiye vermiş her şeyini kaybetmiştir.&lt;br /&gt;Annesi :Çok kötü birisi olup evlendikten sonrada kötülüklerine devam etmiştir.Üstelik kocasını aldatmıştır.&lt;br /&gt;Anneannesi :O da kızının kurbanı olmuştur.Fakat ister istemez bir süre sonra kızının yanında yer almıştır.Damadına kötülükler yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMAN HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :Kitap bize hayat dersi vermekle birlikte o zamanki durumuda göz önüne sermektedir.Kitap oldukça sürükleyici olup sıkmamaktadır.Dili ağır değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZAR HAKKINDA BİLGİ :&lt;br /&gt;REŞAT NURİ GÜNTEKİN&lt;br /&gt;1889 Yılında İstanbul’da doğmuştur ve1956 yılında Londra’da ölmüştür. Ünlü roman, hikaye ve tiyatro yazarıdır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat bölümü mezunudur. Öğretmenlik, müfettişlik, milletvekilliği ve Paris Kültür Ateşliği gibi görevlerde bulunmuştur.&lt;br /&gt;Hikaye ve tiyatro türlerinde eser vermiş, olan Reşat Nuri , asıl şöhretini romanlarıyla ve bilhassa Çalıkuşu romanıyla yapmıştır. Bu romanda ülkücü aydın bir genç kız tipi olan İstanbullu Feride, kültürlü, ahlaklı, fazileti ve şefkatiyle, önceleri kendisine birazda şüpheyle bakan bu insanlarla kaynaşmayı başarmıştır. Bu bakımdan Çalıkuşu romanı, yazarını gölgede bırakan bir şöhret kazanmıştır. Feride Anadolu’ya ışık götürecek genç öğretmen hanımlarının örnek tipi haline gelmiştir.&lt;br /&gt;Reşat Nuri, realist(gerçekçi) bir romancımızdır.Batı’dan aldığı teknikle yerli olay ve şahısları anlatmıştır. Memleketimizin çeşitli yerlerinde, toplumun çeşitli zümre ve tabakalarına mensup insanlar arasında geçen acı-tatlı hayat sahnelerini eserlerinde canlandırmıştır. Canlı, renkli ve tesirli bir üslubu vardır. Dili akıcı, temiz bir İstanbul Türkçesidir. Eserleri görgü ve tecrübeye dayanmaktadır.&lt;br /&gt;Bütün büyük ve hakiki romancılar gibi, Reşat Nuri de gerek Anadolu gerçeklerine, gerekse üzerinde durduğu diğer mesleklere gerçekleri saptıran peşin hükümlü bir gözle bakmamıştır. İnsanı insan olarak ele almış, objektif bir gözlem ve değerlendirmeye tabi tutmuştur.&lt;br /&gt;ESERLERİ: Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi, Acımak, Damga, Kızılcık Dalları, Eski Hastalık, Miskinler Tekkesi, Anadolu Notları 1-2, Yaprak Dökümü, Ateş Gecesi, Bir Kadın Düşmanı, Gökyüzü, Değirmen, Yeşil Gece, Olağan İşler, Gizli El, Haberlerin Çiçeği, Sönmüş Yıldızlar, Tanrı Misafiri, Kan Davası, Kavak Yelleri, Leyla İle Mecnun, Son Sığınak, Hançer, Hülleci, Bir Köy Öğretmeni, Balıkesir Muhasebecisi, Tanrı Dağı Ziyafeti, Eski Şarkı, Hz. Muhammed’in Hayatı, Kahramanlar, Don Kişot, Yabancı, Atlı Adam, Bir Fakir Delikanlı, La Dam O Kamelya, Evham, Hakikat, İtiraf,&lt;br /&gt;Beyendiysen Repini Esirgeme Happy Hunting!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-1097479496096739050?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/1097479496096739050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=1097479496096739050' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1097479496096739050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1097479496096739050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/acmak-reat-nuri-gltekin.html' title='Acımak (Reşat Nuri Gültekin)'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-1844524124856380445</id><published>2008-03-29T01:48:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T01:49:10.884-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><title type='text'>Kiralık Konak</title><content type='html'>TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ&lt;br /&gt;KİTAP ÖZETİ FORMU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ADI KİRALIK KONAK&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU&lt;br /&gt;YAYINEVİ VE ADRESİ İLETİŞİMYAYINLARI CAĞALOĞLU, İSTANBUL&lt;br /&gt;BASIM YILI 20. BASKI 1999, İSTANBUL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.KİTABIN KONUSU:&lt;br /&gt;Kitapta nesiller arasındaki çatışma yansıtılmıştır. Nesiller arasındaki uçurumdan ve hızlı değişimin getirdiği ahlak buhranı anlatılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.KİTABIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;Naim Efandi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir serveti vardı. Büyük bir itina ile idare ediyor ve koruyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. &lt;br /&gt;Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli toplantıları, dostlar arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak bir tarafa, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi bile anlamıyordu.&lt;br /&gt;Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatı ve huzuru iyi durumdaydı. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine kızı Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanımı hiçbir yönüyle annesine benzemiyordu.&lt;br /&gt;Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak konak içerisinde işleri istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık dostu idi. Bu yaşında birçok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarını bilen Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe, ince ve çolak vücudu, ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, değişim içerisindeydi.&lt;br /&gt;Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri güzel giyinir, kuşanır ve tam beşte konağın salonunda az görülen bir hanımefendi gibi ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve birçok şiiri bazı dergilerde çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir okul çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşte Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın önemli şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir zerafet vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki ilişkinin bir arkadaşlık derecesinden fazla olması genç kızın bütün arkadaşları bilirdi. Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen birşey oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkünse, Seniha’yı da o kadar arıyordu. Seniha’ya kendini o kadar bağlı hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Suratında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha “Ne var? Ne oldu?” demek isteyen gözlerle Faik Bey’ e baktı. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi. Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı ve hayatında ilk defa ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada güzellik bir hayal, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. Güzel bir yüze iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç yeterliydi. Seniha kalbinin bu bir günlük hesaplaşmasından epeyce değişmiş çıktı. &lt;br /&gt;Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendi’nin yanına taşınma fikri ortaya çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı, huzuru kaçtı. Selma Hanımefendi kararında o kadar katıydı ki hiçbir şekilde bunun önüne geçmek mümkün değildi. Naim Efendi; “Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim?” diyordu. Selma Hanım; “Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün.” diyordu.&lt;br /&gt;Konak, Naim Efendiyle beraber, hergün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla sarsılak açılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. KİTABIN ANAFİKRİ:&lt;br /&gt;Bazı şeyleri kazanmak ve korumak epeyce zaman alır ama onları kaybetmek çok kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;Naim Efendi: Çok zengin ve zengin olduğu kadar da hesaplı bir kişidir. Çok önemli yerlerde çalışmış ve çok önemli bir kariyere sahip olmuştur. Ama devamlı bir değişim içerisinde olan bir ülkede eskiden kelme bir şahsiyet olduğu için bazı konulara uzak kalmıştır hatta gençlerin konuştuğu Türkçe’nin çoğunu anlamamaktadır. Eğlenceyi seven, neşeli bir insandır.&lt;br /&gt;Seniha Hanım: Körpe, ince, çevik, ipekböceği gibi sürekli bir değişim halindedir. İlk başlarda cıvıl cıvıl bir kız olmasına rağmen zamanla çok değişir. Kimseyle görüşmez, kimseye bir şey söylemez olur.&lt;br /&gt;Faik Bey: Aileyi uçuruma sürükeyen kişidir. Zevklerine göre yaşayan ve insanların umrunda olmadığı varlıklı bir ailenin oğludur.&lt;br /&gt;Hakkı Celis: Senihayı sevmiştir fakat karşılık bulamayınca içine kapanmıştır. Kimseye sır vermeyen birisidir. İnsanlardan kaçmaya çalışmaktadır, yalnız kalmak ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;Bir töre romanıdır. Üç neslin çatışması anlatılmıştır. Olay kapalı ve dar bir çevrede geçtiği için nesiller arasındaki uçurum, hızlı değişimin geyirdiği ahlak buhranı usta bir biçimde sergilenmiştir. Kitap akıcı ve sürükleyicidir.&lt;br /&gt;6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:&lt;br /&gt;Kahire’de doğdu. Manisa’nın karaosmanoğulları ailesindendir. Öğrenimini bir Fransız oklulunda tamamladı. II.Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a geldi. Fecri Ati topluluğuna katıldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başladı. Üsküdar Lisesinde felsefa dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek Batı Cephesi’nde bulundu. Deneme, makale, anı, oyun türlerinde eserler veren Yakup Kadri, daha çok romanlarıyla tanındı. Romanlarının konusu tarihsel ve olaylar olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESERLERİ : &lt;br /&gt;Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panaroma, 2 cilt, Hep O Şarkı. Hikaye Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri. &lt;br /&gt;Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-1844524124856380445?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/1844524124856380445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=1844524124856380445' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1844524124856380445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1844524124856380445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/kiralk-konak.html' title='Kiralık Konak'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-7771623506260099928</id><published>2008-03-29T01:47:00.003-07:00</published><updated>2008-03-29T01:47:58.545-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİTABIN ADI: ESKİCİ VE OĞULLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>Eskici Ve ogulları / orhan kemal</title><content type='html'>KİTABIN ADI: ESKİCİ VE OĞULLARI&lt;br /&gt;YAZARI: ORHAN KEMAL&lt;br /&gt;YAYIN EVİ: REMZİ KİTABEVİ&lt;br /&gt;BASIM YILI: 1985&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN KONUSU:&lt;br /&gt;Eskici ve Oğulları’nda topal eskici ile iki oğlunun özlemlerini,düşlerini,bu özlemlerle düşleri gerçekleştirmek için verdikleri savaşı ve sonunda ellerinde avuçlarında kalanı da yitirirek çöküşlerini anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ:&lt;br /&gt;Topal eskici,Trablus’ta savaşırken sol bacağını kahpe bir İtalyan kurşununa verir.Gençliğinde kundura tamirciliği ve demircilik öğrenmiştir.Kurtuluş savaşı’ndan sonra bir süre eskicilik yapar.İşleri gayet güzeldir.Bir zaman sonra kunduracılık üzerine işler tasarlar.Bunun üzerine Çukurova’nın zengin köylerinden birine göçer.Eskicilikten bıkmıştır.Demir araçların onarımıyla uğraşacaktır.İşler iyi gider,İkinci Dünya Savaşı bitip de renk renk, biçim biçim traktörler akmaya başlayınca Topal’ın işleri bozulur:Memleket ziraatinin işi bundan böyle Amerikan makineleriyle görülecekti.Orta Çağdan kalma köhne demirci dükkanlarına ne ihtiyaçları vardı.Köyle ilişiğini keser kentin yolunu tutar.Kent değişmektedir:Yeni apartmanlar, oteller, asfalt yollar…Ve Topal yeniden eskiciliğe başlar.Büyük oğlunun çalıştığı fabrika işi paydos edince ve büyük oğlu üç çocuğuyla ortada kalınca, geçinmek adamakıllı güçleşir.Baba ve iki oğul eskici dükkanında çalışmaktadır ama Dokuz boğazı beslemiyor bu dükkan, zorla değil ya!&lt;br /&gt;Babasının küfürlerinden ve başının çaresine baksın sözlerinden bıkan büyük oğul tohumlu pamuk toplamaya karar verdi.Küçük oğul da katılır bu karara Ve hemen düşlere başlar:Kışın ağasıyla kendi hesaplarına açsalar eskici dükkanını… Hiç olmazsa vara yoğa bağırıp çağırması, pis pis küfürleriyle babası yoktur başlarında.İki kardeş, güle oynaya, çalışır akşamları da…Dükkanda kapanıp kalmak zorunda değildirler.Haftada bir iki gün kafaları çekseler, geri kalan günlerde sinemaya, tiyatroya gider; vakit geçirirler.&lt;br /&gt;Madem eskicilik fosladı, işi ısmarlamacılığa, toptancılığa dök.Dükkanım var makinem var, kalıplarım herbir şeyim tamam.Eksik olan sermaye mi? diyen Topal, oğullarıyla birlikte pamuk toplamaya giderse, hep birlikte çalışarak gereksindikleri sermayeyi sağlayabilaceklerine inanır.&lt;br /&gt;Bir sabah boyaları dökük bir kamyon gelir; tekmil mahalle kapılara, pencereler dökülmüştür.Dokuz kişilik aile pamuk toplamak için yola düşer.Sarı sıcak, sivri sinekler… Hepsi sıtmaya yakalanır.Önce Topal başlar şikayete:Ne dedik de geldik buralara?Yazısı da yabanı da bataydı.Bizim harcımız mı bu? Kötü çalışma koşulları, yoksulluk, sıtma aileyi birbirine düşürür:Topal karısı ve kızıyla kente döner.&lt;br /&gt;İki oğul güçleri yettiğince dayanırlar.İşin acemisi olduklarından fazla pamuk toplayamazlar.Topladıkları pamuk aldıkları avansın ancak yarısını karşılar.Şimdi ne yapacaklardı?Şehre birkaç kuruş parayla dönüp tekerlekli dükkan açmaktan geçmiş, borçlarını nasıl ödeyeceklerini, bu işin içinden nasıl çıkacaklarını düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;Bundan böyle küçük oğlu da bugün bulduğunu bugün yiyordu.Sonunda küçük oğul da büyük oğul ve ailesi de, hasta, bitik, nerdeyse ölüm döşeğinde, kente dönerler.Topal’ın babalık duyguları coşar, varını yoğunu çocukları için harcar.Eskici dükkanını olduğu gibi devredip borçlarını öderler.El elde, baş başta kalmıştı.Dokuz kişiye ekmek yediremeyen eskici dükkanı da elden gitmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ANA FİKRİ:&lt;br /&gt;Zengin insanların da birgün fakirlikle karşılaşabileceği düşüncesini vurgulayan bu kitap, içinde bulunduğumuz iyi durumun elbet birgün bozulabileceğini anlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KATAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;Topal: Çok paragöz, hava yapmayı seven bir kişiliğe sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topal’ın çocukları: Babalarını fazla sevmeyen, kendi kafalarındadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topal’ın damadı: Namusuyla fabrikada çalışıp para kazanan, evine düşkün birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylar, aile kavramını bozulmasını anlatır. Aile bağlarının tamamen koptuğunu gösterir .Genel itibariyle konu anlatılırken yazar karamsar bir dil kullanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br /&gt;Kitap çok akıcı olmamakla birlikte biraz sıkıcı bir kitap. Fakat konu itibariyle günümüz aile yapısındaki bozuklukları anlattığından dolayı başarılı buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:&lt;br /&gt;Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal, 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Babası, 1920-1923 döneminde birinci B.M.M.’de milletvekilliği, 3 Mayıs 1920’de Vekiller Heyeti’nde Adliye Bakanlığı yapan ve 26 Eylül 1930’da Adana’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kuran Abdülkadir Kemali Bey’dir. Partisinin kapatılması üzerine 1931’de Suriye’ye kaçan babasının yanına ailece gidince, orta son sınıftaki öğrenimini yarım bıraktı. Daha sonra burada bir basımevine işçi olarak girdi. Bir yıl kadar Suriye ve Lübnan’da kaldı. 1932’de Türkiye’ye dönünce, Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık, katiplik, ambar memurluğu yaptı. 5 Mayıs 1937’de evlendi. Nisan 1938’de kızı Yıldız doğdu. Aynı günlerde Niğde’de askerlik görevine başladı. Burada, “yabancı rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik” suçundan yargılanarak, 27 Ocak 1939’da beş yıla hüküm giydi Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yattı.&lt;br /&gt;1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’nde Nazım Hikmet’le tanıştı. 26 Eylül 1943’te tahliye olunca Adana’ya döndü. Karataş’ta toprak taşıma işinde bir ay amelelik yaptı. 14 Nisan 1944’te Devlet Demiryolları’nda “muvakkat hamal”olarak çalıştı. Aynı yılın haziranın da Güzel İzmir Nakliyat Ambarı’nda iş buldu. Bir sure sonra bu işten de çıkarıldı. 1945 yılı yazında Kilis’e giderek, kalan 35 günlük askerlik görevini tamamladı. Çorum’a sürgüne gönderildi. Babasının, dönemin başbakanı Recep Peker’e telgraf çekmesi üzerine, 26 Ekim 1946’da bırakıldı. Adana’ya dönünce sebze nakliyeciliği, Verem Savaş Derneği’nde katiplik yaptı. Bir süre sonra işsiz kaldı. 17 Nisan 1950’de ailece İstanbul’a yerleşti. İstanbul’da geçimini yazarlıkla sağladı. 7 Mart 1966’da bir ihbar üzerine iki arkadaşıyla birlikte tutuklandı. “Hücre çalışması ve komünizm propagandası’ yaptıkları gerekçesiyle tevkif edilerek Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. 7 Nisan’da Türk Edebiyatçılar Birliği, Gen-Ar Tiyatrosu’nda 30. sanat yılı nedeniyle bir jubile düzenledi. Toplantıda Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal ve James Baldwin birer konuşma yaptı. Bilirkişice verilen; “suç teşkil eden bir cihet bulunmadığı hususundaki rapor üzerine 13 Nisan 1966’de serbest bırakıldı. 17 Temmuz 1968’de bu davadan beraat etti.Bulgar Yazarlar Birliği’nin çağrısı üzerine gittiği Sofya’da, tedavi edilmekte olduğu hastanede 2 Haziran 1970’te öldü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-7771623506260099928?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/7771623506260099928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=7771623506260099928' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/7771623506260099928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/7771623506260099928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/eskici-ve-ogullar-orhan-kemal.html' title='Eskici Ve ogulları / orhan kemal'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-1086124310671674610</id><published>2008-03-29T01:47:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T01:47:27.893-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nutuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nutuk özeti'/><title type='text'>Nutuk özeti</title><content type='html'>KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;Nutuk yeni Türkiye devletinin yazılan ilk tarihidir. Yazarı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Yaptığı tarihi gelecekteki Türk insanına tanıtabilmek amacıyla bu kitabı kaleme almıştır.&lt;br /&gt;Nutuk: Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim tarihleri arasında Ankara da toplanan İkinci Kongresinde okunmuştur. Konuşma otuz altı buçuk saat sürmüştür.&lt;br /&gt;Nutuk 1919’dan başlayarak 1927 ye kadar olan tarih dilimini incelemektedir. Bu dönem üç bölümde ele alınmıştır.&lt;br /&gt;1. Kuva-i Milliye (Ulusal güçler) Dönemi&lt;br /&gt;Nutukta yeni Türkiye Devletinin kuruluşu anlatılmaktadır. Yeni Türk devletinin kurulmasındaki maksat da şu şekilde açıklanmıştır: Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu da tam bağımsız olmakla sağlanabilir. “Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileriye gidemez.” demiştir ve Mustafa Kemal Atatürk şu sözleri söylemiştir “Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.” Diyerek kurtuluş isteyenlerin parolasının “Ya bağımsızlık ya ölüm olduğunu “ söylemiştir. &lt;br /&gt;Burada devlet kurmanın zorlukları görülmektedir. Atatürk Samsun’a çıktığı anda ülkenin genel durumu; Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk savaşta yenilmiş Osmanlı Ordusu zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes imzalanmış, ulus yorgun ve bitkin bir durumda, ulusu ve ülkeyi savaşa sürükleyenler yurttan kaçmış, padişah ve halife soysuzlaşmış, kendini ve tahtını koruyacak alçakça önlemler araştırmakta, hükümet yüzsüz, onursuz, korkak, ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta, yurdun dört bir yanındaki topluluklar devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlardı. Bu şekilde açıkladıktan sonra ulus egemenliğine dayanan kayıtsız şartsız yeni bir devleti kurmak için izlediği politikayı, karşılaştığı güçlükleri bunalımları ve çatışmaları anlatmaktadır. Bu haliyle Nutuk, sömürgeci devletlerin altında yaşayan uluslara kurtuluş yolunu gösteren bir yapıt özelliği taşımaktadır.&lt;br /&gt;2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi:&lt;br /&gt;Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açılmış ve o günden sonra tüm askeri ve sivil makamların ulusun başvuracağı en yüce katın Meclis olacağını halkına bildirmiş ve Meclis, Mustafa Kemal Atatürk’ün açık ve gizli oturumlardaki bir iki gün süren açıklamaları ve konuşmalarından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçmiştir.&lt;br /&gt;3. Cumhuriyet Dönemi :&lt;br /&gt;Atatürk İsmet Paşa ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladı. Bu tasarıdaki 20 Ocak 1921 tarihli anayasanın devlet biçimini saptar maddelerini değiştirerek birinci maddenin sonuna “Türkiye Devletinin Hükümet biçimi Cumhuriyettir” cümlesini ekleyerek maddeyi değiştirmiştir ve yapılan Meclis toplantısında Anayasanın Değiştirilmesi ile ilgili maddenin görüşülmesi kabul edildi. Toplantı sonunda yasa birçok milletvekilinin “Yaşasın Cumhuriyet” söylemleri ile kabul edildi ve böylece 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Oylamada Mustafa Kemal Atatürk toplantıya katılan yüz elli sekiz kişinin tümünün oylarını alarak Cumhurbaşkanı seçildi.&lt;br /&gt;Nutuk sömürge ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya yardımcı olacak bir program niteliğindedir. Bu eser okunduğunda Türk kurtuluş savaşının bir askeri savaş olduğu kadar bir düşünce savaşı da olduğu görülmektedir. &lt;br /&gt;Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün halkına verdiği bir hesap pusulasıdır. Çünkü ulusal kurtuluş savaşı boyunca o halkıyla birlikte olmuştu ve halkına “Hayat demek savaş ve çarpışma demektir. Hayatta başarı yüzde yüz savaşta, başarı kazanmakla elde edilebilir. Bu da manevi ve maddi güce dayanır. İnsanların uğraştığı tüm sorunlar, karşılaştığı tüm tehlikeler, elde ettiği başarılar toplumca yapılan genel savaşın dalgaları içinde doğar.” Sözlerini söylemiş ve halkından can istemiş, halk seve seve vermiş, mal istemiş, halk seve seve vermiştir. Bunlar nerede, nasıl, niçin, harcanmış ? Nutuk halkın kafasındaki bu sorulara da açıklık getirmiştir.&lt;br /&gt;Türk halkından alınan canın ve malın ülkenin işgalinden, ulusun kölelikten kurtularak onurlu, bağımsız, çağdaş bir devlet ve toplum olarak yaşaması için harcandığını belgeleriyle açıklamaktadır. Atatürk bu eserinde, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalışmış ve Türk gençliğine bıraktığı kutsal armağanı şu sözlerle noktalamıştır;“ Bu uzun ve ayrıntılı sözlerim tarihe mal olmuş bir devrin öyküsüdür, burada ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtmiş isem kendimi mutlu sayacağım” demiş. Nutuk, yeni Türkiye devletinin nasıl kurulduğunu merak eden tüm insanlarımızın okuması gereken bir başucu eseridir. Bundan dolayı siyasi yaşantımızda olduğu kadar, devlet felsefesinde de kullandığımız en baş eserdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-1086124310671674610?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/1086124310671674610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=1086124310671674610' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1086124310671674610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1086124310671674610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/nutuk-zeti.html' title='Nutuk özeti'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-3377455947887133952</id><published>2008-03-29T01:45:00.002-07:00</published><updated>2008-03-29T01:46:43.068-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><title type='text'>Amerikan Edebiyatı</title><content type='html'>﻿Yazarı: Dan Brown&lt;br /&gt;Yayınevi: Altın Kitaplar&lt;br /&gt;Basım Yılı: 2004&lt;br /&gt;Sayfa sayısı:574 sayfa&lt;br /&gt;Roman / Amerikan Edebiyatı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harward Üniversitesinde çalışan simge bilim profesörü Robert Langdon, merkezi İsviçre’de bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)’nden bir çağrı alır. Merkezde çalışan ünlü fizikçi Leonardo Vetra öldürülmüştür ve göğsüne anlaşılmaz bir yazı dağlanmıştır. CERN Direktörü Maximilian Kohler, olayı çözmek için Langdon’dan yardım ister. Ünlü fizikçi Vetra’nın göğsündeki yazı, çok eski zamanlarda kurulmuş ama artık faaliyette olmayan gizli bir kardeşlik tarikatına “İlluminati”ye ait bir semboldür. İlluminati genellikle bilim adamlarından oluşan ve kiliseye karşı savaş açmış bir cemiyettir. Üyelerinin bir çoğu da kilise tarafından öldürülmüştür. Bu durum Langdon’un kafasını karıştırmaktadır. Çünkü İlluminati yüzyıllar önce yok olmuştur ve bir bilim adamını öldürmesi hiç de mantıklı değildir. Babasının öldürüldüğünü haber alan bilim adamının kızı Victoria Vetra da derhal merkeze gelir. Ancak ortada bilim adamının öldürülmesinden daha korkunç bir durum vardır. Öldürülen fizikçi Leonardo Vetra tarafından bulunan ilk karşı madde zerrecikleri çalınmıştır. Karşı madde son derece kararsız, havayla bile temas ettiğinde patlayabilecek ve bir gramlık miktarının patlamasında bile Hiroşima’ya atılan atom bombasının 20 kiloton büyüklüğünde yıkıntıya yol açabilecek enerji içermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Victoria, karşı madde çalışmalarını babası ile birlikte yürüttüklerini ve başka hiç kimsenin bu maddeden haberdar olmadığını söylüyordu. Fakat karşı madde, varlığından haberdar birileri tarafından çalınmıştı. Üstelik karşı maddeyi bir kutu içerisinde askıda tutan ve herhangi bir şeyle temas etmesini engelleyen manyetik alanın bataryasının 24 saatlik ömrü vardı. Bu süre sonunda karşı madde tekrar şarja konulamazsa kutuya düşecek ve patlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Vatikan’da, güvenlik kameraları çok ilginç bir görüntü tespit etmiştir. Kamerada nerede olduğu belli olmayan bir yerde, bir kutu içerisinde ve havada asılı duran su damlacığı görünmektedir. Karşı maddenin Vatikan’da olduğu anlaşılmıştır ve CERN direktörü Kohler Vatikan’a çağrılır. Fakat Kohler rahatsız olduğundan Langdon ve Victoria Vatikan’a giderler. Bu sırada Vatikan’da, 15 gün önce ölen papanın yerine yeni papa seçimi yapılacaktır. Dünyanın bir çok yerinden gelen çok sayıda kardinal, papa seçimi için yapılacak toplantılara katılacaklardır. Yani kilisenin tüm önemli isimleri bir bomba tehlikesinin içindedirler. Papanın ölümünden sonra geçici olarak Camerlengo papalığa vekâlet etmektedir. Camerlengo, ölen papanın yanında ve himayesinde yetişmiştir ve oğlu gibidir. Kardinaller toplantısına çok kısa bir zaman kalmıştı, fakat papa seçilmesi muhtemel dört aday da ortada yoktu. Bu sırada televizyonlarda geçen bir haber herkesi dehşete düşürür. İlluminati üyesi olduğunu söyleyen Haşhaşin adındaki bir katil, dört kardinali kaçırdığını ve hepsini birer saat arayla öldüreceğini duyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Langdon ve Victoria, İlluminati’nin kullandığı sembolleri kullanarak kardinalleri bulmaya çalışırlar. Kardinallerin öldürüldükleri yerleri tahmin edebilirler ama sürekli katilin bir adım gerisinde kalmaktadırlar. Katil öldürdüğü kardinallerin göğsünü, İlluminati’nin dört temel simgesi olan toprak, su, ateş ve hava sembolleri ile dağlamıştır. Langdon ve Victoria, son kardinalin öldürüldüğü yerde katil ile karşı karşıya gelirler. Katil, Langdon’u öldü zannederek, yanına Victoria’yı da alır ve kaçar. Langdon, İlluminati’nin sembollerini kullanarak, katil Haşhaşin’in saklandığı yeri bulur ve onu öldürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada, öldürülen fizikçinin günlüklerini inceleyen CERN Direktörü Kohler, karşı maddeden haberdar olan üçüncü kişiyi tespit etmiş ve Vatikan’a gelmiştir. Kohler Vatikan’da Camerlengo ile görüşür. Görüşme sırasında içeriden Camelengo’nun çığlıkları duyulur. Vatikan’ın gönüllü koruyucuları olan İsviçre Muhafızları ve Robert Langdon odaya girerler ve Camerlengo’nun göğsünde “melekler ve şeytanlar” yazısının dağlanmış olduğunu görürler. Kohler’in elinde ise bir silah vardır. İsviçre Muhafızları direktörü öldürürler. Direktör ölmeden önce Langdon’a küçük bir video kaseti verir. İlluminati’nin liderinin CERN direktörü Kohler olduğu düşünülmektedir. Camerlengo durumu kardinallere açıklar ve Vatikan şehrinin boşaltılmasını ister. Kardinaller St.Pietro meydanında toplanırlar. Papalık seçiminin sonucunu bekleyen kalabalık halk topluluğu da St.Pietro Meydanını doldurmuştur. Bu sırada karşı maddeyi alan Camerlengo Vatikan’a ait bir helikoptere biner. Ona engel olmaya çalışan Langdon da helikoptere binmiştir. 24 saatlik sürenin dolmasına çok az zaman kalmıştır. Camerlengo helikopteri St.Pietro meydanının üstünde mümkün olduğu kadar yükseğe çıkarır ve helikopterde bulunan tek paraşütü alarak atlar. Langdon helikopterde kalmıştır. Helikopterin içinde bir branda bulur ve paraşüt gibi kullanarak o da atlar. Bu sırada gökyüzünde bir patlama meydana gelir. Birkaç dakika sonra Camerlengo, katedralin tepesinde, ellerini gökyüzüne açmış dua etmektedir. St.Pietro meydanındaki herkes ilahi bir güce tanıklık ettiklerini düşünmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robert Langdon ise küçük bir adanın yakınına denize düşmüştür. Adadaki hastane çalışanları Langdon’u bulurlar ve ilk müdahaleyi yaparlar. Langdon, Kohler tarafından kendisine verilen video kasetini izler. Hastanenin helikopteri ile derhal Vatikan’a hareket eder. Vatikan’da ise Camerlengo’nun papa olması yönünde kardinaller görüş birliğine varmışlardır. Langdon kardinallerin bulunduğu salona girer. Odada bulunan videoya kaseti koyar ve kardinallere izlettirir. Kasetteki görüntülerde, Camerlengo ile Kohler arasında geçen görüşme vardır. Görüşmede Camerlengo, her şeyi kendisinin planladığını itiraf etmektedir. Kohler, Camerlengo’yu konuşturmak için silah kullanmıştır. Camerlengo, Kohler’in kendisine saldırdığını göstermek için kendi kendini dağlamıştır, papayı aşırı dozda ilaç vererek öldürdüğünü de itiraf etmiştir. Papa ölmeden önce Camerlengo’ya bir oğlu olduğunu söylemiştir. Ayrıca papa bilime çok destek vermiş, CERN’deki araştırmaları desteklemiştir. Bilimin tanrıya karşı gelmek olduğunu düşünen Camerlengo, papanın böyle bir günah işlemesini kabul edememiş ve papayı öldürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camerlengo kardinallerin bulunduğu salona girdiğinde Langdon’u ve televizyondaki görüntüleri görür. Amacının, son yıllarda yozlaşan kilisenin itibarını kurtarmak, Vatikan’ın ve insanların inançlarını güçlendirmek olduğunu söyler. Öldürülen papanın yardımcılarından olan kardinal Mortati, papanın gençliğinde bir rahibe ile aşk yaşadığını ve bir çocuk sahibi olmak istediğini, ancak inançları buna izin vermediği için bilimin sayesinde herhangi bir ilişkiye girmeden çocuk sahibi olduğunu söyler. İşte o çocuk Camerlengo’dur. Duydukları karşısında yıkılan Camerlengo, katedralin tepesine çıkar ve kendini ateşe verir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-3377455947887133952?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/3377455947887133952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=3377455947887133952' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/3377455947887133952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/3377455947887133952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/amerikan-edebiyat.html' title='Amerikan Edebiyatı'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-6182526392653731891</id><published>2008-03-29T01:45:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T01:45:47.519-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitam özetleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şu çılgın türkler'/><title type='text'>Şu Çılgın Türkler</title><content type='html'>Yazarı: Turgut Özakman&lt;br /&gt;Yayınevi: Bilgi Yayınevi&lt;br /&gt;Basım Yılı: 2005&lt;br /&gt;747 sayfa &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turgut Özakman, Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak yüzlerce kaynaktan derlenmiş bilgileri, belgelere dayandırarak bir roman üslubu içerisinde anlatmaktadır. Şu Çılgın Türkler dört ana bölümden oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Başlangıç” adı verilen ilk bölüm 28 Haziran 1914-1 Nisan 1921 tarihleri arasındaki dönemi kapsamakta ve özetlemektedir. İkinci Bölüm; Birinci Kitap adı altında ve “Yunan Büyük Taarruzu” adını taşımaktadır. Bu bölümde yer alan alt başlıklar ise; Kütahya-Eskişehir Savaşı’na Hazırlık, Kütahya-Eskişehir Savaşı, Sakarya Savaşı’na Hazırlık, Ankara’ya Yürüyüş ve Sakarya Savaşı’dır. Üçüncü Bölüm, İkinci Kitap başlığıyla Türk Büyük Taarruzu adını taşımaktadır. Bu bölümde de; Büyük Taarruza Hazırlık, Afyon Güneyine Yürüyüş ve Büyük Taarruz alt başlıkları bulunmaktadır. Roman Sonuç bölümüyle sona ermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17’nci yüzyılın ortalarından itibaren gerilemeye başlayan ve Birinci Dünya Savaşından yenik ayrılan Osmanlı İmparatorluğu bu savaş sonunda 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamıştır. Ülkenin dört bir yanı galip devletler tarafından işgal edilmeye başlanmıştı. İtalyanlar Güneybatı Anadolu, Fransızlar ve Ermeniler Çukurova, İngilizler Musul ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yerleşirler. İstanbul ise başta İngilizler olmak üzere ortaklaşa işgal edilmiştir. 15 Mayıs 1919’da ise İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir’in işgalinin ardından dört gün sonra Mustafa Kemal Paşa 9’ncu Ordu Müfettişi göreviyle Samsun‘a çıkar. Fakat O, işgale karşı tepki gösterir ve milleti işgale karşı direnişe hazırlamak maksadıyla kongreler düzenler. Önce Amasya Tamimi yayınlanır, ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri toplanır. 23 Nisan 1920’de de Büyük Millet Meclisi açılır ve Ankara Hükümeti kurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan hem Yunan Ordusu hem de Türk Ordusu savaş için hazırlıklar yapmaktadır. Dört yıl süren Birinci Dünya Savaşı neticesinde halk perişan durumdadır. Ordu dağılmış ve cephanelerine el konmuştur. İşte Türk Ordusu bu yokluklar içinde hazırlıklarına devam etmektedir. İki ordu arasındaki ilk ciddi karşılaşma Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde yaşanır. Yunan ordusu, hem asker sayısı hem de cephane olarak ordumuzdan kat kat üstün durumdadır. Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde Afyon, Eskişehir ve Kütahya kaybedilir. Yunanlıların en büyük destekçisi İngilizler, Türklerin savaşı kaybedeceğinden çok emindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Ordusunun ve Mustafa Kemal’in karşısındaki tek sorun Yunanlılar değildir. İçte de çok sayıda düşman vardır. Özellikle İstanbul Hükümeti ve pek çok sözde aydın savaşın kaybedileceğinden çok emindirler ve İngilizlerin güvencesi altında yaşamayı kabul etmektedirler. Yıllarca savaştan yılan askerler de ordudan kaçmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal Paşa ve başta İsmet Paşa olmak üzere Türk Ordusunun kurmayları, Kütahya-Eskişehir Muharebelerindeki yenilgilerin ardından orduyu toparlamak ve yeni bir savunma hattı oluşturmak için orduyu Sakarya Nehrinin batısına çekerler. Bu karar Büyük Millet Meclisindeki bazı milletvekilleri tarafından tepkiyle karşılanır. Meclis içindeki muhalifler bile savaşın kaybedileceğini düşünmektedir. Meclis içindeki muhaliflerin amacı farklı olsa da milletvekilleri Mustafa Kemal Paşanın ordunun başına geçmesi ister. Başkomutanlık teklifini kabul eden Mustafa Kemal Paşa, milleti topyekûn savaşa ortak etmek ve ordunun en kısa zamanda tekrar savaşa hazır hale getirilebilmesi için Tekalif-i Milliye Emirlerini yayınlar. Bu emirler ile halktan, elindeki çoraptan battaniyeye kadar sahip olduğu bir çok şeyi orduya teslim etmesi istenir. Zaten yoksul ve perişan bir durumda olan Türk Milleti yardımlarını ordusundan esirgemez. İstanbul’daki cephanelerde kalan top mermileri Anadolu’ya kaçırılır. Yunanlılar da ordularını güçlendirmek için hazırlık içerisindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos 1921 günü başlar. Savaş çok çetin geçmektedir. Her iki tarafta da sıkıntılar vardır. Türk Ordusu sayıca düşmandan eksik olmanın sıkıntılarını yaşamaktadır. Yunan Ordusu ise ikmal noktalarından uzaklaştığından lojistik destek sıkıntısı çekmektedir. Savaşın yaşandığı tepeler sık sık el değiştirmektedir. Türk Ordusu Haymana, Çal Dağı ve Polatlı hattına kadar geri çekilir. Bu arada meclisin gerektiğinde Kayseri’ye taşınması için hazırlıklara başlanır. Mustafa Kemal Paşa’nın amacı, düşmanı lojistik kaynaklarından uzaklaştırarak yıpratmak ve taarruza geçmektir. Savaşın on dokuzuncu günü Türk Ordusu tüm cephe boyunca taarruza kalkar. Artık savaşmaktan yorulmuş olan Yunan askerleri de, savaşı kazanarak ülkelerine bir an önce dönmek amacıyla var güçleriyle direnmektedir. Fakat Türk taarruzları karşısında dayanmaları mümkün değildir. Kaybedilen tepeler birer birer geri alınır, önce Dua Tepe sonra Mangal Dağı. Savaşın yirmi ikinci gününde düşman kuvvetleri Sakarya Nehrinin batısına atılır. Afyon’a kadar geri çekilen Yunan askerleri çekilirken halka da zulüm yaparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmanın geri çekilmesinin ardından amaç düşmanı tamamıyla topraklarımızdan atmaktır. Türk Ordusu taarruz için hazırlıklara başlar, eksiklikler tamamlanmaya çalışılır. Çok uzun zamandan sonra Türk Ordusu ilk defa taarruz edecekti. Amaç en kısa sürede düşmana darbeyi vurmaktı. Asıl taarruz Afyon ile batısındaki Çiğiltepe arasından yapılacaktı. 26 Ağustos’a kadar Türk birlikleri Yunan mevzilerine iyice yanaştılar ve taarruz düzenine geçtiler. Yunanlıların keşif yapmaları önemli ölçüde engellenmişti. Hazırlıklar büyük bir gizlilik ve sessizlik içinde yürütülüyordu. 26 Ağustos sabahı saat 05.30’da ilk top mermisiyle taarruz başladı. Böyle bir top atışını o güne kadar ne Türkler ne de Yunanlılar görmemişti. Türk taarruzu dalga dalga yayılıyor ve Yunanlıların çok güvendikleri mevzileri birer birer ellerinden çıkıyordu. Yunanlılar geri çekilmeye devam ettiler. Önce Uşak ve Eskişehir’i boşalttılar. Türk Ordusunun dalga dalga yayılan taarruzu hiç durmadan devam etti ve 9 Eylül’de İzmir’e girildi. Artık işgal kuvvetleri Anadolu’dan tamamen atılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşı, dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en kutsal savaşlardan biridir. Yazar Turgut Özakman, Kurtuluş Savaşının hangi şartlar altında kazanıldığını destansı bir havada anlatmaktadır. Biz burada kitabı ana hatlarıyla vermeye çalıştık. Fakat kitapta, Türk halkının fedakarlıkları, İstanbul’dan Anadolu’ya cephane kaçırılması, her gün arıza yapan birkaç uçakla nasıl hava keşiflerinin yapıldığı, bunun yanı sıra vatan hainlerinin ihanetleri gibi pek çok konu ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-6182526392653731891?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/6182526392653731891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=6182526392653731891' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/6182526392653731891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/6182526392653731891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/u-lgn-trkler.html' title='Şu Çılgın Türkler'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-4455146851554048068</id><published>2008-03-29T01:43:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T01:44:22.845-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap-ozet'/><title type='text'>KÖprÜ (ayŞe Kulİn) Roman Özetİ</title><content type='html'>1. KİTABIN KONUSU : Anadolu da yaşayan trajik bir yaşam öyküsü olan KÖPRÜ, Erzincan dolaylarında, fırat nehri üzerinde inşa edilen bir köprünün, bu köprüyü yaptırabilmek için çırpınan bir bürokratın ve yöre insanının romanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. KİTABIN ÖZETİ : Bayram çocuk bekleyen bir babadır. Ve karısının doğum zamanı gelmiş çatmıştır. Sancılarla beraber Bayram, karısını hastaneye götürecektir Ama fırat buna engel olmaktadır. Fırat’ın karısına geçmeyen bayram ve onun talihsiz karısı oracıkta doğurur. Fakat karısı bu acıya dayanamaz ve kan kaybından yaşamını yitirir. O günden sonra Bayram ve onun çocuğu yalnız başına yaşamaktadır. Bayram çocuğu alarak doğru Valinin yanına gider ve olayı ona söyler. Vali o günden sonra bu olaya yakınlaşır ve köprüyü yaptırabilmek için girişimlerde bulunur. Köprüyü, Erzincan’ında dışında yabancı bir mühendise yaptırmak istiyordu. Bunun için Gürcistanlı baba ve oğul mühendislerle görüşmelere başladı. Gürcü mühendisler köprüyü yapabileceklerini söyleyerek Gürcistan’a dönmüşler; fakat bir daha geri dönmemişler. Bunun üzerine Ankara' dan bir mühendisle görüşmeye başladı. Mühendisler Erzincan’a gelerek köprü yerini gördü ve birkaç inceleme yaparak köprüyü yapabileceklerini söylediler. Mühendisler Ankara’ya dönerek gerekli çalışmalara başladı ve bir grup oluşturdular. Yaklaşık bir hafta bir çalışmadan sonra köprü Erzincan da değil de Ankara da yapılarak tırlar la Erzincan’a götürüleceğini söyledi. Vali buna şaşırmıştı. Fakat mühendislere güveni sonsuzdu. Valinin etrafındakiler buna inanmıyorlardı. Vali etrafındakilere aldırmayarak gerekli parayı sağlamaya çalışıyordu. Yaklaşık bir ay sonra ilk grup Erzincan’a giderek köprü ayaklarını dikmeye gelmişlerdi. Daha çalışmanın ikinci gününde gerçekleşen terörist saldırıyla personel Ankara’ya kaçmışlardır.&lt;br /&gt;Öksüze bakan Elmas ile Mevlüt yasak aşklarından dolayı ailesine yakalanmaktan korkuyordu. Mevlüt, İstanbul da ki asker arkadaşını ayarlayarak İstanbul’a gitmeyi düşünüyordu. Vali gerekli gıdasal yardımı öksüze bakan aileye sağlıyordu.&lt;br /&gt;Mühendisler köprünün yapımını tamamlamış ve Tırlar la Erzincan’a yola çıkmışlardı. Mühendisler ve Vali bir araya gelerek köprünün montajı hakkında konuşmaya başladılar. Köprünün kıyıdaki ilk ayağı oturtturulmuştu. Diğer ucunu ise karşıya geçirmek için, Feribottan&lt;br /&gt;Tahta güvertesine köprünün diğer ayağı oturtturulmuştu. Yalnız bir sorun çıkmıştı. Daha yolun yarısında feribot bozulmuştu. Çalışmalar aksamıştı. Bu da halkta tedirginlik yaratmıştı. Bir sonraki gün arıza giderilmiş ve yoğun bir çalışmayla köprü tamamlanmıştı. Yapıldığı akşam Vali, Bayram ve Öksüz köprüye oturarak ufka doğru bakıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. KİTABIN ANA FİKRİ : Yaptığımız bir işte azimle çalışmalı ve sonucunu sabırla beklemeliyiz ki bir sonuca ulaşabilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. KİTPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :&lt;br /&gt;Kitapta ki olaylar gerçek olduğundan, kitaba bir ılımlı yaklaşım yaratmaktadır. .&lt;br /&gt;Vali, hırslı, iradeli ve bir şeyler yapma ve kazandırma yolunda olan birisidir.&lt;br /&gt;Bayram, kendisinin çektiği acıyı başkalarının da yaşamasını istemeyen yardımsever birisidir.&lt;br /&gt;Gürcü Mühendisler, İki yüzlü ve sözlerine inanılmayan kişilerdir.&lt;br /&gt;Tür Mühendisler, PKK terörüne rağmen işlerinden yılmayan ve köprüyü yapan kişilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitaptaki gerçek olaylar duru ve akıcı bir üslupla anlatıldığından; Türkiye gerçeklerini de içerdiğinden bu kitabı herkese tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :&lt;br /&gt;Ayşe KULİN, Arnavut köy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmeliğini üstlendiği “Ayaşlı ve Kiracıları” adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneğinin En İyi Sanat Yönetmeliği Ödülünü kazandı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-4455146851554048068?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/4455146851554048068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=4455146851554048068' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/4455146851554048068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/4455146851554048068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/kpr-aye-kulin-roman-zeti.html' title='KÖprÜ (ayŞe Kulİn) Roman Özetİ'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-3853292846683667222</id><published>2008-03-29T00:42:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T00:42:32.141-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iklim tipleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cografya'/><title type='text'>YeryÜzÜndekİ BaŞlica İklİm Tİplerİ</title><content type='html'>Dünya'nın hemen her bölgesinin kendine özgü bir iklimi bulunmaktadır. Yüzlerce km² lik sahaları etkileyen büyük iklim gruplarına makroklima adı verilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makroklimalar içerisinde bölgesel farklılıklar gösteren, özel koşullu küçük iklim alanlarına da mikroklima denilmektedir. Yurdumuzda buna örnek: Iğdır’da pamuk tarımı yapılabilmesi ve Rize’de turunçgiller tarımı yapılabilmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.SICAK İKLİMLER &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EKVATORAL İKLİM &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü yerler: 10 kuzey ve güney enlemleri arsında etkilidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Amazon ve Kongo Havzaları ile Malezya , Endonezya, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filipinler ve Papua Yeni Gine’de etkilidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık sıcaklık ortalaması 25 °C’nin üstündedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık ve günlük sıcaklık farkı en az olan iklimdir (1-2 °C civarında). Sebepleri : Güneş ışınlarının bütün yıl dike yakın açıyla düşmesi ve nemliliğin fazla olmasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Her mevsim düzenli yağış alır. Fakat en fazla yağış güneş ışınlarının Ekvatora dik geldiği tarihlerde görülür. Buharlaşma arttığı için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yağışlar oluşum bakımından Konveksiyon yağışlarına örnektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık yağış miktarı 2000 mm ‘nin üstündedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki örtüsü bütün yıl yeşil kalan sık ve uzun boylu yağmur ormanlarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağışların fazla olması ve yüksek sıcaklık kimyasal çözülmeyi artırmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topraklar fazla yıkandığı için verimi düşüktür ve kırmızı renkli Laterit topraklarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekvatoral bölgede 1000 m nin altındaki yerlerde sık orman örtüsü, bataklıklar, yüksek sıcaklık ve nem sebebiyle nüfus çok seyrektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZLARI YAĞIŞLI TROPİKAL( Subtropikal-Savan) İKLİMİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü yerler: Ekvatoral iklim ile çöl iklimi arasında görülür (10-20° kuzey ve güney enlemleri arasında görülür) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bu iklim bölgesinde güneş ışınları yılda iki kez dik açıyla düşer. Güneş ışınlarının dik geldiği yaz dönemi yağışlı , kışlar kuraktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sıcaklık ortalaması bütün yıl 20 °C nin üstündedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık yağış miktarı 1000-1200 mm arasındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki örtüsü savandır. Savanlar uzun süre yeşil kalan , gür ve uzun boylu ot topluluklarıdır. Savan bitki örtüsü içinde yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde ve akarsu boylarında ormanlar görülür &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSON İKLİMİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü yerler: Muson rüzgarlarının etkili olduğu Güney, ve Güneydoğu etkilidir. Avustralya'nın kuzeyinde ve Doğu Afrika'da Madagaskar adasında etkilidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Muson rüzgarlarından dolayı bu iklimde yaz mevsimi yağışlı , kışlar kuraktır. Bu yönüyle savan iklimi ile benzerlik gösterir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sıcaklık ortalaması bütün yıl 10 °C nin üstündedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık sıcaklık farkı Savan iklimine göre fazladır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık yağış miktarı 1000-1500 mm civarındadır. Ancak kıyı kesimlerde bu yağış miktarı çok daha fazla olabilmektedir. Örnek Hindistan’ın kuzey doğusunda yer alan Çerapunçi 12000 mm yağış almaktadır (Dünyanın en fazla yağış alan yeridir). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki örtüsü kışın yaprağını döken geniş yapraklı muson ormanlarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇÖL İKLİMLERİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllık yağış miktarı 150 mm nin altında olan bölgelerde çöl iklimleri görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çöl iklimleri görüldüğü yere göre; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a-Sıcak Çöller ( Tropikal) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönenceler çevresinde görülür. Oluşmasında dünyanın günlük hareketinden kaynaklanan dinamik yüksek basınç etkilidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Mutlak ve bağıl nem çok düşüktür. Bu sebeple günlük sıcaklık farkı en fazla olan iklimdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Belirli bir yağış mevsimi yoktur.bazı yıllar hiç yağış olmayabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Mekanik çözülmenin en fazla olduğu iklimdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık sıcaklık farkı günlük sıcaklık farkı kadar yüksek değildir. Çünkü güneş ışınları bu alanlara yıl boyunca dike yakın açıyla düşmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki örtüsü yok denecek kadar azdır. Cılız ot ve çalılıklarla kaktüs iklimin doğal bitki örtüsünü oluştururlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çöllerde yer altı su seviyesinin yüzeye yakın olduğu veya çıktığı yerler olan vahalar canlı yaşamı için elverişli yerleri oluşturur. Vahaların en önemli tarım ürünü hurmadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b- Karasal Çöller &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilıman kuşak kara içlerinde etrafı dağlarla çevrili çukur alanlarda görülür. Buralarda çöl özellikleri görülme sebebi yağış azlığıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü yerler: Kızılkum (Özbekistan), Karakum (Türkmenistan), Gobi (Moğolistan), Taklamakan (Çin) çölleridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B-ILIMAN KUŞAK İKLİMLERİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ILIMAN OKYANUS İKLİMİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü yerler: Genel olarak, 30° - 60° enlemleri arasında, karaların batı kıyılarında görülür. Batı Rüzgarları ve sıcak su akıntıları etkisiyle oluşan iklim tipidir. Yurdumuzda Karadeniz kıyılarında bu iklime benzer iklim şartları görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikleri: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yazlar serin, kışlar ılıktır. Her mevsim yağışlıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En sıcak ay ortalaması 24-25 °C, en soğuk ay ortalaması 5-7 °C dir. Yıllık ortalama 13-15 °C dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Günlük ve yıllık sıcaklık farkı azdır. Nemlilik fazla olduğu için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık yağış miktarı 1500 mm civarındadır. Yükseltisi fazla olan yerlerde bu miktar artmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En fazla yağış Sonbaharda, en az yağış ilkbaharda görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yağış oluşumu yamaç yağışı şeklindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki örtüsü yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Ormanların tahrip edildiği yerlerde çayırlar bulunur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKDENİZ İKLİMİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü yerler: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak, 30° - 40° enlemleri arasında görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ( Libya ve Mısır hariç. Buralarda görülmeme sebebi yer şekillerinin engebesiz olmasıdır.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralya’nın güneybatısı, G. Afrika Cumhuriyetinde Kap bölgesi, Şili’nin orta kesimleri ve Kuzey Amerika’da Kaliforniya çevresinde etkilidir &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz iklimi yurdumuzda; Akdeniz,Ege ve G.Marmara kıyıları ile G.Doğu Anadolu Bölgesinin batısında görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yaz sıcaklığı güneş ışınlarının düşme açısına, kuraklık ise alçalıcı hava hareketlerine bağlıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En sıcak ay ortalaması 28-30°C , en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir. Yıllık ortalama 18°C dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En fazla yağış kışın , en az yağış yazın düşer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kışın görülen yağışlar Cephesel kökenlidir. Cephesel yağışlar en fazla bu ikimde görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600-1000 mm arasındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki örtüsü ; kızılçam ormanlarının tahrip edilmesiyle ortaya çıkan makilerdir. Makiler, sürekli yeşil kalabilen, kısa boylu, sert yapraklı, kuraklığa dayanıklı, bodur bitkilerdir. Mersin, defne, kocayemiş,keçiboynuzu, zakkum, zeytin, süpürge çalısı gibi bitkiler başlıca maki türleridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEP İKLİMİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü yerler: Sıcak ve ılıman kuşak kara içlerinde görülür. Yurdumuzda İç Anadolu Bölgesinde ve Ergene Bölümünde görülen karasal iklim buna örnektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yazlar sıcak ve kurak , kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En sıcak ay ortalaması 20-25 °C dir. En soğuk ay ortalaması da 0- (-2) °C dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En fazla yağış ilkbaharda, en az yağış yazın düşer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İlkbaharda görülen yağışlar genelde konveksiyon (Kırkikindi) yağışı şeklindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık yağış miktarı 300-500 mm civarındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki örtüsü ilkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz başlarında kuruyan küçük boylu ot topluluğudur. Buna step (bozkır) bitki örtüsü denir. Bozkır bitki örtüsü içinde geven , deve dikeni, gelincik, çoban yastığı gibi bitkiler yer almaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karasal iklimlerde ormanların ortadan kaldırılması sonucunda oluşan bozkırlara antropojen bozkır denir. Bu tür bozkırlar, ormanların tahrip edilmesi sonucunda ortaya çıktığından yer yer orman ağacı topluluklarına rastlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ORTA KUŞAK KARASAL İKLİM &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü yerler: Deniz etkisinden uzak kara içlerinde ve ılıman kuşak karalarının doğu kıyılarında (soğuk su akıntısından dolayı) görülür. Yurdumuzda ise Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum –Kars Bölümünde görülen karasal iklim buna benzer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikleri: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kış erken gelir, çok soğuk olur. Kar ortalama 80-90 gün toprak üstünde kalır. Yaz da erken gelir ve çok sıcak olur. Karlar hızla erir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En sıcak ay ortalaması 20 °C civarındadır. Bazen sıcaklık 30 °C ye kadar çıkabilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En soğuk ay ortalaması –10 °C civarındadır. Bazı günler –40 °C ye kadar sıcaklığın düştüğü de gözlenebilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık sıcaklık ortalaması 3-5 °C dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık sıcaklık farkı 40-50 °C ye kadar ulaşabilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En fazla yağış ilkbahar ve yaz dönemlerinde düşmektedir. Karasallık arttıkça yağışlar yaz mevsimine kaymaktadır. Ör. Erzurum –Kars bölümünde olduğu gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• En az yağış kışın düşmektedir ve kışın düşen yağışlar kar şeklindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllık yağış ortalaması 500-600 mm civarındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal bitki örtüsü bozkırdır (yaz yağışlarının fazlalığından dolayı alpin çayır şeklindedir.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağışın fazla olduğu yerlerde iğne yapraklı ormanlar (Tayga) vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sibirya ve Kanada da iğne yapraklı ormanlara tayga ormanları adı verilir. Taygalar, Dünya ormanlarının % 15'ini oluştururlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C- SOĞUK KUŞAK İKLİMLERİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUNDRA İKLİMİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü yerler: Sibirya, İskandinavya Yarımadasının kuzeyinde, Kanada’nın kuzeyinde, Grönland adasının kıyı kesimlerinde görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikleri: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sıcak ay ortalaması 10 °C yi geçmez. Kışın sıcaklık –30, -40 °C'lara kadar iner. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak yılın büyük bir kesiminde donmuş haldedir. Sadece yazın sıcaklığın artması ile toprağın üst kısmındaki buzlar erir ve bataklıklar oluşur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllık yağış miktarı 200-250 mm civarındadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-3853292846683667222?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/3853292846683667222/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=3853292846683667222' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/3853292846683667222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/3853292846683667222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/yeryzndeki-balica-iklim-tipleri.html' title='YeryÜzÜndekİ BaŞlica İklİm Tİplerİ'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-3418519527081106102</id><published>2008-03-29T00:41:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T00:41:59.953-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cografya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünyanın oluşumu'/><title type='text'>DÜnyanin OluŞumu Ve Depremler</title><content type='html'>Dünyanın Oluşumu ve Depremler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde yaşadığımız dünyanın 5 milyar yıllık tüm oluşum süreci içerisinde depremler meydana gelmiştir. Dünyanın oluşumunun büyük bir bölümünü tamamladığı süreç olan Arkeozoik Dönem de 4 milyar yıl boyunca yeryüzünün şeklini tamamen değiştirecek güçte depremler olmuştur. Ayrıca bu süre içerisinde kıta çekirdekleri meydana gelmiş ve yerküre üzerindeki ilk kıvrımlar yani dağlar oluşmuştur.&lt;br /&gt;Paleozoik Dönem'de yeryüzündeki ilk büyük kıvrımlar; Hersinyen ve Kaledoniyen kıvrımları ortaya çıkmıştır. Yine bu dönemde de Arkeozoik dönemdeki kadar olmasa da şiddetli tektonik hareketler, kıvrılmalar ve volkanik olaylar meydana gelmiştir. Süper Kıta adını verdiğimiz "Pangea" kıtası bu oluşumlar sonucunda büyümeye daha sonra da kıtalara ayrılmaya başlamıştır. &lt;br /&gt;Mezozoik zamanda ise Pangea kıtası parçalanmaya başlamış ve yavaş yavaş bugünkü kıtalar ortaya çıkmıştır. Yine bu dönemde Alp-Himalaya kıvrımlarının oluşması için gerekli olan tortullaşma meydana gelmiştir. Neozoik zamanda ise çok şiddetli tektonik ve volkanik hareketlenmeler olmuştur. Mezozoik dönemde birikmiş olan tortullar ile Alp-Himalaya kıvrımları oluşmuştur. Bu dönemde Pangea kıtası tamamen yok olarak yerini bugünkü kıtalara bırakmış; Tetis Denizi de Atlas ve Hint Okyanusları'nın oluşmasına neden olmuştur. Türkiye'nin büyük bir bölümü ve Kuzey, Güney ve Batı Anadolu Fay Hatları da bu seizma sayesinde ortaya çıkmıştır. Yine seizma nedeniyle seizma nedeniyle deniz çanakları derinleşmiştir. Karadeniz buna çok iyi bir örnektir.&lt;br /&gt;Antropozoik Dönem'in ilk yarısında buzullaşma meydana gelmiştir. İngiltere, Avrupa'dan kopup ada haline gelmiştir. Deniz seviyesi bugünkü seviyesine ulaşmış, Egeit karası çökmüş ve Akdeniz'in suları ilerleyerek Ege Denizi,Çanakkale ve İstanbul Boğazları'nı oluşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deprem Nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hareket eden levhalar birbirleri üzerine kuvvet uygularlar. Bu kuvvet yerkabuğundaki kayaçların direnç göstermesi yüzünden belli bölgelerde enerji birikimine yol açar. Bu enerji, kayaçların kırılma sınırını aştığı anda da kırılma (faylaşma) olur ve biriken enerji açığa çıkar. Levha hareketleri yüzünden birikmiş gerilme enerjisinin aniden boşalmasına deprem diyoruz. (Ayrıca aktif volkanların içindeki hareketlilik nedeniyle oluşan ve yapıları farklı olan küçük depremler de vardır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deprem Şiddetleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEPREM ŞİDDET CETVELİ : Özel bir şekilde depreme dayanıklı olarak projelendirilmemiş yapılar üç tipe ayrılmaktadır:&lt;br /&gt;A Tipi : Kırsal konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar.&lt;br /&gt;B Tipi : Tuğla yapılar, yarım kagir yapılar, kesme taş yapılar, beton briket ve hafif prefabrike yapılar.&lt;br /&gt;C Tipi : Betonarme yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar.&lt;br /&gt;Şiddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pek çok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır :&lt;br /&gt;Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.&lt;br /&gt;Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.&lt;br /&gt;Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.&lt;br /&gt;Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.&lt;br /&gt;Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.&lt;br /&gt;Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır. Bunlardan;&lt;br /&gt;a) Bölümünde depremin kişi ve çevre,&lt;br /&gt;b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar,&lt;br /&gt;c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmiştir.&lt;br /&gt;· MSK Siddet Cetveli :* &lt;br /&gt;I- Duyulmayan &lt;br /&gt;(a) : Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;II- Çok Hafif &lt;br /&gt;(a) : Sarsıntılar yapıların en üst katlarında ,dinlenme bulunan az kişi tarafından hissedilir. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;III- Hafif &lt;br /&gt;(a) : Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;IV- Orta Şiddetli &lt;br /&gt;(a) : Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir. Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır. Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler sallantıyı hissetmezler. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;V- Şiddetli &lt;br /&gt;(a) : Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir. Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değiştirebilirler ya da devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi hissedilir. &lt;br /&gt;(b) : A tipi yapılarda hafif hasar olabilir. &lt;br /&gt;(c) : Bazen kaynak sularının debisi değişebilir. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;VI- Çok Şiddetli* &lt;br /&gt;(a) : Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes tarafından hissedilir. Ev içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak, bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler. Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler. &lt;br /&gt;(b) : A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar görülür. &lt;br /&gt;(c) : Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm. genişliğinde çatlaklar olabilir. Dağlarda rastgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde değişiklikler görülebilir. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;VII- Hasar Yapıcı &lt;br /&gt;(a) : Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak hissedilir. &lt;br /&gt;(b) : C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür. &lt;br /&gt;(c) : Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;VIII- Yıkıcı* &lt;br /&gt;(a) : Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür. &lt;br /&gt;(b) : C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır. Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş duvarlar yıkılır. &lt;br /&gt;(c) : Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir. Zeminde farklı genişliklerde cm. ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve yeraltı su düzeyleri değişir. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;IX- Çok Yıkıcı* &lt;br /&gt;(a) : Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rastgele öte beriye kaçışır ve bağrışırlar. &lt;br /&gt;(b) : C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur. &lt;br /&gt;(c) : Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm. genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar kurur.* &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;X- Ağır Yıkıcı * &lt;br /&gt;(b) : C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler olusur. &lt;br /&gt;(c) : Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m. genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller olusabilir. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;XI - Çok Ağır Yıkıcı * &lt;br /&gt;(b) : İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir. Yeraltındaki borular kırılır. &lt;br /&gt;(c) : Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür. &lt;br /&gt;* &lt;br /&gt;XII- Yok Edici (Manzara Değişir)* &lt;br /&gt;(b) : Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya uğrar. &lt;br /&gt;(c) : Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve çağlayanlar oluşur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-3418519527081106102?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/3418519527081106102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=3418519527081106102' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/3418519527081106102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/3418519527081106102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/dnyanin-oluumu-ve-depremler.html' title='DÜnyanin OluŞumu Ve Depremler'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-2067173260851294006</id><published>2008-03-29T00:40:00.002-07:00</published><updated>2008-03-29T00:41:31.473-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cografya'/><title type='text'>Muson İklİmİ Ve Özellİklerİ</title><content type='html'>MUSON İKLİMİ VE ÖZELLİKLERİ&lt;br /&gt;-Muson rüzgarlarının etki alanlarında görülürler.&lt;br /&gt;-Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Çin, Japonya, Meksika körfezi, Doğu Afrika, Gine körfezi ve kuzey Avustralya,..&lt;br /&gt;-Yıllık sıcaklık ortalaması yaklaşık 20ºC kadardır.&lt;br /&gt;-Yıllık sıcaklık farkları 10ºC ‘yi geçmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Yağış rejimi düzensizdir. Yazlar yağışlı kışlar kuraktır.&lt;br /&gt;2-Yağışlı ve kurak mevsimi muson rüzgarlarının esiş yönü belirler. Yazın denizden karaya doğru , kışın ise karadan denize doğru eserler.&lt;br /&gt;3-Yıllık ortalama yağış 2000mm civarındadır. Yağış miktarı 10000-12000mm’ye kadar çıkabilmektedir( Çerapunçi).&lt;br /&gt;4-Yağışlar Orografik kökenlidir.&lt;br /&gt;5-Yağışın miktarı yükselti faktörüne bağlı olarak değişir. &lt;br /&gt;6-Yüksek olan yerler daha fazla yağış alır.&lt;br /&gt;7-Dünya’nın en çok yağış alan yerleri Muson Asya’sıdır.&lt;br /&gt;8-Bu iklimde bulunan adalar her mevsim yağış alır rejimleri düzenlidir.&lt;br /&gt;9-Bitki örtüsü yazın yeşillenen geniş yapraklı ormanlardır. Yağışın azaldığı yerlerde savanlar karşımıza çıkmaktadır.&lt;br /&gt;10-Muson iklimini savan ikliminden ayıran en iyi kriter yağış grafiğindeki, yaz yağışları oranının çok yüksek olmasıdır (50-60cm civarında).&lt;br /&gt;11-Muson ikliminin bitki örtüsünden de anlaşılacağı gibi yağışın azalması savan iklimini karşımıza çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muson iklimi ile ilgili olarak yaz yağışları dikkat edilecek en önemli husustur.Güney doğu asya çin japonya gibi ibareler geçerse genel olarak muson iklimi etkilidir.Dünyanın en yağışlı yeri bu iklim kuşağı içerisindedir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-2067173260851294006?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/2067173260851294006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=2067173260851294006' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2067173260851294006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2067173260851294006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/muson-iklimi-ve-zellikleri.html' title='Muson İklİmİ Ve Özellİklerİ'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-8128717624898608746</id><published>2008-03-29T00:40:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T00:40:46.794-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su kaynakları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cografya'/><title type='text'>Yeraltı Suları ve Kaynaklar</title><content type='html'>Yeraltı Suları ve Kaynaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer altı Suyu (Taban Suyu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağış olarak yeryüzüne düşen ya da yeryüzünde bulunan suların, yerçekimi etkisiyle yerin altına sızıp, orada birikmesiyle oluşan sulardır. Yer altı suyunun oluşabilmesi için beslenme ve depolanma koşullarının uygun olması gerekir. Yer altı suyunun beslenmesini etkileyen en önemli etmen yağışlardır. Depolama koşulları ise yüzeyin eğimine, bitki örtüsüne ve yüzeyin geçirimlik özelliğine bağlıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer altı Sularının Bulunuş Biçimleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bol yağışlı ve zemini geçirimli taşlardan oluşan alanlarda yer altı suyu fazladır. Az yağış alan, eğimi fazla ve geçirimsiz zeminlerde ise, yer altı suyunun oluşumu zordur. Kum, çakıl, kumtaşı konglomera, kalker, volkanik tüfler, alüvyonlar, geçirimli zeminleri oluşturur. Bu nedenle alüvyal ovalar ve karstik yöreler yer altı suyu bakımından zengin alanlardır. Kil, marn, şist, granit gibi taşlar ise geçirimsizdir. Yer altı suyu oluşumunu engeller. Yeraltında biriken sular &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taban suyu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artezyen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karstik Yeraltı Suyu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olarak bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taban Suyu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altta geçirimsiz bir tabaka ile sınırlandırılan, geçirimli tabaka içindeki sulardır. Bu sular genellikle yüzeye yakındır. Marmara Bölgesi’ndeki ovalar, Ege Bölgesi’ndeki çöküntü ovaları, Muş, Erzurum ve Pasinler ovalarındaki yer altı suları bu gruba girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artezyen &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür sular basınçlı yeraltı sularıdır. İki geçirimsiz tabaka arasındaki geçirimli tabaka içinde bulunan sulardır. Tekne biçimli ovalar ve vadi tabanlarında bu tür sular bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç Anadolu Bölgesi artezyen suları bakımından zengindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karstik Yer altı Suyu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karstik yörelerdeki kalın kalker tabakalar arasındaki çatlak ve boşluklarda biriken yer altı sularıdır. En önemli özelliği birbirinden bağımsız taban suları oluşturmasıdır. Karstik alanların geniş yer kapladığı Akdeniz Bölgesi karstik yeraltı suları bakımından zengindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Türkiye’de kaynaklara pınar, eşme, bulak ve göze gibi adlar da verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar, yer altı suyunun bulunuş biçimine, yüzeye çıktığı yere ve suların sıcaklığına göre gruplandırılabilir. Sularının sıcaklığına göre kaynaklar, soğuk ve sıcak su kaynakları olarak iki gruba ayrılır :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk Su Kaynakları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağış sularının yeraltında birikerek yüzeye çıkması sonucunda oluşurlar. Genellikle yüzeye yakın oldukları için dış koşullardan daha çok etkilenirler. Bu nedenle suları soğuktur. Soğuk su kaynakları yeraltında bulunuş biçimine ve yüzeye çıktığı yere göre üç gruba ayrılır :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabaka Kaynağı : Geçirimli tabakaların topoğrafya yüzeyi ile kesiştikleri yerden suların yüzeye çıkmasıyla oluşan kaynaklara tabaka kaynağı denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vadi Kaynağı : Yeraltına sızan suların bulunduğu tabakanın bir vadi tarafından kesilmesi ile oluşan kaynaktır. Genellikle vadi yamaçlarında görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karstik Kaynak (Voklüz) : Kalın kalker tabakaları arasındaki boşlukları doldurmuş olan yer altı sularının yüzeye çıktığı kaynaktır. Bol miktarda kireç içeren bu kaynakların suları genellikle sürekli değildir. Yağışlarla beslendikleri için karstik kaynakların suları soğuktur. Toroslar üzerindeki Şekerpınarı en tanınmış karstik kaynak örneklerinden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcak Su Kaynakları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerkabuğundaki fay hatları üzerinde bulunan kaynaklardır. Fay kaynakları da denir. Suları yerin derinliklerinden geldiği için sıcaktır ve dış koşullardan etkilenmez. Sular geçtikleri taş ve tabakalardaki çeşitli mineralleri eriterek bünyelerine aldıkları için mineral bakımından zengindir. Bu tür kaynaklara; kaplıca, ılıca, içme gibi adlar verilir. Sıcak su kaynaklarının özel bir türüne gayzer denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gayzer : Volkanik yörelerde yeraltındaki sıcak suyun belirli aralıklarla fışkırması ile oluşan kaynaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI : Yerin derinliklerinde bulunan suların sıcaklığı yıl içinde fazla bir değişme göstermez. Fay kaynakları volkanik ve kırıklı bölgelerde görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de Sıcak Su Kaynaklarının Dağılışı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye kaplıca ve ılıca bakımından zengin bir ülkedir. Bursa, İnegöl, Yalova, Bolu, Haymana, Kızılcahamam, Sarıkaya, Erzurum, Sivas Balıklı Çermik, Afyon, Kütahya, Denizli çevresindeki kaplıca ve ılıcalar en ünlüleridir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-8128717624898608746?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/8128717624898608746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=8128717624898608746' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8128717624898608746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8128717624898608746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/yeralt-sular-ve-kaynaklar.html' title='Yeraltı Suları ve Kaynaklar'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-1571884335020213158</id><published>2008-03-29T00:39:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T00:40:11.206-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marmara bölgesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cografya'/><title type='text'>Marmara Bölgesi-Sıcak Su Kaynakları</title><content type='html'>SU KAYNAKLARI VE JEOFİZİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Yeraltı Suyu, Önemi ve İstifade Şekilleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzüne düşen yağmur ve eriyen kar sularının derelerden akarak göllere veya denizlere ulaştığını&lt;br /&gt;hepimiz biliriz. Yeryüzünde buharlaşarak atmosfere çıkan ve bulutları oluşturan su daha sonra&lt;br /&gt;yoğunlaşarak tekrar yeryüzüne dönmektedir. Buna yağış diyoruz. İşte bu yağışların bir kısmı sel olarak&lt;br /&gt;göl veya denizlere gitmekte, bir kısmı bitkiler tarafından emilmekte, bir kısmı tekrar buharlaşmakta, bir&lt;br /&gt;kısmı ise geçirimli yer katmanlarına sızmaktadır. Bizi ilgilendiren yeraltı suyu işte böyle geçirimli yer&lt;br /&gt;katmanlarına sızarak oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sahada yeraltı suyu vardır diyebilmek için üç ana koşulun bir arada olması gerekir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Beslenme sahası, yani yağmur sularının üzerine düşerek yeraltına bir kısmının sızacağı saha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Poröz yani boşluklu bir ortam. Bu ortam kum, çakıl gibi taneli formasyonlar veya kaya çatlakları&lt;br /&gt;olabilir. Kayalar içerisinde yeraltı suyu taşımaya en uygun olanı kireç taşlarıdır. Atmosferden bir miktar&lt;br /&gt;CO2 alan yağmur suyu kireçtaşı üzerine düştüğünde yatay tabaka ve düşey çatlakları olan kireçtaşına&lt;br /&gt;sızmakta ve zaman içerisinde çok büyük boşluk sistemlerini oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;Bu sistemlerde yeraltı nehirleri, gölleri bile meydana gelebilmektedir. Bu sistemlere karstik sistem&lt;br /&gt;denilir ve bunlar yeraltı sularının en bol bulunabileceği ortamları teşkil ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Üçüncü ana koşul ise boşluklu veya çatlaklı ortama sızan suların yeraltında depolanabileceği,&lt;br /&gt;birikebileceği bir yapının var olmasıdır. Bütün bu şartları en iyi anlatmanın yolu içine kum ve çakıl&lt;br /&gt;doldurulmuş bir banyo küvetidir. Burada banyo küvetinin yüzeyi geçirimsiz tabakayı, kum ve çakılın üst&lt;br /&gt;yüzeyi beslenme sahasını, içindeki kum-çakıl boşluklu ortamı (yani akiferi), banyo küvetinin yapısı ise&lt;br /&gt;rezervi yani yeraltı suyu deposunu oluşturur (Şekil 2).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örnek bazı ana kavramları kolayca anlatmak için verilmiştir. Esasında olay tabiatta çok daha&lt;br /&gt;karmaşıktır. Yeraltı suları dinamik bir yapıya sahiptir, beslenir, depolanır, boşalır. Su tablasının belli bir&lt;br /&gt;eğimi vardır ve toplanan su belli bir istikamete hareket ederek membaları beslemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeraltı suyu banyo küveti örneğinde olduğu gibi her zaman serbest bir şekilde bulunmaz, genellikle&lt;br /&gt;hapsedilmiş ortamlarda bulunur. Bunlara mahpus (hapsedilmiş) yeraltı suyu denir. Yani suyu tutan tabaka&lt;br /&gt;(akifer) iki geçirimsiz zon arasında sıkışmıştır. Şekil 3'te görülüceği gibi böyle sahalarda açılan sondaj&lt;br /&gt;kuyularında su seviyesi yükselecektir. Suyun kuyu ağızından akması halinde artezyen, daha aşağılarda&lt;br /&gt;kalması halinde ise semi-artezyen kuyular denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca bilgi verdiğimiz yeraltı suyu kaynakları, dünya nüfusunun artması sebebi ile sulama, içme suyu,&lt;br /&gt;kullanım suyu ve sanayi suyu rezervleri olarak her geçen gün önem kazanmaktadır. Özellikle yer üstü&lt;br /&gt;sularının kifayetli olmadığı ortamlarda her geçen gün yeraltı suları daha çok kullanılır hale gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii yeraltı suyu rezervleri bitmek tükenmek bilmeyen veya yoktan varolan zenginlikler değildir. Her&lt;br /&gt;havzanın yıllık beslenmesi ve çekilebilecek emniyetli su miktarı çok yaklaşık olarak&lt;br /&gt;hesaplanabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet 10 metreden daha derin kuyuları tıpkı maden yataklarında olduğu gibi kamu malı kabul etmiş ve&lt;br /&gt;yeraltı suyundan istifadeyi izine bağlamıştır. Bu izin DSİ tarafından verilmektedir. İzinsiz açılan kuyular,&lt;br /&gt;yukarıda bahsi geçen kullanılabilir emniyetli su rezervi hesaplarını alt üst ettiği gibi bir çok sahada,&lt;br /&gt;kullanılmaması gereken kötü kaliteli suların bilinçsizce araziye verilerek nebatların kuruması, verimin&lt;br /&gt;düşmesi ve arazinin çoraklaşmasına neden olmaktadır. Bugün kuyu açılabilecek sahalar jeolojik etüdlerle&lt;br /&gt;belirlenmekte, ayrıca çeşitli yeraltı problemleri jeofizik etüdlerle çözülmekte ve bilinçli yaklaşımlarla&lt;br /&gt;kuyu açılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu etüdler sonucunda;&lt;br /&gt;1. Sahada yeraltı suyunun bulunup bulunmadığı,&lt;br /&gt;2. Suyun çıkabiliceği derinlik,&lt;br /&gt;3. Yeraltında suyu tutan tabaka,&lt;br /&gt;4. Suyun tuzluluk (NaCl), acılık (CaSO4) veya diğer kirlenmelere maruz kalıp kalmadığı, dolayısıyla işe&lt;br /&gt;yarayıp yaramayacağı anlaşılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece boş yere yatırım yapılması önlenmiş olur. Buda milli ekonomiye katkı demektir. Özellikle sahil&lt;br /&gt;kesiminde deniz suyu girişimi tehlike teşkil ettiğinden rasgele sondaj kuyuları açılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kuyu Sondajı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeraltındaki su, maden, petrol gibi zenginliklerden istifade amacıyla açılan dar ve derin kuyulara sondaj&lt;br /&gt;kuyusu diyoruz. Yeraltı suyundan istifade amacıyla açılan sondaj kuyuları üçe ayrılır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Çakma Kuyular,&lt;br /&gt;2. Darbeli sistemle açılan kuyular,&lt;br /&gt;3. Rotary sistemle açılan kuyular;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çakma kuyular yumuşak alüvyon arazilerde yeraltı suyunun satıha yakın olduğu ve tek filtre ile netice&lt;br /&gt;alınabilen akiferin kum çakıl gibi temiz seviyelerden teşekkül ettiği durumlarda iyi neticeler&lt;br /&gt;verebilmektedir. Ucuz ve basit bir yöntem olup çakılan borunun içinden klapeli beyler kovası ile&lt;br /&gt;tabandaki malzeme boşaltılarak boruyu sağa sola oynatarak istenilen seviyeye indirmek suretiyle&lt;br /&gt;açılmaktadır. Büyük molozlar balta denilen özel aletlerle kırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darbeli sistem sondaj kuyuları kireçtaşı gibi sağlam zeminlerde açılmaktadır. Sistem çakma&lt;br /&gt;kuyulardakine benzer ve ucuzdur. Ancak uzun sürede açılması sistemin terk edilmesine neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çamur sirkülasyonlu rotary sondaj en yaygın sistemdir. Matkap, drill-collar denilen ağırlık ve tijlerden&lt;br /&gt;ibaret sistem döndürülmekte ve çamur sirkalasyonu ile matkabın soğutulması, kesilen parçaların dışarıya&lt;br /&gt;atılması ve kuyunun göçmemesi temin edilmektedir. Rotary sondaj makinasının kuyu sondajına&lt;br /&gt;başlamadan yapılması gereken en önemli işlem teraziye alınmasıdır. Makina mekanik veya hidrolik&lt;br /&gt;krikolarla kaldırılır, önden ve arkadan takozlanır ve her iki istikamette teraziye alınır (Şekil 4). Bazı&lt;br /&gt;sağlam olmayan zeminlerde zaman içinde meydana gelebilecek oturmalara mani olmak için beton&lt;br /&gt;platformlar hazırlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğri delinmiş kuyular üzerinde önemle durmak gerekir, ideal olan düşeyden sapmamış kuyu olmakla&lt;br /&gt;beraber, pratikte her kuyuda bir miktar sapma vardır. Düşeyden sapmış kuyularda teçhiz borusu hiç&lt;br /&gt;inmeyebilir veya bir tarafa sürterek iner. Bu durumda çakıl zarfı tek taraflı ve yetersiz olmakta (Şekil 5)&lt;br /&gt;ve kuyu cidarına yaslanan filtre borusundaki delikler tıkanmakta, bu kısımdaki kil keki atılamadığından&lt;br /&gt;su girişi azalmakta ve randıman düşmektedir. Eğri kuyularda daha teçhiz borusu indirilirken kopmalar&lt;br /&gt;meydana gelebilir. Boru indirilse bile kuyunun silt çekmesi önlenemez. Bu yüzden kuyuda zaman içinde&lt;br /&gt;dolgular meydana gelir, pompa aşınır, verim düşer ve randıman alınamaz. Kuyunun sapmaması için DC&lt;br /&gt;(drill-collar, yani ağırlık) ve stabilizerler kullanılmakta dar çaplı pilot delikler açılarak daha sonra&lt;br /&gt;hole-opener denilen tarama matkapları ile genişletilmektedir. Yukarıdan pull-down denilen hidrolik&lt;br /&gt;baskılı makinalarda sapma çok daha fazla olmakdadır. Sert ve yumuşak formasyonların münavebeli yer&lt;br /&gt;aldığı sahalarda, molozlu formasyonlarda ve jeolojik tabakaların yatay olmadığı durumlarda sapmalar daha&lt;br /&gt;kolay olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Sondaj Kuyularında Teçhiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delme işlemi bitirildiğinde kuyunun teçhizine sıra gelmektedir. Her bir metre derinlikte alınan kırıntı&lt;br /&gt;numuneler değerlendirilerek filtre boruların konulacağı yerler kararlaştırılır. Pratik bir ifade ile teçhiz&lt;br /&gt;borusunun rahatça indirilebilmesi ve kuyu cidarı ile boru arasındaki boşluğa yeterli çakıl zarfı&lt;br /&gt;yerleştirilebilmesi için kuyu çapı teçhiz çapının en az iki misli olmalıdır. Örneğin kuyuya 8 5/8" teçhiz&lt;br /&gt;borusu indirilecek ise kuyu çapı en az 15" olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sondaj boruları kuyu teçhizinde kullanılan PVC veya metal kökenli borulardır. PVC borular ile genellikle&lt;br /&gt;sacdan imal edilen metal borular arasında tercih yapılırken sahanın özelliği ve yeraltı suyunun kimyasal&lt;br /&gt;analizi dikkate alınmalıdır. Kalite bozukluğunun söz konusu olduğu sahalarda, tuzlu, acı ve PH dengesi&lt;br /&gt;bozuk olan asit karakterli sularda sac borular problem yaratmakta ve genellikle kısa sürelerde çürüyüp&lt;br /&gt;paslanıp kullanılmaz hale gelmektedir. Ayrıca bu borular özellikle içmesuyu kuyularında kirlenmelere de&lt;br /&gt;sebep olmaktadır. Bunun yanısıra PVC boruların en sakıncalı özelliği kolayca kırılması ve bükülmesidir.&lt;br /&gt;Bu borularla teçhiz edilmiş kuyularda eğrilikler meydana gelebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teçhiz sırasında önemli bir konu da borunun kuyuya ortalanmasıdır. Özellikle PVC teçhiz borularında&lt;br /&gt;ortalayıcı yayların kullanılması zorunludur. Sac teçhiz boruları daha rijit olmakla beraber bu tip borularda&lt;br /&gt;da ortalayıcı (merkezleyici) yaylar kullanmakta büyük fayda vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PVC borularla teçhiz edilecek kuyularda özellikle şu hususlara dikkat edilmelidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. PVC boru kullanımı kalitesi bozuk, asit karakterli sahalarla sınırlı kalmalıdır.&lt;br /&gt;2. Akma ve göçme olaylarının sıkça meydana geldiği konsolide olmamış, bağlantısız formasyonlarda yan&lt;br /&gt;basınçlar çok fazla olabileceğinden bu nevi sahalarda kullanılması sakıncalı görülmektedir.&lt;br /&gt;3. Bu boruların teçhizi sırasında mutlaka ortalayıcı yaylar (Centrelizer) kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;4. Yıkama ve çakıllama esnasında boru askıda tutulmalıdır.&lt;br /&gt;5. Pompa montajında ve demontajında dikkatli davranılmalı hareketler yumuşak ve yavaş olmalıdır.&lt;br /&gt;6. Özellikle pompa monte edilmiş kuyularda dışarıdan düşebilecek ufak bir somun bile pompanın&lt;br /&gt;çekilmesi sırasında kuyu teçhiz borusunun yırtılmasına neden olabileceğinden kuyu ağızı sağlam bir&lt;br /&gt;şekilde kapatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metal borular genellikle çelik sacdan imal edilmektedir. Bunun yanı sıra paslanmaz çelik borular da&lt;br /&gt;kullanılmakta ancak çok pahalı olduğu için tercih edilmemektedir. Sac borular manşonlu veya kaynak&lt;br /&gt;ağızlı olabilir. Daha sağlam, daha rijit borular olup kolay kolay kopmaz, eğrilmez ve bükülmezler. Bu&lt;br /&gt;boruların teçhizde kullanılması durumunda dikkat edilecek hususlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Her şeyden önce boru imal edilecek sac TSE standartlarına uygun olmalıdır.&lt;br /&gt;2. Et kalınlığı boru çapına uygun olarak 4-6-8 mm olmalıdır.&lt;br /&gt;3. Kaynak ağızı açılmış olmalıdır.&lt;br /&gt;4. Boruda ovallik olmamalı, kaynaklar muntazam olmalıdır.&lt;br /&gt;5. Borunun uç kısımları düzgün olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Yıkama ve Çakıllama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyularda yıkama işlemi temiz su ile ve tabandan itibaren yapılır. İdeal yıkama Şekil 6'da gösterilen&lt;br /&gt;çalkalama pistonu ile yapılır. Piston en alttaki filtre borusunun hemen üzerine kadar indirilir ve pompa ile&lt;br /&gt;su basıldığında tabandan itibaren kuyu cidarına su gittiğine böylece emin olunabilir. Şekil 7'de bu durum&lt;br /&gt;gösterilmiştir. Yıkama işleminin sonuna doğru kuyu çakıllanır. Pratikte, kullanılan çakıl, 5-15 mm&lt;br /&gt;çapında yuvarlak sert taşlardan oluşmuş, yıkanmış ve elenmiş olmalıdır, ayrıca suda erimemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çakıllamanın faydaları aşağıda sıralanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Kuyu cidarının yıkılmasını önler.&lt;br /&gt;2. Silt, kum, kil gibi malzemelerin filtre yarıklarını tıkamasına mani olur.&lt;br /&gt;3. İnce malzemelerin kuyu cidarı boyunca inerek tabandaki filtreyi tıkamasına mani olur.&lt;br /&gt;4. Yine ince malzemelerin, filtre etrafına yığılıp su girişine mani olmasını önler.&lt;br /&gt;5. Akifer tabakalardaki ince malzemelerin inkişaf sırasında dışarıya atılması nedeniyle meydana gelen&lt;br /&gt;boşlukları önler ve yıkıntılara mani olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. İnkişaf&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sondajı tamamlanmış kuyuda yapılan temizlik ve geliştirme işlemlerine inkişaf denir. Yaygın olarak kuyu&lt;br /&gt;inkişafı için basınçlı hava kullanılır. Ancak daha önce bahsi geçen çalkalama pistonu en faydalı aletlerden&lt;br /&gt;birisidir. Çalkalama pistonu, kuyu çapından 1" küçük çapta 3 adet kolay kırılmayan ve kopmayan ağaç&lt;br /&gt;disk arasına, kuyu çapında kesilmiş 2 adet köselenin konulması ile yapılır. Yapılması ve kullanılması&lt;br /&gt;kolaydır. Takımın ucuna bağlanan piston en alttaki filtre borusunun hemen üzerindeki kapalı boru&lt;br /&gt;içerisinde aşağı yukarı hareket ettirilerek filtre karşısındaki formasyona tıpkı bir emme basma tulumba&lt;br /&gt;gibi tesir ederek gözlerin açılmasını sağlar. Bu işlem bütün filtrelere yukarıya doğru uygulanır. Neticede&lt;br /&gt;kuyuda dolgular meydana geleceğinden basınçlı hava ile temizlik ve inkişafa devam edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava ile inkişaf Şekil 8'de görüldüğü gibi uygun inkişaf takımı ile yapılır. Teçhiz borusunun kolon borusu&lt;br /&gt;gibi kullanılarak kuyuya sadece hava borusu indirilmesine açık inkişaf, kolon borusu ve hava borusunun&lt;br /&gt;beraber indirilmesine kapalı inkişaf diyoruz. Her iki durumda da inkişaf takımının su içerisinde kalan&lt;br /&gt;kısmının toplam takım uzunluğuna oranı %60 olmalıdır. Bu durumda randıman alınabilir. İnkişaf işlemi&lt;br /&gt;uygun kompresör ile ve kuyudan temiz su alınıncaya kadar devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnkişaf işlemi derinkuyu pompaları ile aşırı pompaj yapılarak da olabilir. Bu yöntem ancak statik su&lt;br /&gt;seviyesinin kuyu tabanına yakın olduğu ve havalı inkişafın netice vermediği durumlarda uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatılanların dışında, özellikle kireçtaşı gibi formasyonlarda asit, patlayıcı madde ve kimyasal&lt;br /&gt;yöntemlerle de inkişaf işlemi yapılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Pompa Tecrübeleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnkişaf işleminden sonra sondaj kuyularının hidrolik özelliklerini tespit amacıyla su verim deneyleri&lt;br /&gt;yapılmalıdır. İnkişafta alınan ön bilgiler ışığında uygun motopomp monte edilerek kuyudan su çekilmesi&lt;br /&gt;ve izlenmesine pompa tecrübesi diyoruz. Tecrübe iki şekilde yapılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Sabit debili pompa tecrübesi,&lt;br /&gt;2. Kademeli pompa tecrübesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdeal olanı her iki şekilde de tecrübenin yapılmasıdır. Elde edilen bilgiler neticesinde istihsal kuyusunun&lt;br /&gt;azami randımanla çalıştırılması ve uygun motopompun seçilmesi sağlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Kuyu Logu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyu logları sondaj kuyularının açılması esnasında karşılaşılan tüm olayların ve uygulanan tüm işlemlerin&lt;br /&gt;ayrıntılı yer aldığı bir bilgi formudur. Bir kuyu logunda; açılış tarihi, açan makina, kuyunun yeri, çapı,&lt;br /&gt;teçhiz planı, geçilen formasyonlar, inkişaf ve pompa tecrübesi değerleri ile kimyasal ve bakteriyolojik&lt;br /&gt;analiz neticeleri yer alır. Kuyu logları, kuyunun işletme safhasındaki olaylar ve karar açısından büyük&lt;br /&gt;önem taşır. Kuyu logu, pompa seçiminde, zaman içinde meydana gelebilecek dolguların, debi&lt;br /&gt;azalmalarının nedenleri ve çözümleri hakkında doğru kararlar alınmasına aynı zamanda her türlü tahlisiye&lt;br /&gt;işleminin doğru yapılmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Pompa Montajı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her hangi bir sondaj kuyusuna pompa seçilmesinden önce kuyu logu dikkatli incelenmelidir. Ancak&lt;br /&gt;uygulamada kuyu sahibine log bile verilmediğine sıkça rastlanmaktadır. Bu nedenle sağlıklı bilgiler elde&lt;br /&gt;edilememekte ve uygun pompa sezorluklar ortaya çıkmaktadır. Bu durumda şu hususlara dikkat&lt;br /&gt;edilmelidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Kuyu çapı ve derinliği tahkik edilmelidir. Bunun için iki ucu konik sağlam yapılmış bir mastar kuyuya&lt;br /&gt;sağlam bir iple sarkıtılabilir. Bunun çapı kuyu çapından 1" küçük olmalıdır. Böylece kuyu çapı, kuyudaki&lt;br /&gt;kaynak çapakları veya borudaki ezilmeler tahkik edilmiş olur. Ayrıca kuyuda eğrilikler varsa fikir&lt;br /&gt;verebilir.&lt;br /&gt;2. Teçhiz borusunun yüzeyde etrafı incelenerek kuyu çapı hakkında fikir edinilebilir. Ayrıca çakıllamaya&lt;br /&gt;bakılır.&lt;br /&gt;3. Kompresörle temizlik ve inkişaf yapılıp yapılmadığı tetkik edilir.&lt;br /&gt;4. Kimyasal analizler incelenir, yoksa fikir sahibi olmaya çalışılır. Ayrıca kuyudan temiz su alınıp&lt;br /&gt;alınamayacağı, silt sorunu bulunup bulunmadığı tetkik edilmelidir. Yapılan bu incelemeler sonucunda yine&lt;br /&gt;de sağlıklı bilgiler alınamıyorsa yeniden kompresörle temizlik ve inkişaf yaptırılmalıdır. Pompa tecrübesi&lt;br /&gt;yok ise inkişaf değerlerinden bir neticeye gidilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Abdurrahman TAŞLI (Jeofizik Mühendisi, Ankara - Ocak 1996)&lt;br /&gt;URL: [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE'nin TOPRAK ve SU KAYNAKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TOPRAK KAYNAKLARI ( milyon ha )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin Yüzölçümü (İzdüşüm Alanı)..........................................77 ,95&lt;br /&gt;Tarım Alanı............................................. ................................ 28,05&lt;br /&gt;Sulanabilir Alan.................................. .....................................25,75&lt;br /&gt;Ekonomik Olarak Sulanabilir Alan.............................................. .....8,50&lt;br /&gt;Sulamaya Açılan Alan (1997 yılı başı brüt alan)...............................4,543&lt;br /&gt;DSİ'ce işletmeye açılan alan( 1997 yılı başı net alan )......................2,072&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SU KAYNAKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalama ( aritmetik ) Yıllık Yağış........................................... 642,6 mm&lt;br /&gt;Türkiye'ye düşen ortalama yıllık yağış miktarı.............................501,0 km3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YERÜSTÜ SULARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllık yüzey akış miktarı........................................... ..............186,05 km3&lt;br /&gt;Yıllık yüzey akış / Yağış oranı............................................. ....0,37&lt;br /&gt;Yıllık tüketilebilir su miktarı........................................... ..........95,00 km3&lt;br /&gt;Fiili yıllık tüketim........................................... .......................29,55 km3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YERALTI SULARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllık çekilebilir yeraltı suyu rezervi........................................12, 3 km3&lt;br /&gt;( Yıllık güvenilir verim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DSİ'ce tahsis edilen yıllık miktar............................................ 8,8 km3&lt;br /&gt;Fiili yıllık tüketim........................................... ......................6,0 km3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. 1 km3 = 1 milyar m3&lt;br /&gt;2. 1997 yılında yaklaşık 100 000 ha alanın sulama şebekesi tamamlanmıştır.&lt;br /&gt;3. 1998 yılında yaklaşık 80 000 ha alanın sulama şebekesi tamamlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE'DEKİ 26 NEHİR HAVZASININ YILLIK ORTALAMA VERİMLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]&lt;br /&gt;(Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız.Sayfa düzenini bozduğundan küçük boyut tercih edilmiştir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: DSI Genel Müdürlüğü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su Kaynakları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların su gereksinimi ile mevcut su kaynakları arasındaki uçurum dünyanın pek çok yerinde gittikçe büyümektedir. Yer altı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü, suların akıl almaz derecede kirletilmesi, bir çok akarsuyun denize ulaşmadan kaybolup gitmesi, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması, bu uçurumun başlıca nedenleridir. Bütün bunların sonucunda su kaynakları için rekabet, uluslar arası düzeyde güncel hale gelmiştir. Bu nedenle bir zamanların BM Genel Sekreteri Boutros GALİ, “ Geleceğin savaşları politik nedenlerden değil, su için çıkacaktır” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su, yalnız son zamanlarda değil, çok eski tarihlerden beri en değerli doğal kaynaklardan biri olarak kabul edilmektedir. Örnekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* M.Ö. IV. yüzyılda, yani bundan yaklaşık 2.400 yıl önce Empodekles, “ Dünya su ve topraktan meydana gelmiştir” diyordu.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Daha sonraları, bu tanımlamanın sınırları genişletilerek “Dört Eleman Kuramı” ortaya atılmıştır. Bu kurama göre, “ Bütün cisimler su, toprak, hava ve ateşten oluşmaktadır” şeklinde bir tanımlama yapılmıştır.&lt;br /&gt;* Modern bilimde ise: “Yaşam suda başlamıştır”, “Susuz yaşam olmaz” şeklinde tanımlamalar yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu ifadeler, dünyanın yapısı ve canlıların yaşamı için suyun ne kadar değerli bir kaynak olduğunu göstermektedir. (Prof. Dr. Necmettin ÇEPEL)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Lt Su = 4 Lt Benzin&lt;br /&gt;Dünyada suyun benzinden bile pahalı olduğu kentin hangisi olduğunu biliyor musunuz? Birleşik Arap Emirlikleri'nin en güzel kıyı kenti olarak anılan Dubai'de pahalı olan tek bir şey var: "Su". İsrail, teknolojisiyle kullanma suyunu deniz suyundan elde etmeyi başaran Dubaililerin çeşmelerinden akan bu su rahatlıkla içilebiliyor. Ancak teknolojinin gelişmesi sayesinde çölü vaha haline dönüştürmeyi başaran bu kentin insanları bir litre su içebilmek için tam dört litre benzin parası ödemek zorunda kalıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su Kaynakları([Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız])&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konular&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Suyun Önemi&lt;br /&gt;* Su Kaynakları&lt;br /&gt;* Su Tüketimi&lt;br /&gt;* Su Gereksiniminin Karşılanması için Alınabilecek Önlemler&lt;br /&gt;* Özet ve Sonuç &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su Kaynakları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın Özü: Su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamen ikame edilemeyen bir kaynak olan su; yaşayan bütün canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir. Diğer bir ifadeyle su; hayatın ve canlıların kaynağıdır. İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Ancak, özellikle son 20 yıl içerisinde artan insan nüfusu ve bunun sonucu olarak artan su talebi, küresel bir su krizini gündeme getirmiştir. Bunun yanı sıra, hızla artan dünya nüfusu ve su talebiyle birlikte ekonomik, politik ve çevresel konulardaki mücadeleler ve çekişmeler çok daha yaygın ve ciddi boyutlara ulaşmıştır. Su kaynakları; miktar, kalite ve tüm diğer sektörel kullanımlar açısından birçok ciddi sorunla karşı karşıyadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su tüm canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir.İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Sürdürülebilir kalkınma için en önemli yaşamsal kaynaklardan biri sudur. 20. yüzyılda dünya nüfusu 19.yüzyıla oranla üç kat artmasına rağmen, su kaynaklarının kullanımının altı kat arttığı belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su yenilenebilir bir kaynaktır, bu anlamda sürdürülebilir kullanımı mümkündür; Ancak günümüzde hızlı tüketim, kaynaklardan yararlananlara eşit fırsatlar ve yararlar sağlayacak şekilde sürdürülebilirlikten çok uzaktadır. Türkiye dünyanın en hızlı nehirlerinden birkaçına sahip olsa da su rezervleri bakımında alt sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de su kaynaklarının yönetimi uluslararası standartlarda iyi ve sürdürülebilir bir yönetim politikası benimsenmediği için geleceğe ilişkin tehditler ciddi boyutlara ulaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle, bir insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılaması ve yaşamını sürdürebilmesi için, günde en az 25 litre su tüketmesi gerektiği kabul edilir. Ancak, çağdaş bir insanın sağlıklı bir biçimde yaşaması için gereken içme, yemek pişirme, yıkanma, çamaşır gibi amaçlarla kullanılacak su dikkate alındığında, kişi başına günlük ortalama kentsel su tüketim standardı 150 litre olarak kabul edilmektedir. Dünya genelinde bölgelere göre kişi başına su tüketim miktarları sanayileşmiş ülkelerde 266 litre iken Afrika’da 67, Asya’da 143, Arap ülkelerinde 158, Latin Amerika’da 184 litredir. Türkiye'de ise kişi başına günlük su tüketimi ortalama 111 litredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000- 10.000 m3 arasında olmalıdır. Kişi başına düşen yıllık 1430 m3’lük kullanılabilir su miktarıyla Türkiye, sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DSİ Genel Müdürlüğü verileri, 2030 yılında su kaynaklarımızın %100 verimle kullanılacağını öngörür. 2030 yılında nüfusu 80 milyona ulaşacak olan Türkiye, kişi başına düşen 1100 m3 kullanılabilir su miktarıyla, su sıkıntısı çeken bir ülke durumuna gelecektir. Bu veriler göz önüne alındığında, 2050 ya da 2100 yılında, Türkiye’nin çok ciddi bir su kriziyle mücadele etmesinin kaçınılmaz olduğu görülür. Bu tehlikeyi en aza indirmek için, su kaynaklarımız çok dikkatli yönetilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzündeki su kaynakları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya'daki su kaynaklarını okyanuslar, denizler, göller, akarsular, kar ve buzullar ile yer altı suları oluşturur. Yeryüzündeki sular sürekli bir döngü içerisindedir. Tüm su kaynaklarından sıcaklığın etkisiyle sular tekrar yağış olarak yeryüzüne düşer. Irmakları, denizleri, gölleri ve yer altı sularını besler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağışlar sonucu yeryüzüne düşen suların bir kısmı yüzeyden akarken bir kısmıda yeraltına sızararak depolanırlar veya buralarda akış gösterirler. Bunlara Yeraltı Suları denir. Bu suların kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yerlere de Kaynak denir. Yeraltı suyunun miktarını; Yağış Miktarı Yüzeyin Eğimi Bitki Örtüsü Zeminin Özelliği etkiler. Alüvyal Ovalar, Karstik Araziler, Deniz ve Göl Kıyıları yeraltı suyu bakımından zengin alanlardır. Kaynaklar Kaynaklar yeryüzüne çıkış özelliklerine göre değişirler; 1-Yamaç Kaynakları: Dağ ve vadi yamaçlarında geçirimli tabakanın yeryüzüne çıktığı yerdir. 2- Fay Kaynakları: Yeraltı sularının Fay Çatlaklarından yeryüzüne çıktığı kaynaklardır. Bazılarının suları derinlerden geldiği için sıcak olur. Buralara Kaplıca, Ilıca veya Çermik denir. 3- Karstik Kaynaklar: Kalkerli arazilerin çatlaklarından sızan suların toplanıp yeryüzüne çıkmasıyla oluşur. Bu suların en önemli özelliği kireçli oluşlarıdır. 4- Artezyen Kaynakları: Özellikle kıvrımlı sahalardaki çanaklaşmış arazilerde 2 geçirimsiz tabaka arasında kalmış yeraltı suyunun çanağın tabanının delinmesiyle çıkan basınçlı kaynaktır. 5- Gayzer Kaynaklar: Volkanik sahalarda mağmanın etkisiyle yeraltı suyunun sıcak su ve buhar olarak dışarı çıkması ile oluşan kaynaklardır. Denizli-Sarayköy de örneğini görmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER ALTI SULARI VE KAYNAKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağışlarla yer yüzüne inen suların geçirimli tabakadan yer altına sızarak , yer altında oluşturdukları sulara yer altı suları denir. Yer Altı Sularının Beslenmesinde Etkili Olan Faktörler 1) Yağış miktarı, 2) Yağış türü (Kar yağışları ile beslenme fazla olur.) 3) Zeminin geçirimliliği ( alüvyal ve karstik alanlarda geçirimlilik fazladır). 4) Arazinin eğimi :eğimin az olduğu alanlarda beslenme daha fazladır. 5) Bitki örtüsü: Yüzeysel akımı engellediği için. Taban Suyu: Alüvyal ovaların tabanında bulunurlar. Altta geçirimsiz tabaka ile sınırlandırılmış geçirimli tabaka üzerinde biriken sulardır. Beslenme durumuna göre taban suları bazen yüzeye kadar çıkabilir. Yer altı su seviyesinin düşük olduğu alanlarda ise kuyu açmak suretiyle bu sulardan faydalanılır. Türkiye taban suları bakımından zengindir. Ör: Ege Bölgesinin çöküntü ovaları, Konya,Kayseri, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Bursa, Adapazarı gibi. KAYNAKLAR Yer altı sularının tekrar yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Sularının Sıcaklığına Göre Kaynaklar 2 Grupta İncelenebilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A-SOĞUK SU KAYNAKLARI: Sularını yağışlarla yeryüzünden alırlar. Sularının sıcaklığı ve akımları yıl boyunca değişir. 1)Tabaka Kaynağı (yamaç): Geçirimli tabakların uç kısmından suların yüzeye çıktığı yerdir. 2)Vadi Kaynağı: Vadi tabanlarından çıkan kaynaklardır. 3)Karstik Kaynak (Voklüz): Kalkerli arazilerde yer yüzüne çıkan kaynaklardır. En fazla Akdeniz Bölgesinde görülür. Ör: Düden suyu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kaynakların en önemli özelliği sularının bol miktarda kireç içermesidir. 4)Artezyen Kaynağı: Tekne biçimindeki iki geçirimsiz tabaka arasındaki geçirimli tabakaya açılan bir sondaj ile suların püskürerek yer yüzüne çıkmasıdır. Diğer kaynaklardan ayrılan yanı beşeri faktörlerin etkisiyle yer yüzüne çıkmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B-SICAK SU KAYNAKLARI Sularını mağmaya yakın alanlardan alırlar. Suları geldiği derinliğe göre sıcak veya ılıktır. Sularının sıcaklığı yıl boyunca aynıdır. Akım değişikliği olmaz. Bol miktarda eriyik madde içerir. 1)Fay Kaynağı: Fay hattı boyunca yeryüzüne çıkan kaynaklardır. Halk arasında bu kaynaklara ılıca, kaplıca,çermik, içme ve maden suları denilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ör: Manisa (Kurşunlu, Urganlı, Alaşehir, Demirci), Denizli (Pamukkale, Karahayıt, Sarayköy, Buldan), Kütahya (Simav),Balıkesir (Edremit, Gönen), Sivas (Balıklı Çermik) gibi merkezlerde vardır. Bu yerlerin ortak özelliği yer yapılarının özelliğidir. 2)Gayzer Kaynağı: Etkin haldeki volkan dağlarından değişik aralıklarla püskürerek çıkan kaynaklardır. Türkiyede örneklerine rastlanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER ALTI SULARI VE KAYNAKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yağışlarla yer yüzüne inen suların geçirimli tabakadan yer altına sızarak , yer altında oluşturdukları sulara yer altı suları denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer Altı Sularının Beslenmesinde Etkili Olan Faktörler: 1) Yağış miktarı, 2) Yağış türü (Kar yağışları ile beslenme fazla olur.) 3) Zeminin geçirimliliği ( alüvyal ve karstik alanlarda geçirimlilik fazladır). 4) Arazinin eğimi :eğimin az olduğu alanlarda beslenme daha fazladır. 5) Bitki örtüsü: Yüzeysel akımı engellediği için. Taban Suyu:Alüvyal ovaların tabanında bulunurlar. Altta geçirimsiz tabaka ile sınırlandırılmış geçirimli tabaka üzerinde biriken sulardır. Beslenme durumuna göre taban suları bazen yüzeye kadar çıkabilir. Yer altı su seviyesinin düşük olduğu alanlarda ise kuyu açmak suretiyle bu sulardan faydalanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Türkiye taban suları bakımından zengindir. Ör: Ege Bölgesinin çöküntü ovaları, Konya,Kayseri, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Bursa, Adapazarı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR: Yer altı sularının tekrar yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Sularının Sıcaklığına Göre Kaynaklar 2 Grupta İncelenebilir: A-SOĞUK SU KAYNAKLARI: *Sularını yağışlarla yeryüzünden alırlar. *Sularının sıcaklığı ve akımları yıl boyunca değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)Tabaka Kaynağı (yamaç): Geçirimli tabakların uç kısmından suların yüzeye çıktığı yerdir. 2)Vadi Kaynağı: Vadi tabanlarından çıkan kaynaklardır. 3)Karstik Kaynak (Voklüz): Kalkerli arazilerde yer yüzüne çıkan kaynaklardır. En fazla Akdeniz Bölgesinde görülür. Ör: Düden suyu Bu kaynakların en önemli özelliği sularının bol miktarda kireç içermesidir. 4)Artezyen Kaynağı: Tekne biçimindeki iki geçirimsiz tabaka arasındaki geçirimli tabakaya açılan bir sondaj ile suların püskürerek yer yüzüne çıkmasıdır. Diğer kaynaklardan ayrılan yanı beşeri faktörlerin etkisiyle yer yüzüne çıkmasıdır. B-SICAK SU KAYNAKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sularını mağmaya yakın alanlardan alırlar.&lt;br /&gt;* Suları geldiği derinliğe göre sıcak veya ılıktır.&lt;br /&gt;* Sularının sıcaklığı yıl boyunca aynıdır.&lt;br /&gt;* Akım değişikliği olmaz.&lt;br /&gt;* Bol miktarda eriyik madde içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)Fay Kaynağı:Fay hattı boyunca yeryüzüne çıkan kaynaklardır. Halk arasında bu kaynaklara ılıca, kaplıca,çermik, içme ve maden suları denilmektedir. Ör: Manisa (Kurşunlu, Urganlı, Alaşehir, Demirci), Denizli (Pamukkale, Karahayıt, Sarayköy, Buldan), Kütahya (Simav),Balıkesir (Edremit, Gönen), Sivas (Balıklı Çermik) gibi merkezlerde vardır. Bu yerlerin ortak özelliği yer yapılarının özelliğidir. 2)Gayzer Kaynağı: Etkin haldeki volkan dağlarından değişik aralıklarla püskürerek çıkan kaynaklardır. Türkiyede örneklerine rastlanmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT:[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]'dan kopyalanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;SU &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Dünyamızın %70'ini kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık %0.3'ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya nüfusunun %40'ını barındıran 80 ülke şimdiden su sıkıntısı çekmektedir. 1940-1980 yılları arasında su kullanımı iki katına çıkmıştır. Nüfusun hızla artması, buna karşılık su kaynaklarının sabit kalması sebebiyle su ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki mevcut suyun hacmi 141 milyar m3 tür. Bu miktar dünya yüzeyini 3 km. kalınlığında bir tabaka halinde sarabilecek büyüklüktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu suyun % 98'i okyanuslarda ve iç denizlerde bulunmakta, fakat tuzlu olduğu için, içme suyu olarak kullanıma, sulamaya ve endüstriyel kullanıma uygun değildir. Dünyadaki suların ancak %2.5'i tatlı sudur. Bunun da %87'si buzullarda, toprakta, atmosferde, yeraltı sularında bulunur ve kullanılamaz durumdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlu, su ihtiyacını yüzeysel sular ve yeraltı su kaynaklarından temin etmektedir. Tatlı suların en önemli kaynağı yağışlardır. Küresel yıllık yağış 500 bin m3 olup, her yıl yeryüzüne inen yağış aynı miktardadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde ise tatlı su kaynakları oldukça sınırlıdır ve ihtiyaca ancak cevap vermektedir. Türkiye'nin kullanılabilir su potansiyeli 110 milyar m3 olup, bunun %16'sı içme ve kullanmada, %72'si tarımsal sulamada, %12'si de sanayide tüketilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin mevcut su potansiyelinin kullanım oranları;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi başına düşen su kullanımı, toplumun gelişmişlik seviyesiyle doğru orantılıdır. Gelişmiş ülkelerde bu oran oldukça yüksek olmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelerde ise düşüktür. (ABD'de 1692 m3, Avrupa'da 726 m3, Afrika'da 244m"tür.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın yıllık yağış ortalaması 1000 mm olup, Türkiye'nin yıllık yağış ortalaması ise 643 mm. dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye su kıtlığı çeken ülkeler arasında yer almamakla birlikte, hızlı nüfus artışı, kirlenme ve yıllık yağış ortalamasının dünya ortalamasından düşük olması; mevcut kaynakların daha dikkatli kullanılmasını ve kirlenmeye karşı gerekli tedbirlerin bir an önce alınmasını gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK:Belirsiz&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;SU KAYNAKLARI SUNUM DOSYASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;İklim Değişikliğinin Su kaynakları üzerinde oluşturacağı muhtemel etkiler ve sonuçları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SU KAYNAKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı bölgelerde yağış artarken bazı bölgelerde azalacaktır.&lt;br /&gt;Yağışta meydana gelecek herhangi bir değişim yüzey nemliliği, yüzey yansıtma katsayısı ve bitki örtüsünü etkileyecektir. Bu da evapotranspirasyonu ve bulut örtüsünü etkileyerek yağışı etkilemektedir. Kısaca hidrolojik sistem insan aktivitelerine; şehirleşme etkisi, buz erimesi gibi şekillerde cevap vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağış paternlerindeki değişim ne kadar suyun tutulabileceğini etkileyecektir.&lt;br /&gt;Bir çok model sağnakların şiddetini arttıracağını öngörmektedir. Bu da suyun toprakta süzülmesinin azalarak sellerin artacağını göstermektedir. Mevsimlik paternlerdeki değişim yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının bölgesel dağılımını etkileyebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük yağışlardan dolayı yüksek enlem bölgelerinde büyük akışlar görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar ve havzalar etkilenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evaporasyon ve akıştaki yeni oluşumlar doğal eko sistemleri etkileyecektir.&lt;br /&gt;Suyun sıcaklığında ve termal yapısındaki değişimler organizmalarin hayatta kalması ve büyümesi ekosistemlerin türü ve çoğalmasını etkiler. Akıştaki değişim, yeraltı suları ve yağış göller ve akarsular üzerinde direkt olarak besinler ve organik oksijenin çözünmesine etki eder. Bu da suyun kalitesi berraklığı üzerinde etkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizlerin yükselmesi kıyı alanlarda tatlı su kaynaklarına zarar verir.&lt;br /&gt;Kıyı su alanları tuzlu suyun yeraltı sularına karışmasından dolayı tehlike altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su kaynaklarındaki azalma tarım ve çevre üzerindeki etkisinden dolayıda insanlar üzerinde ek etki yapacaktır.&lt;br /&gt;Gelişmekte olan ülkelerde bölgesel su kaynakları 21.yy. da büyük tehlike altında kalacaktır. İklim değişimi; kirlilik, artan nüfus ve ekonomiden dolayı meydana gelen etkileri arttıracaktır. En büyük tehlike altındaki bölgeler kurak ve yarı kurak alanlar, bazı kıyı alanları, deltalar ve küçük adalardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su kaynakları potansiyelinin % 20 den fazlasını kullanan ülkelerde iklim değişiminden dolayı su kaynaklarında meydana gelen değişim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su kaynaklarını geliştirme çabaları yoksulluğun azalmasına yardım edecektir.&lt;br /&gt;Bu amaçla yeni kaynaklar gelistirilmeli ve var olan kaynaklar verimli kullanılmalıdır. Uzun vadeli çalışma stratejileri olarak; su kullanımı direk kontrolü için teknolojiler, alışkanlık etkileri için vergiler ve teşvikler, yeni havzaların oluşturulması,su kirliliğinin azaltılması, nehir kanallarının yenilenmesi, kıyı bitki örtüsünün korunması çalışmaları geliştirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İklim değişiminden dolayı ekstrem su sıkıntısından etkilenen nüfusta meydana gelecek değişim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SU KAYNAKLARI KONUSUNDA DETAYLI BİLGİLER İÇİN [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]&lt;br /&gt;linkine gidip bilgi sahibi olmak istediğiniz konuyu seçiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SICAK SU KAYNAKLARI ödev isteğine forumdaki arkadaşların verdiği cevaplar için:http://www.frmtr.com/lise-bilgi-iste...klari-rep.html&lt;br /&gt;(Sadece ilk sayfaya bakılmaması tavsiye edilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"YERALTI SU KAYNAKLARI"&lt;br /&gt;Yeraltı Su Kaynakları(Konu içinde sadece Link verilmiştir)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-1571884335020213158?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/1571884335020213158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=1571884335020213158' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1571884335020213158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1571884335020213158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/marmara-blgesi-scak-su-kaynaklar.html' title='Marmara Bölgesi-Sıcak Su Kaynakları'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-2948085429811447132</id><published>2008-03-29T00:38:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T00:39:20.710-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünyanin en büyük gölleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cografya'/><title type='text'>Dünyanın En Büyük Gölleri</title><content type='html'>Göl Yüz Derinlik Yer Su cins &lt;br /&gt;Hazar Denizi veya Hazar Gölü 393.897 km² 995 m Rusya, Kazakistan&lt;br /&gt;' Azerbaycan , Iran , Turkmenistan Tuz suyu &lt;br /&gt;Superior Gölü 82.414 km² 405 m ABD , Kanada Tatlı su &lt;br /&gt;Viktoria Gölü 68.870 km² 81 / 85 m Tanzanya , Kenya , Uganda Tatlı su &lt;br /&gt;Huron Gölü 59.596 km² 229 m ABD, Kanada Tatlı su &lt;br /&gt;Michigan Gölü 58.016 km² 281 m ABD Tatlı su &lt;br /&gt;Tanganika Gölü 32.893 km² 1.470 m Demokratik Kongo Cumhuriyeti , Tanzanya , Zambiya , Burundi Tatlı su &lt;br /&gt;Büyük Ayı Gölü 31.792 km² 88 m Kanada Tatlı su &lt;br /&gt;Baykal Gölü 31.492 km² 1.637 m Rusya Tatlı su &lt;br /&gt;Aral Gölü 28.687 km² 32 m Kazakistan , Özbekistan&lt;br /&gt;(1998'de, geçmiş 68.000 km²) Tuz suyu &lt;br /&gt;Büyük Esir Gölü 28.438 km² 614 m Kanada Tatlı su &lt;br /&gt;Erie Gölü 25.745 km² 64 m ABD, Kanada Tatlı su &lt;br /&gt;Winnipeg Gölü 24.341 km² 18 m Kanada Tatlı su &lt;br /&gt;Malavi Gölü 23.310 km² 706 m Malavi , Tanzanya , Mozambik Tatlı su &lt;br /&gt;Ontario Gölü 19.259 km² 244 m ABD, Kanada Tatlı su &lt;br /&gt;Balkaş Gölü 18.428 km² 26 m Kazakistan Tatlı su &lt;br /&gt;Ladoga Gölü 17.703 km² 255 m Rusya Tatlı su &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki en derin göller&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göl Derinlik Yüz Yer Su cins &lt;br /&gt;Baykal Gölü 1.637 m 31.492 km² Rusya Tatlı su &lt;br /&gt;Tanganika Gölü 1.470 m 32.893 km² Demokratik Kongo Cumhuriyeti , Tanzanya , Zambiya , Burundi Tatlı su &lt;br /&gt;Vostok Gölü 1.000 m 11.500 km² Antarktika Tatlı su &lt;br /&gt;Hazar Denizi veya Hazar Gölü 995 m 393.898 km² Rusya, Kazakistan&lt;br /&gt;' Azerbaycan , Iran , Turkmenistan Tuz suyu &lt;br /&gt;Lago General Carrera 836 m 2.200 km² Şili , Arjantin Tatlı su &lt;br /&gt;Lago Argentino 719 m 1.466 km² Arjantin Tatlı su &lt;br /&gt;Malavi Gölü 706 m 23.310 km² Malavi , Tanzanya , Mozambik Tatlı su &lt;br /&gt;Issık Göl 668 m 6.236 km² Kırgızistan Tatlı su &lt;br /&gt;Büyük Esir Gölü 614 m 28.438 km² Kanada Tatlı su &lt;br /&gt;Crater Lake 592 m 53 km² ABD Tatlı su &lt;br /&gt;Lake Tahoe 501 m 497 km² ABD Tatlı su &lt;br /&gt;Van Gölü 457 m 3740 km² Türkiye Soda &lt;br /&gt;Lago di Como 410 m 146 km² İtalya Tatlı su &lt;br /&gt;Superior Gölü 405 m 82.414 km² ABD, Kanada Tatlı su&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-2948085429811447132?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/2948085429811447132/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=2948085429811447132' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2948085429811447132'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2948085429811447132'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/dnyann-en-byk-glleri.html' title='Dünyanın En Büyük Gölleri'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-1400846585701073795</id><published>2008-03-29T00:37:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T00:38:28.594-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coğrafya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cografya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su döngüsü'/><title type='text'>Su Döngüsü</title><content type='html'>Su Döngüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugun kullandigimiz suyun milyonlarca yildir dunyada bulundugu ve miktarinin cok fazla degismedigi dogrudur. Dunyada su hareket eder, formu degisir, bitkiler ve hayvanlar tarafindan kullanilir, fakat gercekte asla yok olmaz. Buna Hidrolojik Dongu (Su Dongusu) denir.&lt;br /&gt;Su dongusunu olusturan basamaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dongude suyun hareket etmesini saglayan bes degisik olay vardir:&lt;br /&gt;1- Yogunlasma (kondansasyon),&lt;br /&gt;2- Yagis (precipitation),&lt;br /&gt;3- Topraga gecis (Infiltration) ve yeralti sularinin olusumu,&lt;br /&gt;4- Yuzeysel akinti (Runoff) ve yuzey sulari ile yeralti sularinin olusumu,&lt;br /&gt;5- Buharlasma (Evapotranspiration)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su buhar&amp;yacute; yogunlasarak bulutlar&amp;yacute; olusturur, kosullar uygun oldugunda yagis meydana gelir. Yagis seklinde yeryuzune dusen su, topraga sizarak yeralti sularina veya yuzeysel akinti olarak okyanuslara, denizlere karisir. Yuzey sularinin buharlasmasiyla su atmosfere geri doner.&lt;br /&gt;Yogunlasma: Suyun buhar formundan sivi formuna de&amp;eth;isim surecidir. Havadaki su buhari konveksiyon yardim&amp;yacute;yla artar. Ilik-nemli hava yukselirken soguk hava a&amp;thorn;agi dogru hareket eder. Ilik hava yukseldikce sicakligi azalip enerjisini kaybettiginden gaz halden sivi veya kati (kar veya dolu) haline doner.&lt;br /&gt;Yogunlasmay&amp;yacute; buzdolabindan soguk bir su sisesi aldiginizda ve oda isisinda biraktiginizda sise yuzeyinde acikca gorebilir, su sisesinin oda isisinda nasil "terledigini" rahatlikla izleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;Yag&amp;yacute;s: Yagmur, sulusepken kar, kar veya dolu olarak bulutlardan salinan sudur. Atmosferde yo&amp;eth;unlastigi, atmosferik hava akiminda kalmasinin zorlastigi durumda su buharindan sonra yagis meydana gelir.&lt;br /&gt;Topraga gecis: Dunya yuzeyine erisen yagislar&amp;yacute;n bir kismi topraga sizar (infiltrasyon) ve yeralti sularini meydana getirirler.&lt;br /&gt;Topraga sizan su miktari, topragin egimi, bitkilerin tipi ve miktari, topragin su ile doygun olup olmamasina bagli olarak degisir. Yuzeyde buyuk yar&amp;yacute;klar, delikler bulunmasi, topraga su gecisini kolaylastirir.&lt;br /&gt;Yuzeysel akinti: Cok fazla yag&amp;yacute;s oldugunda, toprak suya doyar ve suyun fazlasini alamaz. Kalan su topragin yuzeyinden akar (Runoff). Suyun topraga emilemeyen kismi yuzey sulari olarak isimlendirilir. Yuzeysel sular kar ve buzlarin erimesiyle de olusabilir.&lt;br /&gt;Yuzey sulari caylara, derelere ve nehirlere akar. Yuzey sulari daima daha alcak noktalara dogru tasinir, dolayisiyla okyanuslara karisir.&lt;br /&gt;Yeralti sulari: Dunya yuzeyine erisen yagislarin bir kismi topraga sizar (infiltrasyon) ve yeralti sularini meydana getirir.Yeralti sularinin bir bolumu derinde kapali bir su katmanina ulasir ve kullanilabilmeleri icin yeryuzune ozel bir yontemle cikar&amp;yacute;lmalari gerekir.Yeralti sularinin diger bir bolumu ise basinc etkisiyle ust toprak katmanlarina dogru hareket eder ve yeryuzune ulasir. Bu sulara kaynak suyu denir. Yeralti suyu toprak katmanlarindan geçerken temas ettigi yuzeydeki mineral vb maddeleri de yapisina alir. Bu maddeler suyun yararli bilesenlerini (demir, magnezyum vb) olusturabilecegi gibi arsenik, nitrat, tarim ilac&amp;yacute; kalintilari gibi zehirli maddeler de olabilir. Toprak sarsintilari, yagmur ve eriyen kar sulari, bu zehirli maddelerin suya karisma riskini artirir. Bu nedenle suyun bilesimindeki degisikliklerin surekli izlenmesi ve guvenli hale getirilmesi icin etkin filtrasyon yontemleriyle arindirilmasi gereklidir.&lt;br /&gt;Buharlasma: Bitkilerin nemlenmesiyle ve topragin buharlasmasiyla olusan sudur. Evapotranspiration, atmosfere yeniden giren su buharidir.&lt;br /&gt;Evapotranspiration, buhar olarak atmosfer icinde artmaya baslayan su moleküllerinin neden oldugu gunes enerjisinin suyu &amp;yacute;s&amp;yacute;tt&amp;yacute;g&amp;yacute; durumda olusur.&lt;br /&gt;Goruldugu gibi, gereksinmemiz olan suyun bize ulasmasi icin bircok olusum gerceklesmektedir. Ve bu olusumlar daima is basindadir. Uc orneklerde ise dongu farkli sekillerde gerceklesir. Ornegin, Antartika donmu&amp;thorn; oldugundan buharlasma olusmaz (buzlar sublimation ad&amp;yacute; verilen b&amp;yacute;r olusumla dogrudan su buharina donusur). Yine orneg&amp;yacute;n, Sahra Colu cok kurak oldugundan yag&amp;yacute;s olmaz (su, yere dusmeden buharlasma olusur). Ancak dongu hep surer.&lt;br /&gt;Iste bu nedenle her gün ictigimiz su, dinozorlar dunyayi dolastiginda da ayni dongu icerisinde dunyamizda dolasmaktaydi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-1400846585701073795?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/1400846585701073795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=1400846585701073795' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1400846585701073795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1400846585701073795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/su-dngs.html' title='Su Döngüsü'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-5721290183396195654</id><published>2008-03-29T00:36:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T00:36:41.206-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='biyoloji'/><title type='text'>Mutasyon</title><content type='html'>Mutasyonlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutasyon canlınım genomunda beliren bir değişmedir. Genomu oluşturanda kromozomlar-daki DNA’ların tamamı olduğuna göre mütasyonu “canlının DNA’sının kantitatif(nicel) ya da ka-litatif (nitel)olarak değişmesidir.” Şeklinde tanımlamak mümkündür.Mütasyonlar çok çeşitlidirler. Ancak, gruplar altında toplanarak incelenebilirler. Önce çok hücrelilerde somatik ve germinatif mütasyon olarak iki kısma ayrılırlar. Somatik mütasyon , canlının vücut hücrelerini ilgilendirdiği için süresi canlının ömrü kadardır. Alt kuşaklara geçemez. Ergin insan karaciğerindeki hücrelerde kromozom sayısı 8 x n’e kadar ulaşmaktadır (oktabloid). Somatik mütasyonları hücre yaşlanma-sından sorumlu tutanlar da bulunmaktadır. Germinatif mütasyonlar ise, gamet yapımcı organlarda (memelilerde testis ve ovaryum) meydana gelir ve döllenme ile altkuşaklara geçebilir. Mütasyon denilince ilk akla gelen ve burada üstünde durulan da bu ikinci çeşididir. Mütasyonları genel olarak 4 ana grupta toplamak mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Kromozom sayısında olan değişmeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Kromozom yapısındaki değişmeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) DNA çifte sarmalının baz yapısındaki değişmeler (Nokta Mütasyon)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Stoplazmik kalıtımdaki değişmeler (mitokondri, kloroplast DNAları)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virüs ve bakterilerde bir genom molekülü dikkate alındığında, I. grup mütasyonlar sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ökaryotları kapsar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)Kromozom sayısının değişmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her canlı türünün kendine has bir kromozom sayısı vardır ve genelde bu sayı sabittir. An-cak, bazı durumlarda, türün bazı bireylerinde kromozom sayılarında sapmalar olabilmektedir. Can-lı türünün karekteristik kromozom sayısı 2n ise (buradaki n, türün gametlerindeki habloid kromo-zom sayısını göstermektedir), değişme n’ nin katları şeklinde (n,2n,3n,4n...) olabildiği gibi, diploid (2n) organizmada 2 adet bulunan her bir kromozomdan (homolog kromozomlar) 0,1,3,4... adet de bulunabilir. Bunlardan birincisine euploidi), ikinci çeşidine ise aneuploidi (anöploidi) denilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A-Euploidi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Monoploidi (haploid): Bireyin vücut hücrelerinde gamet hücreleri kadar (n) kromozom taşı-maları durumudur. Bazı canlılarda doğal olarak görülen bu durum , insan için hayatla bağdaşma-maktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b)Poliploidi: Vücut hücrelerinin n’nin katları şeklinde 2n’den fazla olmaları durumudur. Autopo-liploidi ( otopoliploidi), allopoliploidi, endopoliploidi gibi çeşitleri vardır. Bunlardan birincisi, n’nin katlarının tamamının aynı bir türe ait olduğunu, ikincisi genomun belli bir kesiminin başka bir türden geldiğini, üçüncüsü ise, kromozomların bir hücre çekirdeği içinde, hücre zarı kaybol-madan katlanarak arttığını (politeni, endoredublikasyon..) tarif eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B- Aneuploidi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Homolog kromozomlarının her birinden 2 adet bulunacağı yerde bunlardan birinin ya da birkaçının ikinin altında (0,1) ya da üstünde (3,4, ...) bulunmasıdır. Buna göre bir organizma nül-lizomik (0),monozomik (1), ya da polizomik (≥3) olabilecektir. Trizomi: 2n +1, tetrazomi:2n+2. Diploid sayısının birkaç kromozom altında olanlara hipodiploidi, 2n’nin birkaç kromozom üstün-de olanlara da hiperdiploidi denilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Kromozom yapısının değişmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türlerin kromozom sayıları kadar kromozomlarının şekilleride çok değişik olabilir. Her türün kromozom kuruluşunu , bu kromozomların sayı ve şekilleri belirler. 46 adet kromozom bulundurma sadece insana özgü bir özellik değildir. Bu kadar sayıda kromozom taşıyan başka canlılar da vardır. Ancak bunlardan herbirinin kromozom şekilleri ve üstünde taşıdıkları genler birbirlerinden çok farklıdır. Her türün kendine özgün kromozomlarını belli kıstaslara göre dizip numalandırmak mümkündür. Bir mütasyonla bu kromozomlardan biri ya da birkaçı, karekteristik yapılarını yitirebilirler. Böylece yapısal kromozom anormallikleri ortaya çıkar.Bunları kabaca delessiyon dublikasyon, translokasyon, inversiyon, izokromozom ve halka kromozom şeklinde belirtmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delessiyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kromozomun belli bir kesiminin koparak kaybolmasıdır. Kaybolan parça yaşam için vaz-geçilmez genleri taşıyorsa ve bu genlerin de sağlam allelleri diğer homolog kromozomda bulunmuyorsa, canlı gelişimi daha ilk evrelerinde duracaktır. Diğer taraftan,homolog kromozomlardan birinde baskın (dominant) geni taşıyan parça delessiyona uğramışsa, diğer kromozomda bulunan allelde çekinik (resesif) ise , bu gen baskının bulunmadığı bir hücrede baskın bir gen gibi fenotipte kendisini gösterecektir. İç kısımlardaki bir delessiyon için iki adet kırık olması ve ortadan ayrılan parça-dan hemen sonra yeniden kaynaşma gereklidir. Santromeride olmayan kırık kromozom parçası, bir sonraki bölünmede iğ ipliklerine de tutunamayacağından çekirdek dışında kalıp yok olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dublikasyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yapısal kromozom anomalileri kadar zararlı görülmemektedir. Çoğu canlıların somatik hücrelerinde her kromozomdan iki adet bulunması da kendiliğinden var olan bir dublikasyondur. Bu da hücre içinde her genden en az iki adet bulunmasının faydasını işaret eder. Dublikasyon homolog kromozomlar arasında geçen bir traspozisyon sonucu oluşur. Tandem (123434567) ya da ters tan-dem (123443567) şeklinde olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Translokasyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Homolog olmayan kromozomlar arasında geçer(Homolog kromozomlar arasında geçmesi durumunda, olsa olsa dublikasyon ya da delessiyon olabilecektir). Bir kromozomdan kopan parçanın bir diğerine eklenmesidir. Her iki kromozomda da kırılmalar gereklidir. Eğer bu iki ayrı kromozomdan kırılan parçalar karşılıklı olarak yer değiştirerek kaynaşmışlarsa buna “karşılıklı translokasyon” denilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer translokasyon çeşidi ise transpozisyon dur. Homolog olmayan iki kromozomdan birinde 2, diğerinde 1 kırılma olur. İki kırık arasında kalan kromozom parçası, bir kırık taşıyan kro-mozomun arasına sıkışır/yapışır. Bu tür araya parça sıkışmasına insersiyon(araya girme) denilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnversiyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kromozomda oluşan iki kırık arasındaki parça delessiyona uğramayıp, kendi üstünde 180 derece dönüp, yeniden kromozom içindeki yerine yapışırsa inversiyon gerçekleşmiş olur. Parasantrik ve perisantrik olarak iki çeşittir. Parasantrik inversiyonda kromozomun kaba görüntüsü değişmez. Perisantrik inversiyonda ise değişebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halka (ring)kromozomu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delessiyon ve inversiyonda olduğu gibi bir kromozom üstünde geçen bir olaydır. Halka kro-mozomunun oluşması için bir kromozomun iki ucundan iki parçanın kopması (delessiyon) gerek-lidir. İki taraftan kopmuş kromozom uçları yapışkanlık da kazanmış olarak, birbirlerine tutunurlar. Böylece halka yapılı bir kromozom ortaya çıkmış olur. İki ucundan ayrılan parçalar da kaybolurlar. Halka kromozomunu delessiyon konusunda işlemek de mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzokromozom&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metafaz sonunda herhangi bir kromozomun, kısa ve uzun kolları ile birlikte, simetrik olarak bölüneceği yerde, santromer bölgesinde asimetrik biçimde bölünmesi sonucunda oluşur. Böylece, kutuplardan birine sadece kısa koldaki kromatidler giderken ( izokromozom p), diğerine de sadece uzun koldaki kromatidler taşınır (izokromozom q). ip de, uzun koldaki genler hiç bulunmazlarken, kısa koldaki genler çifterli halde bulunurlar. qi için de bunun tersi söz konusudur. Böylece bir izokromozom, hem delessiyon, hem de dublikasyon gösterir. ( Örnek: izokromozomlu Turner sendromu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Nokta mütasyonlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer mütasyonlarda olduğu gibi doğal ya da yapay olarak ortaya çıkabilirler. Doğal nokta mütasyonlarının en önemli kaynağı, bazların kendi kendilerine tautomer(totomer) izomerler vere-rek, farklı bazlarla eşlenebilir duruma gelmeleridir. DNA içinde, adeninin 6. Amino grubu, timinin 6. Keto grubuna hidrojen verici özellik gösterir. Adeninin 1. Azotuda timinin 1.azotundan hidrojen alıcı durumda bulunur. Ancak, çok az da rastlansa bazı durumlarda adeninin 6. Karbonundaki amin grubu, totomerizasyonla imin durumuna geçer. Bu imin bir hidrojen alıcısı, 1. Azotda hidrojen veri-cisi olur. Bu durumda, normal olarak timinle eşleşmesi gereken adenin, ancak sitozinle eşlenebilir duruma gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziksel mütajenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan en çok bilinenleri, a) elektromanyetik ve b) parçacık ışınımlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Elektromanyetik ışınımlar da iyonlaştırıcı olanlar ve iyonlaştırmayanlar olarak iki grupta incelenirler. İyonlaştırmadan mütasyon yapan elektromanyetik ışınım denildiğinde ilk akla gelen ültra viole (UV) = morötesi ışınlarıdır. UV, DNA’da bir iplikçikte yada iki farklı iplikçikte bulunan komşu primidinlerin (T,C) birbirleri ile reaksiyona girip, dimer yapmalarına neden olur. Böyle bir DNA’nın normal replikasyonu da mümkün olmaz. Hücredeki DNA onarım mekanizması da yetersiz kaldığında, bu hücreler ölerek yok olurlar. Ancak, bunların yerini almak için çoğalmaya zorlanan hücrelerde spontan mütasyonlar ve kanserleşme riski de artar. DNA replikasyon sayısı arttıkca hata olasılığı da artar. Xeroderma pikmentosum’lu hastaların sonunda cilt kanserine yakalanmaları bu duruma bir örnektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyonlaştırıcı elektromanyetik ışınımlar da artan enerji düzeylerine göre X,γ ve kozmik ışın-lar olarak sıralanırlar. İyonlaştırıcı elektromanyetik ışınımlar, adından da anlaşılacağı gibi, hücre içinde çok reaktif olan iyonlarla serbest kökleri oluştururlar. Bu iyon ve serbest kökler de DNA’ daki baz ve deoksiribozla reaksiyona girerek onların yapılarını değiştirirler. Kromozomlarda kırık-lar oluştururlar. İn vitro ortama ekilmiş insan fiproblastlarını X ya da γ ışınlarına tutarak, mik-roskopta metafaz kromozomlarının kırıklarını görmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b)Parçacık karekterli ışınımlarının belli başlıları, β- (hızlandırılmış serbest elektron), β + (hız-landırılmış serbest pozitron), p+ (hidrojen çekirdeği),nº (nötron),α+2 (Helyum çekirdeği) ve değişik izotop çekirdekleri olarak bilinirler. Bu sayılan parçacık karekterli ışınımların tamamı da iyonlaş-tırıcı elektromanyetik ışınımlar da olduğu gibi hücre içinde iyon ve serbest kökler oluşturur. nº lar, kararlı elementlerin çekirdeklerine yerleşip,onları çevrelerine iyonlaştırıcı ışınım salan birer radyoizotop yaparlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek dalga karakterli (elektromanyetik)iyonlaştırıcı,gerekse partikül yapılı iyonlaştırıcı ışınımlar, alındıkları dozlara göre, canlının bir kaç saat içindeki ölümünden tutun da birkaç yıl sonrasında bağışıklık (immün) yetmezliği ya da kanserden ölüm gibi sonuçlara yol açabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak,nokta mütasyonlarında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Bir baz çifti diğeri ile değişebilir(süpstitüsyon). Sonuçta, sense(stop kodonu→aa kodonu), missense(bir aa kodonu→başka bir aa kodonu) , nonsense(bir aa kodonu→ stop kodonu) mütasyonlar oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Bir baz çifti dellessiyona uğrayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Bir baz çifti gen içine fazladan katılabilir(insersiyon = addisyon)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Baz çiftlerinin değişmesi de iki türlü olabilir. Pürin pürinle, pirimidin de primidinle de-ğişmişse tranzisyon, pürin primidinle, primidin de pürinle değişmişse tranversiyon’dan söz edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Gen içinde bir baz çifti delessiyona uğradığında, kodonlar üçlü olduklarından, bu deles-siyondan sonraki tüm kodonlar değişecek, sentezlenen polipeptid de büyük olasılıkla fonksiyonel olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-) İnsersiyon = addisyon’dan sonra da tüm kodonlar (tripleler) bozulacağından, burada sentezlenen polipeptid fonksiyonel olmaya bilecektir (2. ve 3. şıktakiler çerçeve kayması mütasyonlarına neden olurlar).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-5721290183396195654?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/5721290183396195654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=5721290183396195654' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/5721290183396195654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/5721290183396195654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/mutasyon.html' title='Mutasyon'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-2923727474815642970</id><published>2008-03-29T00:35:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T00:35:34.161-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='biyoloji'/><title type='text'>Dna modelinin icatı</title><content type='html'>Dna Modelİnİn İcadi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli biyolojik buluşu beklendiği üzere bir bilim adamı ekibi tarafından tertemiz bir labaratuarda değil, Cambridge Üniversitesi'ndeki mütevazi odasında atak genç, Amerikalı araştırmacı 26 yaşındaki James Dewey Watson tarafından gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;Watson ve 37 yaşındaki arkadaşı İngiliz Kimyacı Francis H.C. Crick'in biyologlarca deoksiribo nükleik asit ya da DNA olarak bilinen olağanüstü bileşiğin yapısını ortaya çıkarma çabaları hep sonuçsuz kalıyordu. 1867'de keşfinden beri DNA'nın her canlının her hücre çekirdeğindeki uzun aşırı ince iplikler şeklinde bulunduğu görülmüştü. DNA'nın vücudumuzun her hücre merkezinde 2 metre sarılmış uzunlukta bulunması şaşırtıcı. DNA altı "yapı taşı''ndan ibarettir. Fosfor, oksijen ve fosforlu bir madde (Fosfat); adlı bir tür şeker, ve nükleik asit bezleri olarak tanına 4 azot bileşiği Watson ve Crick bu yapıtaşlarının görünüşte kendi çoğaltma yeteneği olan bir maddenin temel parçaları olduğunu biliyorlardı.&lt;br /&gt;DNA'nın kendini çoğaltma yeteneği olayları bölünme ve korunması şeklindeki hayati olayları kontrol eder. Hücrenin çoğalma ve bölünme özelliği canlı yaratıkları cansız maddeden ayıran temel etkenlerden biridir. Ve bu nedenle DNA yaşamın temeli sayılmaktadır. Watson ve Cirick'e göre DNA'nın çalışma prensibi bu büleşiğinm yapısı yoluyla en iyi biçimde anlaşılabilecekti. Yıllarca süren ümitsiz çabalardan sonra iki arkadaş 1953 ilkbaharında her biri faklı biçimdeki 6 tamel DNA yapıtaşından birini gösteren el büyüklüğünde saç parçaları kestiler. Daha sonra kimyasal bağların yerine geçen hareketli ek yerleri kullanmak suretiyle parçalar çeşitli şekillerde yapıştırıldı. Aylarca süren çabaları sonuç vermeyince iki arkadaş vazgeçmeye karar verdiler.&lt;br /&gt;Bir gece yarısı Watson helisel bir merdiven rüyası gördü. Ertesi sabah Crick'e rüyasını anlattı. 3 gün ve gece sürekli çalışmadan sonra iki bilimadamı 1920'lerde sanat dünyasını altüst eden kübist heykellerden birine benzeyen tuhaf bir model yaptılar bu günümüzdeki çift helisin ilk modeliydi. Yapılan buluşun devrim niteliğindeki sonuçları iki bilimadamını 1962'de Nobel ödülünü kazandırdığında DNA'nın 3 harfi dünyanın tanınmış kısaltmalarından biri olmak üzereydi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-2923727474815642970?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/2923727474815642970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=2923727474815642970' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2923727474815642970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2923727474815642970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/dna-modelinin-icat.html' title='Dna modelinin icatı'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-2097671243290892043</id><published>2008-03-29T00:34:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T00:35:08.236-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='biyoloji'/><title type='text'>Bakterilerin Insan Yaşamindaki Yeri Ve önemi</title><content type='html'>BAKTERİLERİN İNSAN YAŞAMINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok basit yapılı ,yaygın çekirdekli genellikle klorofilsiz ve bölünerek çoğalan bir &lt;br /&gt;hücreli canlılara bakteri denir.&lt;br /&gt;Bakteriler hem bitkilerden hem hayvanlardan farklıdır;hızlı çoğalmaları ve biyokimyasal etkileri bakımından canlılar aleminin dengesini sağlamada çok büyük önem taşıyan bir grup oluştururlar.&lt;br /&gt;Bakteriler bölünerek çoğalırlar,bölünme sonucunda ortaya çıkanlar ya bir arada kalır, ya ada yarılırlar.Biçimce çok değişiktirler ev yaşadıkları ortama göre bir görünüm edinirler.&lt;br /&gt;Bakteriler uyarlandıkları ortama ya da içinde yaşadıkları konağa en elverişli sıcaklık sınırları içinde hızlı çoğalırlar;&lt;br /&gt;Bakteriler doğada önemli rol oynar.Bir kısmının çok yüksek enzim etkinliği vardır;mayalandırmaya dayalı sanayilerde bundan yararlanıldığı gibi üstün yapılı hayvanların bağırsaklarında besinlerin sindirilmesinde de, bunlar önemli rol oynar.Bir kısım bakteriler pigment üretirler,Bir kısmı gaz üretir, demir, kükürt biriktirir,toksin salgılar,ya da içinde toksin toparlar.&lt;br /&gt;Genel olarak bakteriler mayalandırma ve çürütme etmenleridir.Organik maddeleri,&lt;br /&gt;Gaza ve cansız maddelere dönüştürürler;bu maddeler yeniden yaşamsal çevrimde yer alır.Havadaki gazları kendilerine bağlayabilir,böylece toprağı azotça zenginleştirir ve bitkilere, gelişmek için gereksindikleri inorganik besinlerin bir kısmını sağlamış olurlar. Kısaca söylemek gerekirse bakteriler biyosferdeki çevrimlerde, parçalayıcı ya da mineralleştirici olarak çok önemli rol oynarlar.&lt;br /&gt;Hastalık yapan bakteriler,bakteriler aleminin çok küçük bir bölümüdür.&lt;br /&gt;Bazı bakterilerin metabolik özelliklerinin saniyede kullanılması gelişme halindedir.&lt;br /&gt;Bir takım maddeleri üreten hücrelerin genlerinin bakteri kromozomuna bağlanabilmesi olanağı genetik mühendisliğinin temelidir;gen aşılan bakteriler istenilen maddeleri (hayvansak proteinler,aşı antijenleri,vb.) büyük ölçüde sağlayacaklardır.&lt;br /&gt;Bakteriler, bulundukları ortamın ya da organizmanın zararlarına yaşarlar.&lt;br /&gt;Küçüklüklerine karşın, bakteriler, optik mikroskop ile görülebilir ve bu aygıttaki görüntülerine göre sınıflandırılırlar.Bazı bakteriler yüzeylerindeki türlü biçimde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dağınık kirpikler sayesinde hareket ederler;kirpiksiz olanlar ise hareketsizdir.Ama onları birbirinden ayıran şey özellikle biçimleridir.&lt;br /&gt;Bakteriler mikroskop altında genellikle küre, çomak ya da spiral biçiminde görülür.&lt;br /&gt;Küresel olanlara kok ya da kaküs, çomak ya da silindir biçiminde olanlara basil,tirbüşonu andıranlara da spiral denir.Son yıllarda bu üç gruptan başka kare biçiminde bakteriler de bulunmuştur.Aynı biçimde birçok bakteri bazen bir zincir gibi arka arkaya dizilir, bazen de bir üzüm salkımı denen incecik kıllar vardır;tek hücreli canlı bu kılları bir kamçı gibi sağa sola sallayarak istediği yöne hareket eder.Spiraller ise tıpkı bir tirbüşon gibi döne döne ilerler.&lt;br /&gt;Bakteriler ikiye bölünerek çoğalır.Eğer ortamda yeterince besin varsa ve bütün koşullar uygunsa bir tek bakteriden 15 saat içinde 1000000 bakteri üreyebilir.Ama bu bölünme hep aynı hızla sürmez.Çünkü hem ortamdaki besin bu kadar büyük bir koloniye yetmemeye başlar, hem de bölünme sırasında açığa çıkan asitler bakterilerin üremesini durdurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YARARLI VE ZARARLI BAKTERİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzünde bakterilerin bulunmadığı bir tek nokta yoktur, denilebilir.Bu küçük canlılar topraktan okyanusların derinliklerine ve havaya kadar ortamda yaşayabilir.yiyeceklerin bozulmasının nedeni genellikle bakterilerdir. Daha da önemlisi insan ve hayvan hastalıklarının büyük bölümü ile bazı bitki hastalıkları bakterilerden ileri gelir buna karşılık bazıları özellikle ölmüş bitki ve hayvanların çürümesini sağlayan bakteriler çok yararlıdır.&lt;br /&gt;Bunlar ölü dokuları parçalayarak canlıların yapısındaki temel maddelerin ayrılmasına yardımcı olur.Bu maddeler de yeniden toprağa, havaya ya da suya karışarak öbür canlıların beslenmesinde rol oynar.Eğer bu bakteriler olmasaydı bütün yeryüzü ölü bitki artıkları ve hayvan leşleriyle kaplanırdı.&lt;br /&gt;Bakterilerin sanayi ve tarımda da çeşitli yararları vardır.Hayvan postlarının sepilenerek ayakkabı ya da buna benzer deri eşya yapımına elverişli duruma getirilmesinde, bu poatlardaki kılların gevşemesini kolayca temizlenmesini sağlayan bakterilere iş düşer.Keten dokumaların yapımında da, keten liflerini saran yapışkan maddeyi çözerek lifleri ayırmak için bu lifler suay bastırılır ve bakterilerin yardımıyla üstündeki yapışkan sıvıda temizlenir. Hoş kokulu ve lezzetli peynirlerin çoğu da bu özelliklerini bakterilere borçludur.Bazı bakteriler ise çay yapraklarını olgunlaşarak kararmasını sağlar.&lt;br /&gt;Genetik mühendisleri bakterileri özel işlemlerden geçirip değişime uğratarak aşı,ilaç,hormon ve öbür kimyasal maddelerin yapımında kullanırlar.&lt;br /&gt;Soluduğumuz havanın 4/5 ini oluşturan azot gazı bitkilerin büyümesi için gerekli olan bir maddedir ama bitkiler bu elementi gaz halindeyken dokularına alıp yararlanamazlar.&lt;br /&gt;Azotu, nitral denen tuzlarına dönüştürerek bitkilerin kullanabileceği duruma getiren de gene bazı bakterilerdir.&lt;br /&gt;İnsanlarda ve hayvanlarda çeşitli hastalıklara yolaçan bakteriler,hasta bir insana dokunmakla,aynı havayı solumakla ya da bakterilerin üremiş olduğu yiyecek ve içeceklerle sağlıklı insanlara da bulaşır.Tifo,kolero,verem,zatürree ve cüzzam bakterilerden kaynaklanan hastalıkların yalnızca birkaçıdır.&lt;br /&gt;Açık yaralardan vücuda giren bazı bakteriler de kangrene yolaçar.&lt;br /&gt;Buna karşılık vücutta bazı bakterilerin bulunması sağlık açısından zorunludur.Örneğin kalın bağırsakta yaşayan yararlı bakteriler besinlerin sindirilmesine yardımcı olur ve yiyeceklerin çok az bir bölümüyle kendileri yetinip geri kalanının bağırsaktan emilmesini sağlar.Antibiyotikler bu bağırsak bakterilerinin çoğunu öldürdüğünden,bilinçsiz ve gereksiz antibiyotik kullanımı ishale ve buna benzer hafif sindirim bozukluklarına yolaçabilir.&lt;br /&gt;Leewenhoek’un 1983’te İngiltere’deki Kraliyet Derneği’ne bakterilerin çizimlerini göndermiş olmasına karşılık, bilimadamlarının bu buluştan yararlanmaları için 100 yıl geçmesi gerekti.&lt;br /&gt;Günümüzde,vücudun iç dokularına yerleşmiş olan bakterileri öldürmek için penisilin ve streptomisin gibi antibiotikler deri üzerindeki ve açık yaralardaki bakterileri öldürmek için de antiseptikler kullanılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-2097671243290892043?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/2097671243290892043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=2097671243290892043' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2097671243290892043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/2097671243290892043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/bakterilerin-insan-yaamindaki-yeri-ve.html' title='Bakterilerin Insan Yaşamindaki Yeri Ve önemi'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-8148884300014605787</id><published>2008-03-29T00:33:00.002-07:00</published><updated>2008-03-29T00:34:18.810-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='biyoloji'/><title type='text'>ÖĞRETMENLERİN LABARATUVARDA UYMASI GEREKEN KURALLAR</title><content type='html'>· Laboratuarınızın her zaman temiz ve düzenli olmasına dikkat ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Laboratuarınızın bütün gaz, elektrik ve su tesisatlarını kontrol etmeden kesinlikle laboratuarı terk etmeyiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Yangında ve kimyasal maddelerin dökülme ve sıçramalarında bunlara karşı alınacak önlemleri ve ilkyardım kurallarını herkesin görebileceği bir yere asınız ve öğrencilerin bunları anladığından emin olunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Öğrencilerinizin, deneylerde zamanı uygun kullanmaları bakımından deney hazırlık kağıdına bağlı çalışmaları sağlayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Bir gösteri deneyi yaparken, her zaman emniyet gözlüğünüzü ve önlüğünüzü giyerek; öğrencilerinize örnek olunuz. Aksi halde öğrencileriniz de giymeyi ihmal edebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Öğrencilerinizin sağlık durumlarını öğreniniz ve eğer çeşitli kimyasal maddelerden etkilenen varsa; onları o deneyler için izleyici yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Aşağıdaki malzemeleri laboratuarlarda öğretmenlerin ve öğrencilerin kolay ulaşabilecekleri bir yerde bulundurmalı ve öğrencilere nasıl kullanacakları öğretilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İlk yardım seti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Yangın söndürücü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Kum kovası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Yangın battaniyesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Göz yıkama cihazı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Tehlike anında kullanılacak bir duş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Emniyet gözlükleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Önlük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Isıya dayanıklı eldiven&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Kimyasallardan koruyucu eldiven&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-8148884300014605787?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/8148884300014605787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=8148884300014605787' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8148884300014605787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8148884300014605787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/retmenlerin-labaratuvarda-uymasi.html' title='ÖĞRETMENLERİN LABARATUVARDA UYMASI GEREKEN KURALLAR'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-1746351805401272792</id><published>2008-03-29T00:33:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T00:33:50.593-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='biyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aktif taşıma'/><title type='text'>Aktif taşıma</title><content type='html'>Aktif taşıma&lt;br /&gt;Hücreler canlı organizmalardır. Canlılıklarını sürdürebilmek için çeşitli maddelere ihtiyaç duyarlar. Bu maddeleri çevrelerinden alıp kullanırlar. Kullanım sırasında oluşan atık maddeleri de hücreden dışarıya atarlar. Tüm hücrelerde hücreyi çepeçevre saran Akışkan-Mozaik Zar yapısındaki hücre duvarı bulunur. Bu zar canlı bir yapı olduğu için seçici geçirgendir ve ancak belirli maddelerin geçişine izin verir. Küçük moleküller hücre zarındaki porlardan geçerken enerji harcanmaz. Çünkü moleküller kendiliğinden geçer. Ancak büyük moleküllerin hücreye alınması ve atılması sırasında ATP enerjisi harcanır.&lt;br /&gt;Eğer moleküllerin hücreye alınması sırasında enerji harcanmıyorsa buna Pasif taşıma, enerji harcanıyor ve kofullar kullanılıyorsa Aktif Taşıma adını alır.&lt;br /&gt;Aktif taşıma, az yoğun ortamdan çok yoğun ortama, büyük moleküllerin geçişi sırasında enerji harcanması olayına verilen isimdir. Hücre zarının üzerindeki porlardan geçemeyecek büyüklükteki moleküller enzimler yardımıyla alınır.&lt;br /&gt;Aktif Taşıma 2 çeşittir.&lt;br /&gt;• Büyük moleküllerin hücre içine alınmasını sağlayan Endositoz &lt;br /&gt;• Hücre içerisindeki büyük moleküllerin atılmasını sağlayan Ekzositoz &lt;br /&gt;Endositoz&lt;br /&gt;Endositoz, hücre zarından difüzyonla veya aktif taşımayla geçemeyecek büyüklükteki moleküllerin hücre içine alınış yöntemidir. Madde hücreye alınırken aktif taşımada olduğu gibi enerji harcanır. İki çeşit endositozdan bahsetmek mümkündür:&lt;br /&gt;1.Fagositoz: Katı moleküllerin alınması.Bu olay sırasında alıncak molekül hücre zarına temas ettiğinde ilk olarak yalancı ayaklarla (pseudopodia) etrafı sarılır. &lt;br /&gt;2.Pinositoz: Sıvı veya sıvıda çözülmüş moleküllerin alınması. Sıvı maddeler yalancı ayaklarla sarılamadığı için bu yöntemle hücre içine alınmaz. Bunun yerine hücre zarında minik cepler oluşturularak alınır. Hormonların hücre içine alınmasında da bu yöntem büyük ölçüde kullanılır. &lt;br /&gt;Bitki hücrelerinde çeperin hareketi engellemesi sonucu endositoz yapılamaz.&lt;br /&gt;Fagositoz&lt;br /&gt;Fagositoz sözlük manasıyla ¨Hücre yemesi¨demektir. (Eski Yunanca Phago- yemek (fiil), sito hücre demektir.) Hayvansal hücrelerin, katı besin maddelerini, vezikül oluşturacak biçimde, sitoplazmalarına almaları. Fagositoz hayvansal hücrelerin kendilerine gerekli maddeleri almalarında en önemli yollardan birisidir.&lt;br /&gt;Örneğin, alkol kullanan birisi alkolü almadan önce biraz zeytin yağı içerse daha geç sarhoş olur çünkü zeytinyağı büyük moleküllü olduğu için ve zeytinyağını önce aldığımız için hücreye ilk ulaşan zeytinyağıdır bunun sonucundada onun hücreden geçmesi zor olduğundan alkolde geçemez ve kişi daha geç sarhoş olur.&lt;br /&gt;1-Büyük parçacıkların (besinlerin veya yok edilecek olan yabancı maddelerin), yalancı ayaklar yardımıyla hücre içerisine alınması.&lt;br /&gt;2-Bir maddenin hücre içine alınması işlemidir. Sırasıyla;hücreye tutunma, hücre içine alınma, fagozom oluşumu ve sindirim kademelerinden oluşur.&lt;br /&gt;3-Hücre zarından geçemeyen büyük katı moleküllerin yalancı ayaklarla hücre içine alınmasıdır.&lt;br /&gt;Pinositoz&lt;br /&gt;Pinositoz (Eski Yunanca pino içmek, sito hücre demektir.) hayvansal hücrelerin sıvı haldeki maddeleri, vezikül oluşturarak, sitoplazmalarına almalarına verilen isim. Hücre zarının içeri doğru çökmesi ile oluşan küçük cepler, daha sonra zarın kapanması ile içi sıvı dolu pinositotik vakuollere dönüşür. Bu yolla hücre iyonları ve küçük molekülleri sıvı ile birlikte bünyesine alır.&lt;br /&gt;Ekzositoz&lt;br /&gt;Ekzositoz, Endositoz ile birlikte Aktif taşımayı oluşturur. Hücre içindeki büyük moleküllerin hücre dışına atılmasını sağlayan taşıma şeklidir. Hücre içindeki moleküllerin sindirlemeyen atıkları, koful içinde hücre zarına getirilip, koful zarı ve hücre zarının birleşmesi yoluyla atılır. Koful zarı, birleşim yerinden açılarak atık maddeleri dışarı atar. Enerji harcanması, kofulların kullanılması ve enzimlerin kullanılması nedeniyle aktif taşımaya dahil edilir.&lt;br /&gt;Diyaliz&lt;br /&gt;Böbrekler insanlarda genellikle iki adet olup arkada bel omurlarının yanında her iki taraftadır.Boyu yaklaşık 12 cm,eni 6cm, kalınlığı3cm,ağırlığı 150gr civarındadır.Böbreğin temel görevi idrar oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;Böbrek kalp tarafından pompalanan kanı alarak glomerüllerden geçirir ve idrar oluşturur. Böbrek idrar yapımı, sayesinde; alınan gıdaların sindirilmesi sırasında açığa çıkan zehirli maddelerin ve fazla suyun uzaklaştırmasını sağlar.Böbrekler ayrıca renin hormonu sayesinde kan basıncının kontrolünde, eritropoetin hormonu sayesinde kan hücrelerinin üretiminde ve kalsiyum fosfor dengesini düzenleyerek kemik metabolizmasında etkilidir. Böbrek fonksiyonlarının % 80 - 90'nı kaybetmiş olan hastalarda diyaliz tedavisine başlanmalıdır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyaliz Tedavisi İki Şekilde Uygulanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemodiyaliz: Hasta kanının damardan alınarak özel makineler kullanılarak temizlenip tekrar hastaya verilmesi sistemidir. Hastanın ihtiyacına göre bir veya üç defa uygulanır.&lt;br /&gt;Periton Diyalizi: Hastanın karın boşluğuna verilen sıvıya atık maddelerin geçmesi ve daha sonra bu sıvının boşaltılması esasına dayanır. Bu işlem için makineye ihtiyaç yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyaliz Tedavisi Gereken Hastalar&lt;br /&gt;- Böbrek fonksiyonlarının % 80 - 90'nı kaybetmiş hastalarda &lt;br /&gt;- Böbrek yetmezliğine bağlı tedavisi önlenemeyen kusma,&lt;br /&gt;- Tedaviye cevapsız sıvı fazlalığı&lt;br /&gt;- Böbrek yetmezliğine bağlı kanama eğilimi,&lt;br /&gt;- Böbrek yetmezliğine bağlı bilinç bulanağı&lt;br /&gt;- Böbrek yetmezliğine bağlı perikardit&lt;br /&gt;Hemodiyaliz uygulamadan önce bir hazırlık aşaması vardır. Hasta kanını alıp makineye vermek için büyük bir damar yolu gereklidir. Bu amaçla hastanın atardamarı ve toplardamarı cerrahi olarak birleştirilir. Buna Arterio-Venöz Fistül denir. Ancak acil şartlarda diyaliz uygulanacaksa damar içi kateterizasyon uygulanır&lt;br /&gt;Böbrek Yetmezliğinde Belirtiler&lt;br /&gt;Böbrek yetmezliğinde yakınmalar genellikle böbrek fonksiyonun % 80 - 90 nı kaybettiğinde ortaya çıkar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar Miktarı, Sıklığı Miktarı ve Görünümü:&lt;br /&gt;Sağlıklı insanlarda günlük 0,5 lt. idrar yeterlidir. Ancak su tüketimine bağlı olarak 1,5lt ile 2,5 lt arasında değişebilir. Su tüketimi artıkça idrar miktarı ve idrar çıkma sayısı artar. Gece uyurken nadiren idrara çıkılır. Yine sıvı alınımına bağlı olarak değişebilir. Ancak daha önce olmadığı halde aniden fazla idrara çıkma, gece idrara çıkma başladıysa böbreğin idrarı yoğunlaşmasından bir sorun olabilir. İdrarın renginde vücuduna alınan sıvı miktarına bağlı olarak açıklaşır veya koyulaşır. &lt;br /&gt;İdrarda kan görülmesi böbrek hastalığına işaret eder.Sık idrara çıkma ve ağrı beraberse idrar yolunda iltihap düşünülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vücutta şişlik &lt;br /&gt;Ödemin varlığı böbrek hastalığını işareti olabilir. Ödemin önce göz etrafında başlar. &lt;br /&gt;Yüzde , karın bölgesi bacaklar ve uyluk bölgesinde gözlenebilir.&lt;br /&gt;- Ağrı&lt;br /&gt;Böğür ağrısı karın yada kasık ağrısı olması idrar yolu iltihabına veya böbrek taşına işaret edebilir.&lt;br /&gt;- Diğer&lt;br /&gt;Halsizlik, bulantı, kusma, kilo kaybı, nefes darlığı, kaşıntı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek Yetmezliğinde Tanı&lt;br /&gt;- İdrar testi: Kan, protein, şeker tespit edilebilir. &lt;br /&gt;- İdrar kültürü : İdrar yolu iltihabının tespitinde önemlidir.&lt;br /&gt;24 saatlik idrarda protein kaybı tespit edilebilir.&lt;br /&gt;Kan testleri : Üre, kreatinin, sodyum, potasyum, kalsiyum fosfor düzeyleri tanı açısından önemlidir.&lt;br /&gt;USG(Ultrasaund): Böbrekler, idrar yolları, idrar torbası görüntülenebilir.&lt;br /&gt;IVP(intra-venöz pyelografi) : Damardan boyalı ilaç verilerek böbrek, idrar yollarının görüntülemesi sağlanır.&lt;br /&gt;Böbrek Biyopsisi : Böbrekten parça alınarak incelemesi esasına dayalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek Yetmezliğine Tedavi&lt;br /&gt;- Böbrek yetmezliğinde kansızlık tedavisi: Böbrek yetmezliğinde kansızlığın en önemli nedeni, böbreklerden salgılanan ve kan yapımını sağlayan eritropoetin denilen hormonun yetersizliğidir. Bu hormon hastalara cilt altına iğne ile uygulanır.&lt;br /&gt;- Böbrek yetmezliğinde demir tedavisi :böbrek hastalarında kan kaybı ve kırmızı kan hücrelerin artması ile besinlerle gerekli demirin alınmaması sonuçunda demir eksikliği gelişir. Bu hastalarda ağızdan veya damar yoluyla uygulanır.&lt;br /&gt;Börek yetmezliğinde kemik hastalığı tedavisi: Kan fosfor düzeyin yükselmesinin önlenmek için kalsiyum tuzları kullanılır. (Kalsiyum Karbonat ve Kalsiyum Asetat) Kan kalsiyum düzeyin yükseltilmesi D vitamini takviyesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek Yetmezliğinde Hipertansiyon Tedavisi&lt;br /&gt;- Tuz kısıtlaması&lt;br /&gt;- Diyalize giren hastalarda su fazlalığının ortadan kaldırılması kuru ağırlık dengesi,&lt;br /&gt;- Diüretikler&lt;br /&gt;- AT-2 enzim inhibitörleri&lt;br /&gt;- Kalsiyum kanal blokerleri&lt;br /&gt;- Beta blokerler&lt;br /&gt;- Alfa blokerler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek Yetmezliğinde Beslenme:&lt;br /&gt;Böbrek yetmezliğinde böbrekten fosfor potasyum ve üre atılamadığı için kan seviyeleri yükselir. Bu yüzden fosfor, potasyum ve protein bakımından zengin besinlerden kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;Süt, yoğurt, dondurma,peynir, yumurta sarısı, kuruyemiş, kuru baklagiller, kolalı içecekler, sakatat, et, balık fosfor ve proteinden zengindir. Meyveler (muz, kayısı, kavun, incir),sebzeler (pancar, lahana, domates, ıspanak vs.) potasyumdan zengin gıdalardır. &lt;br /&gt;Böbrek Yetmezliğinden Korunma Yolları: &lt;br /&gt;-Şeker hastalığında kan şeker düzeyinin kontrolü&lt;br /&gt;-Hipertansiyonda kan basıncı kontrolü&lt;br /&gt;-Enfeksiyonlar(çocuklarda boğaz enfeksiyonu, akut romatizmal ateş hastalığı)&lt;br /&gt;-Böbrek fonksiyonunu bozabilen ilaç kullanımı&lt;br /&gt;-Böbrek yetmezliği geliştikten sonra enfeksiyonların kontrolü &lt;br /&gt;Ozmoz&lt;br /&gt;Ozmoz su için özel bir geçiş şeklidir. Seçici geçirgen bir zardan suyun geçmesine veya diffüzyonuna ozmoz denir. Su, hücre zarından kolayca geçerek zarın her iki yanındaki derişimini dengeler. Ancak, zardan geçemeyen maddelerin derişimi dengelenemez ve sonuçta çözeltinin birinin hacmi artarken diğerinin hacmi azalmış olur. Bir çözelti içinde ozmoz sonucunda gelişen su basıncına ozmotik basınç denir. Ozmoz ve ozmotik basınç hücrenin işlevlerini gerçekleştirebilmesi ve hayatta kalabilmesi açısından önemlidir.&lt;br /&gt;Çözünmüş maddelerin yarı geçirgen zardan diffüzyonuna diyaliz denir. Örneğin, glikoz moleküllerini geçirebilen bir zarla çevrilmiş bir torba şekeri, saf su içerisine daldırırsak, glikoz molekülleri, zardan, derişimi her yerde aynı oluncaya kadar su içerisine geçmeye devam eder. Fakat zarın porları glikoz moleküllerini geçirmeyecek kadar küçükse, bu sefer su molekülleri glikoz çözeltisinin içine geçmeye başlar. Başlangıçta torba ve dış otama konan iki kılcal boru aynı düzeyi göstermelerine karşın, bir zaman sonra kese içerisine girecek su ile içteki kılcal boruda su yükselecektir. Torba içerisindeki su derişimini %95 kabul edersek (%5'lik glikoz çözeltisinde) dışta su derişimi %100'dür; dolayısıyla derişik ortamdan seyreltik ortama bir akım vardır. Bu geçişe zaten ozmoz denir. Su düzeyi o derece yükselir ki, yükselen suyun ağırlığı ile şeker torbasına girmeye çalışan su moleküllerinin basıncı dengeye gelir. Kılcal boruda yükselen suyun ağırlığına, şekerli suyun o derişimdeki "osmotik basıncı" denir. Buradan, diyaliz ve ozmozun, difüzyonun özel bir şekli olduğu anlaşılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-1746351805401272792?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/1746351805401272792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=1746351805401272792' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1746351805401272792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/1746351805401272792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/aktif-tama.html' title='Aktif taşıma'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-8327655565010672819</id><published>2008-03-29T00:30:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T00:31:24.427-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='orhun abideleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='full edebiyat'/><title type='text'>Orhun Âbideleri - Çeviri Örnekleri (Kül Tigin Âbidesi)</title><content type='html'>Güney yüzü&lt;br /&gt;[1] Tengri teg tengride bolmış Türk Bilge Kağan bu ödke olurtum. Sabimin tüketi eşidgil. Ulayu ini yigünüm oğlanım biriki oğuşum budunum biriye şadpıt begler yırıya tarkat buyruk begler Otuz [Tatar … ]&lt;br /&gt;[1] Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki şadpıt beyleri, kuzeydeki tarkat, buyruk beyleri, Otuz Tatar… [2] Tokuz Oğuz begleri budunı bu sabimin edgüti eşid katığdı tıngla: İlgerü kün toğsık[k]a birigerü kün ortusıngaru kurığaru kün batsıkınga yırığaru tün ortusıngaru anda içreki budun [kop] m[ang]a k[örür]. [Bunç]a budun&lt;br /&gt;[2] Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti [3] kop itdim. Ol amtı ariyıg yok. Türk kağan Ötüken yış olursar ilte bung yok. İlgerü Şantung yazıka tegi süledim, taluyka kiçig tegmedim. Birigerü Tokuz Ersinke tegi süledim, Tüpütke kiçig [teg]medim. Kurığaru Yinçü ög[üz]&lt;br /&gt;[3] hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersine kadar ordu sevk ettim, Tibete ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[4] keçe Temir Kapığka tegi süledim. Yırığaru Yir Bayırku yiririge tegi süledim. Bunca yirke tegi yorıtdım. Ötüken yışda yig idi yok ermiş. İl tutsık yir Ötüken yış ermiş. Bu yirde olurup Tabğaç budun birle&lt;br /&gt;[4] Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[5] tüzültüm. Altun kümüş işgiti kutay burigsuz anca birür. Tabğaç budun sabi süçig ağısı yımşak ermiş. Süçig sabin yımşak ağın arıp ırak budunuğ anca yağutır ermiş. Yağuru kondukda kisre ariyığ bilig anda öyür ermiş.&lt;br /&gt;[5] anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırır-mış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[6] Edgü bilge kişig edgü alp kişig yontmaz ermiş. Bir kişi yarigılsar oğuşı budunı bişükinge tegi kıdmaz ermiş. Süçig sabıriga yımşak ağısıriga arturup öküş Türk budun öltüg. Türk budun ölsikirig. Biriye Çoğay yış Tögültün&lt;br /&gt;[6] İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[7] yazı konayın tiser Türk budun ölsikig. Anda ariyığ kişi anca boşğurur ermiş. Irak erser yablak ağı birür, yağuk erser edgü ağı birür tip anca boşğurur ermiş. Bilig bilmez kişi ol sabığ alıp yağuru barıp öküş kişi öltüg.&lt;br /&gt;[7] ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[8] Ol yirgerü barsar Türk budun ölteçi sen. Ötüken yir olurup arkış tirkiş ısar nerig buriguğ yok. Ötüken yış olursar beriggü il tuta olurtaçı sen. Türk budun tokurkak sen. Açsık tosık ömez sen. Bir todsar açsık ömez sen. Antağırigın&lt;br /&gt;[8] O yere doğru gidersen, Türk milleti öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[9] üçün igidmiş kağanıngın sabin almatın yir sayu bardığ. Kop anda alkıntığ, arıltığ. anda kalmışı yir sayu kop toru ölü yonyur ertig. Tengri yarlıkadukın üçün [ö]züm kutum bar üçün kağan olurtum. Kağan olurup&lt;br /&gt;[9] için, beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum üçün, kağan oturdum. Kağan oturup&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[10] yok çığarfy budunuğ kop kubratdım. Çığariy budunuğ bay kıldım. Az budunuğ öküş kıldım. Azu bu sabımda igid bar ğu? Türk begler budun bum eşidirîg. Türk [budun ti]rip il tutsıkırigın bunda urtum. Yarigılıp ölsikirfgin yime&lt;br /&gt;[10] aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Yanılıp öleceğini yine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[11] bunda urtum. Neng nerig sabim erser berîggü taşka urtum. Arigar körü bilirig. Türk amtı budun begler bödke körügme begler gü yarigıltaçı siz? Men b[eriggü taş tokıtdım … Tabğ]aç kağanda bedizçi kelürtüm, bedizet[t]im. Menirîg sabimin sımadı.&lt;br /&gt;[11] burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Ben ebedî taş yontturdum …. Çin kağanından resimci getirdim, resimlettim. Benim sözümü kırmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[12] Tabğaç kağanıng içreki bedizçig ıtı. Arigar adınçığ bark yaraturtum. İçin taşın adınçığ bediz urturtum. Taş tokıtdım. Körfgülteki sabimin u[rturtum … On Orig oğlırig]a tatıriga tegi bum körü bilirig. Benggü taş&lt;br /&gt;[12] Çin kağanının maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum … On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin. Ebedî taş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[13] tokıtdım. b[u … il] erser, anca takı erig yirte irser, anca erig yirte berfggü taş tokıtdım, bitid[d]im. Anı körüp anca bilirig. Ol taş [ … ]dım. Bu bitig bitigme atisi Yol[l]uğ T[igin].&lt;br /&gt;[13] yontturdum … İl ise, şöyle daha erişilir yerde ise, işte öyle erişilir yerde ebedî taş yontturdum, yazdırdım. Onu görüp öyle bilin. Şu taş …. dım. Bu yazıyı yazan yeğeni Yollug Tigin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu yüzü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Üze kök tengri asra yağız yir kılındukda ikin ara kişi oğlı kılınmış. Kişi oğlında üze eçüm apam Bumın Kağan İstemi Kağan olurmış. Olurupan Türk budunurig ilin törüsin tuta birmiş, iti birmiş.&lt;br /&gt;[1] Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutu vermiş, düzenleyi vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2] Tört bulurig kop yağı ermiş. Sü sülepen tört bulurigdakı budunuğ kop almış, kop baz kılmış. Başlığığ yükündürmiş, tizligig sökürmiş. İlgerü Kadırkan yışka tegi kirü Temir Kapığka tegi kondurmuş. İkin ara&lt;br /&gt;[2] Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[3] pek teşkilâtsız Gök Türk öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bügili imiş tabiî, cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece&lt;br /&gt;[3] idi oksuz Kök Türk anca olurur ermiş. Bilge kağan ermiş, alp kağan ermiş. Buyrukı yime bilge ermiş erinç, alp ermiş erinç. Begleri yime budunı yime tüz ermiş. Anı üçün ilig anca tutmış erinç. İlig tutup törüg itmiş. Özi anca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[4] kergek bolmış. Yoğçı sığıtçı örfgre kün toğsıkda Bökli çöl[l]üg il Tabğaç Tüpüt Apar Purum Kırkız Üç Kurıkan Otuz Tatar Kıtariy Tatabı bunca budun kelipen sığtamış yoğlamış. Antağ külüg kağan ermiş. Anda kisre inişi kağan&lt;br /&gt;[4] vefat etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[5] bolmış erinç, oğlıtı kağan bolmış erinç. Anda kisre inişi eçisin teg kılınmaduk erinç, oğlı karigın teg kılınmaduk erinç. Biligsiz kağan olurmış erinç, yablak kağan olurmış erinç. Buyrukı yime biligsiz erinç, yablak ermiş erinç.&lt;br /&gt;[5] olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, şğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[6] Begleri budunı tüzsüz üçün Tabğaç budun tebliğin kürlüg üçün armakçısın üçün inili eçili kirigşürtükin üçün begli budunlığ yorigşurtukın üçün Türk budun illedük ilin ıçğınu ıdmış,&lt;br /&gt;[6] Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, aldatıcı olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[7] kağanladuk kağanın yitürü ıdmış. Tabğaç budunka beglik un oğlın kul boldı, isilik kız oğlın kürig boldı. Türk begler Türk atın ıtı. Tabğaçgı begler Tabğaç atın tutupan Tabğaç kağanka&lt;br /&gt;[7] kağan yaptığı kağanını kaybedi vermiş. Çin milletine beylik erkek evladı kul oldu, hanımlık kız evlâdı cariye oldu. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutup, Çin kağanına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[8] körmiş. Elig yıl işig küçüg birmiş. İlgerü kün toğsıkda Bökli kağanka tegi süleyü birmiş. Kurığaru Temir Kapığka tegi süleyü birmiş. Tabğaç kağanka ilin törüsin alı birmiş. Türk kara kamağ&lt;br /&gt;[8] itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş.Türk halk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[9] budun anca timiş: İllig budun ertim, ilim amtı kanı, kimke ilig kazğanur men tir ermiş. Kağanlığ budun ertim, kağanım kanı, ne kağanka işig küçüg birür men tir ermiş. Anca tip Tabğaç kağanka yağı bolmış.&lt;br /&gt;[9] kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[10] Yağı bolup itinü yaratunu umaduk yana içikmiş. Bunca işig küçüg birtükgerü sakınman Türk budun ölüreyin uruğsıratayın tir ermiş. Yokadu barır ermiş. Üze Türk Tengrisi Türk ıduk yiri&lt;br /&gt;[10] Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden yine teslim olmuş. Bunca işi gücü verdiğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[11] subı anca itmiş. Türk budun yok bolmazun tiyin budun bolçun tiyin karigım İltiriş Kağanığ ögüm İlbilge Katunuğ tengri töpüsinde tutup yügerii kötürmiş erinç. Karigım kağan yiti yigirmi erin taşıkmış. Taşra&lt;br /&gt;[11] Yukarıda Türk tanrısı, Tük mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İltiriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesinde tutup yukarı kaldırmış olacak. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[12] yorıyur tiyin kü eşidip balıkdakı tağıkmış, tağdakı inmiş, tirilip yitmiş er bolmış. Tengri küç birtük üçün karigım kağan süsi böri teg ermiş, yağısı koriy teg ermiş. İlgerü kurıgaru sülep ti[r]m[iş] kubrat[mış]. [K]amağı&lt;br /&gt;[12] yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş, toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya, batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[13] yiti yüz er bolmış. Yiti yüz er bolup ilsiremiş kağansıramış budunuğ, kürigedmiş kuladmış budunuğ Türk törüsin ıçğınmış budunuğ eçüm apam törüsinçe yaratmış, boşğurmış. Tölis Tarduş [budunuğ anda itmiş.]&lt;br /&gt;[13] yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[14] Yabğuğ şadığ anda birmiş. Biriye Tabğaç budun yağı ermiş. Yırıya Baz kağan Tokuz Oğuz budun yağı ermiş. Kırkız Kunkan Otuz Tatar Kıtariy Tatabı kop yağı ermiş. Karigım kağan bunca …&lt;br /&gt;[14] Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kunkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[15] Kırk artukı yiti yolı sülemiş, yigirmi sürigüş süriğüşmiş. Tengri yarlıkaduk üçün illigig ilsiretmiş, kağanlığığ kağansıratmış, yağığ baz kılmış, tizligig sökürmiş, başlığığ yükündü[rmiş. Karigım kağan anca ilig]&lt;br /&gt;[15] Kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, düşmanı tâbi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[16] törüg kazğanıp uça barmış. Karigım kağanka Baz kağanığ balbal tikmiş. Ol törüde üze eçim kağan olurtı. Eçim kağan olurupan Türk budunuğ yiçe itdi, igit[t]i. Çığariyığ [bay kıldı, azığ ökiiş kıldı].&lt;br /&gt;[16] töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz Kağanı balbal olarak dikmiş. O töre üzerine kağan oturdu. Amcam kağan oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[17] Eçim kağan olurtukda özüm Tarduş budun üze şad ertim. Eçim kağan birle ilgerü Yaşıl Ögüz Şantung yazıka tegi süledimiz. Kurığaru Temir Kapığka tegi süledimiz. Kögmen aşa Kı[rkız yiririgc tegi süledimiz]&lt;br /&gt;[17] Amcam kağan oturduğunda kendim Tarduş milleti üzerinde şad idim. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk ettik. Kögmeni aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[18] Kamağı biş otuz süledimiz, üç yigirmi süriğüş-dümüz. İUigig ilsiretdimiz, kağanlığığ kağansırat-dımız. Tizligig sökürtümüz, başlığığ yükündürtü-müz. Türgiş kağan Türkümüz [budunumuz erti. Bilmedükin]&lt;br /&gt;[18] Yekûn olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş Kağanı Türkümüz, milletimiz idi. Bilmediği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[19] üçün bizirige yarigıl[d]ukın üçün kağanı ölti. Buyrukı begleri yime ölti. On Ok budun emgek körti. Eçümüz apamız tutmış yir sub idisiz bolmazun tiyin Az budunuğ itip yar[atıp … ]&lt;br /&gt;[19] için, bize karşı yanlış hareket ettiği için kağanı öldü. Buy rüku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz olmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[20] Bars beg erti. Kağan atı bunda biz birtimiz. Sirigilim kunçuyug birtimiz. Özi yarîgıldı, kağanı ölti, budunı kürig kul boldı. Kögmen yir sub idisiz kalmazun tiyin Az Kırkız Budunuğ yarat[ıp keltimiz. sürigüşdümüz … ilin]&lt;br /&gt;[20] Bars bey idi. Kağan adını burda biz verdik. Küçük kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi yanıldı, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmenin yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız kavmini düzene sokup geldik. Savaştık … ilini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[21] yana birtimiz. İlgerü Kadırkan yışığ aşa budunuğ anca kondurtumuz, anca itdimiz. Kurığaru Keriğü Tarmanka tegi Türk budunuğ anca kondurtumuz, anca itdimiz. Ol ödke kul kulluğ bolmış erti, [kürig küriglüg bolmış erti. İnişi eçisin bilmez erti. Oğlı karigın bilmez erti.]&lt;br /&gt;[21] geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarmana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu olmuştu. Cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[22] Anca kazğanmış itmiş ilimiz törümüz erti. Türk Oğuz begleri budun eşiding. Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilirigin törürfgin kim artatı [udaçı erti]? Türk budun ertin,&lt;br /&gt;[22] Öyle kazanılmış, düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim boza bilecekti? Türk milleti, vaz geç,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[23] Ökün! Küregürig ün üçün igidmiş bilge kağanırigın ertmiş barmış edgü ilirîge kentü yarigıldığ, yablak kigürtüg. Yaraklığ kandın kelip yariya iltdi. Süriğüglüg kandın kelipen süre iltdi? Iduk Ötüken y[ış budun bardığ. İlgerü barığma]&lt;br /&gt;[23] pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan bilgili kağanınla, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silâhlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi. Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin. Doğuya giden,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[24] bardığ, kurığaru barığma bardığ. Barduk yirde edgüg ol erinç: Kanırig subça yügürti, sürigükürig tağça yatdı. Beglik un oğlurig kul boldı, isilik kız oğlurig kürig boldı. Bilmedük üçün [yablakırigın üçün eçim kağan uça bardı.]&lt;br /&gt;[24] gittin. Batıya giden, gittin. Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın su gibi koştu, kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdın kul oldu, hanımlık kız evlâdın cariye oldu. Bilmediğin için, kötülüğün yüzünden amcam, kağan uçup gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[25] Başlayu Kırkız kağanığ balbal tikdim. Türk budunuğ atı küsi yok bolmazun tiyin karigım kağanığ ögüm katunuğ kötürmiş teriğri il birigme tengri Türk budun atı küsi yok bolmazun [tiyin Özümin ol tengri]&lt;br /&gt;[25] Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükseltmiş olan Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Yüzü&lt;br /&gt;[1] ( … ) birle Koşu tutuk birle süriğüşmiş. Erin kop ölürmiş. Ebin barımın [kalı]sız kop kelürti. Kül Tigin yiti otuz yaşıriga Karluk budun erür barur erkli yağı boldı. Tamağ Iduk Başda sürigüşdümüz.&lt;br /&gt;[1] ( … ) ile, Koşu vali ile savaşmış. Askerini hep öldürmüş. Evini, malını eksiksiz hep getirdi. Kül Tigin yirmi yedi yaşına gelince Karluk kavmi hür ve müstakil iken düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2] [Kül] Tigin ol süriğüşde otuz yaşayur erti. Alp Şalçı [ak]ın binip oplayu tegdi. İki erig udu aşuru sançdı. Karlukuğ ölürtümüz, altımız. Az budun yağı boldı. Kara Költe sürigüşdümüz. Kül Tigin bir kırk yaşayur erti. Alp Şalçı akın&lt;br /&gt;[2] Kül Tigin o savaşta otuz yaşında idi. Alp Şalçı ata binip atılarak hücum etti. İki eri takip edip kovalayarak mızrakladı. Karluku öldürdük, yendik. Az milleti düşman oldu. Kara Gölde savaştık. Kül Tigin otuz bir yaşında idi. Alp Şalçı akına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[3] binip oplayu tegdi. Az ilteberig tutdı. Az budun anda yok boldı. Eçim kağan ili kamşağ boltukında budun ilig ikegü boltukında İzgil budun birle sürigüşdümüz. Kül Tigin Alp Şalçı akın binip&lt;br /&gt;[3] binip atılarak hücum etti. Az ilteberini tuttu. Az milleti orda yok oldu. Amcam kağanın ili sarsdığında; millet, hükümdar ikiye ayrıldığında; İzgil milleti ile savaştık. Kül Tigin Alp Şalçı akına binip&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[4] o[playu tegd]i. Ol at anda tüş[di]. İzgil [budun] ölti. Tokuz Oğuz budun kentü budunum erti. Tengri yir bulğakın üçün yağı boldı. Bir yılka biş yoh sürigüşdümüz.Arig ilk Toğu Balıkda sürigüşdümüz.&lt;br /&gt;[4] atılarak hücum etti. O at orda düştü. İzgil milleti öldü. Dokuz Oğuz milleti kendi milletim idi. Gök, yer bulandığı için düşman oldu. Bir yılda beş defa savaştık. En önce Togu Balıkta savaştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[5] Kül Tigin Azman akığ binip oplayu tegdi. Altı erig sançdı. Sü [t]egişinde yitinç erig kılıçladı. İkinti Kuşalğukda Ediz birle sürigüşdümüz. Kül Tigin Az yağızın binip oplayu tegip bir erig sançdı.&lt;br /&gt;[5] Kül Tigin Azman akına binip atılarak hücum etti. Altı eri mızrakladı. Askerin hücumunda yedinci eı”i kılıçladı. İkinci olarak Kuşalgukta Ediz ile savaştık. Kül Tigin Az yağızına binip, atılarak hücum edip bir eri mızrakladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[6] Tokuz erig eğire tokıdı. Ediz budun anda ölti. Üçünç Bo[lçu]da Oğuz birle süngüşdümüz. Kül Tigin Azman akığ binip tegdi, sançdı. Siisin sançdımız, ilin altımız. Törtiinç Çuş başında süngüşdümüz. Türk&lt;br /&gt;[6] Dokuz eri çevirerek vurdu. Ediz kavmi orda öldü. Üçüncü olarak Bolçuda Oğuz ile savaştık. Kül Tigin Azman akına binip hücum etti, mızrakladı. Askerini mızrakladık, ilini aldık. Dördüncü olarak Çuş başında savaştık. Türk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[7] budun adak kamşatdı. Yablak bo[ldaç]ı erti. Oza [k]elmiş süsin Kül Tigin ağıtıp Torigra bir oğuş alpağu on erig Torîg a Tigin yoğında egirip ölürtümüz. Bişinç Ezginti Kadızda Oğuz birle süngüşdümüz. Kül Tigin&lt;br /&gt;[7] milleti ayak titretti. Perişan olacaktı. İlerleyip gelmiş ordusunu Kül Tigin püskürtüp, Tongradan bir boyu, yiğit on eri Tonga Tigin mateminde çevirip öldürdük. Beşinci olarak Ezginti Kadızda Oğuz ile savaştık. Kül Tigin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[8] Az yağızın binip tegdi. İki erig sançdı. b[alıkkla b[as]ıkdı. Ol sü anda ö[lti]. Amğa korğan kışlap yazıriga Oğuzğaru sü taşıkdımız. Kül Tigin ebig başlayu kıt[t]ımız. Oğuz yağı orduğ basdı. Kül Tigin&lt;br /&gt;[8] Az yağızına binip hücum etti. İki eri mızrakladı, çamura soktu. O ordu orda öldü. Amga kalesinde kışlayıp ilk baharında Oğuza doğru ordu çıkardık. Kül Tigini evin başında bırakarak, müdafaa tedbiri aldık. Oğuz düşman, merkezi bastı. Kül Tigin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[9] ögsüz akın binip tokuz eren sançdı, orduğ birmedi. Ögüm katun’ ulayu öglerim ekelerim keliriğünüm kunçuylarım bunca yime tirigi kürig boldaçı erti, ölügi yurtda yolta yatu kaldaçı ertigiz.&lt;br /&gt;[9] öksüz akına binip dokuz eri mızrakladı, merkezi vermedi. Annem hatun ve analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim, bunca yaşayanlar cariye olacaktı, ölenler yurtta yolda yatıp kalacaktınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[10] Kül Tigin yok erser, kop ölteçi ertigiz. İnim Kül Tigin kergek boldı. Özüm sakındım. Körür közüm körmez teg, bilir biligim bilmez teg boldı. Özüm sakındım.1 Öd tengri yaşar. Kişi oğlı kopölgeli törümiş.&lt;br /&gt;[10] Kül Tigin olmasa hep ölecektiniz. Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım.1 Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsan oğlu hep ölmek için türemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[11] Anca sakındım. Közde yaş kelser tıda körigülte sığıt kelser yanduru sakındım. Katığdı sakındım. İki şad ulayu ini yigünüm oğlanım beglerim budunum közi kaşı yablak boldaçı tip sakındım. Yoğçı sığıtçı Kıtariy Tatabı budun başlayu&lt;br /&gt;[11] Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım. İki şadın ve küçük kardeş yeğenimin, oğlumun, beylerimin, milletimin gözü kaşı kötü olacak diyip düşünceye daldım. Yasçı, ağlayıcı olarak Kıtay, Tatabı milletinden başta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[12] Udar serigün kelti. Tabğaç kağanda İsiyi Likerig kelti. Bir tümen ağı altun kümüş kergeksiz kelürti. Tüpüt kağanda bölün kelti. Kurıya kün batsıkdakı Soğd Berçik er Bukarak ulus budunda Enik serigün Oğul Tarkan kelti.&lt;br /&gt;[12] Udar general geldi. Çin kağanından İsiyi Likeng geldi. On binlik hazine, altın, gümüş fazla fazla getirdi. Tibet kağanından vezir geldi. Batıda gün batısındaki Soğd, İranlı, Buhara ülkesi halkından Enik general, Oğul Tarkan geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[13] On ok oğlum Türgiş kağanda Makaraç tamğaçı Oğuz Bilge Tamğaçı kelti. Kırkız kağanda Tarduş İnançu Çor kelti. Bark itgüçi bediz yaratığına bitig taş itgüçi Tabğaç kağan çıkanı Çanğ serigün kelti.&lt;br /&gt;[13] On Ok oğlum Türgiş kağanından Makaraç mühürdar, Oğuz Bilge mühürdar geldi. Kırgız kağanından Tarduş İnançu Çor geldi. Türbe yapıcı, resim yapan, kitabe taşı yapıcısı olarak Çin kağanının yeğeni Çang general geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey-doğu Yüzü&lt;br /&gt;[1] Kül Tigin koriy yılka yiti yigirmike uçdı. Tokuzunç ay yiti otuzka yoğ ertürtümüz. Barkın bedizin bitig taş[ın] biçin yılka yitinç ay yiti otuzka kop alkd[ımı]z. Kül Tigin ö[zi?] kırk artuk[ı y]iti yaşırig[a] bulıt bust[adı] … bunca bedizçig Tuygut ilteber kelü[r]ti.&lt;br /&gt;[1] Kül Tigin koyun yılında on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay, yirmi yedinci günde yas töreni tertip ettik. Türbesini, resimini,1 kitabe taşını maymun yılında yedinci ay, yirmi yedinci günde hep bitirdik. Kül Tigin kendisi kırk yedi yaşında bulut çöktürdü … Bunca resimciyi Tuygut vali getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney-doğu Yüzü&lt;br /&gt;[1] Bunca bitig bitigme Kül Tigin atisi Yol[l]uğ Tigin bitidim. Yigirmi kün olurup bu taşka bu tamka kop Yol[l]uğ Tigin bitidim. Iğar oğlanırigızda tayğunuriguzda yigdi igidür ertigiz. Uça bardığız. Terigr[ide] tirigdekiçe …&lt;br /&gt;[1] Bunca yazıyı yazan Kül Tiginin yeğeni Yollug Tigin, yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep Yollug Tigin, yazdım. Değerli oğlunuzdan, evlâdınızdan çok daha iyi beslerdiniz. Uçup gittiniz. Gökte hayattaki gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney-batı Yüzü&lt;br /&gt;[1] Kül Tiginirig altunın kümüşin ağışın barımın tör[t birig?] yılk[ıs]ın ayığma Tuyğut bu … begim tigin yügerü terig[ri… ] taş bitidim. Yol[l]uğ Tigin.&lt;br /&gt;[1] Kül Tiginin altınını, gümüşünü, hazinesini, servetini, dört binlik at sürüsünü idare eden Tuygut bu … Beyim prens yukarı gök … taş yazdım. Yollug Tigin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı Yüzü&lt;br /&gt;[1] Kurıdın [S]oğud örti. İnim Kül Tigin … üçün öl[ü yitü] işig küçüg birtük üçün Türk Bilge Kağan ayukıka inim Kül Tiginig küzedü olurtum. Inançu Apa Yarğan Tarkan atığ [b]irtim. [An]ı ögtürt[üm].&lt;br /&gt;[1] Batıdan Soğd baş kaldırdı. Küçük kardeşim Kül Tigin … için, öle yite işi gücü verdiği için, Türk Bilge Kağanı, nezaret etmek üzere, küçük kardeşim Kül Tigini gözeterek oturdum. İnançu Apa Yargan Tarkan adını verdim. Onu övdürdüm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-8327655565010672819?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/8327655565010672819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=8327655565010672819' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8327655565010672819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8327655565010672819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/orhun-bideleri-eviri-rnekleri-kl-tigin.html' title='Orhun Âbideleri - Çeviri Örnekleri (Kül Tigin Âbidesi)'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-6871760616559407230</id><published>2008-03-29T00:29:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T00:30:16.144-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mesnevi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><title type='text'>Mesnevi Nazım Şekli</title><content type='html'>"Mesnevî", edebiyat terimi olarak ilk kez İran'da kullanılmış, fakat ilk örnekleri Arap edebiyatında verilmiştir.Türk edebiyatına ise İran'dan geçmiş ve 11.-19. yy.lar arasında bu nazım şekli ile pek çok eser verilmiştir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mesnevî" sözcüğünün köküne inecek olursak, Arapça'dan (s,n,y kökünden) gelmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesnevî, kendi arasında kafiyeli beyitlerden oluşmuş bir nazım şeklidir (aa/bb/cc...). Beyit sayısı bakımından hiçbir kısıtlayıcı kurala bağlı değildir, iki ile on binlerce beyit arasında değişen bir genişliktedir. Gerek beyitler arasında kafiye bağlantısı bulunmaması gerek beyit sayısının sınırlı olmaması, şairlerin işledikleri konuyu istedikleri kadar genişletmelerine imkân sağlamış, bu yüzden de çok kullanılan bir nazım şekli olmuştur. &lt;br /&gt;Yalnız, uzun olduğu için aruzun kısa kalıplarıyla yazılması genellikle tercih edilir.Hatta, aruzun fe'ûlün / fe'ûlün / fe'ûlün / fê'ûl kalıbına, Şehname vezni de diyoruz.Nedeni, İran Edebiyatında verilmiş olan bu eserin mesnevî nazım şeklinde verilmiş ilk olgun eser olmasıdır... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesnevî denilince akla iki isim gelir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi, az önce dediğim Şehname'nin yaratıcısı, İran Edebiyatının ünlü isimlerinden Firdevsî; ikincisi ise Anadolu'da yuazılmış mesnevîlere örnek teşkil etmiş ve bu ürünleri etkilemiş, Mesnevî adlı eseri olan Mevlânâ Celâleddin-i Rumî'dir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesnevînin yazılış planına da bakacak olursak, üç bölümden ibarettir. &lt;br /&gt;Bu bölümler: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Giriş, &lt;br /&gt;-Konunun işlendiği, &lt;br /&gt;-Bitiş bölümüdür... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giriş Bölümü de şu sırayla oluşmaktadır; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Besmele &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Tevhîd (Tanrı'nın birliğini konu edinmiş şiir) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Münâcât (Tanrı'ya yakarış) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Na't (Hz. Peygambere'e övgü) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Mi'râc (Hz. Peygamber'in Mirac'a çıkması) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Mu'cizât (Peygamberimizin mucizeleri) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Medh-i Çehâr-yâr (Dört halifeye övgü) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Padişah için övgü &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Devlet büyüğüne övgü &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Sebeb-i te'lîf (Bu bölüme "sebeb-i terceme" de denilebilir.Bu bölümde eserin yazılış ya da çevriliş amacı üzerinde durulur.Bir çeşit önsöz gibi..) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun işlendiği bölümde değinilecek nokta ise, konusuna göre mesnevîlerdir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konusuna göre mesneviler; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dinî mesnevîler &lt;br /&gt;-Tasavvufî mesneviler &lt;br /&gt;-Ahlakî mesneviler &lt;br /&gt;-Ansiklopedi niteliği taşıyan ya da belli alanlarda bilgi veren mesneviler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitiş bölümü de genellikle belli bir sırayı izler: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Tanrı'ya "hamd ü sena" ve dua; &lt;br /&gt;2. Sultana övgü ve saltanatının devamı için dua; &lt;br /&gt;3. Şairin eseriyle ve şairliğiyle övünmesi; &lt;br /&gt;4. Tanınmış mesnevi şairleri ve eserlerini anma; &lt;br /&gt;5. Şairin eserine verdiği ad; &lt;br /&gt;6. Hasetçilere, acemi ve dikkatsiz müstensih (= bir eseri aslına uygun &lt;br /&gt;olarak kopya eden kişi)lerle metni doğru dürüst okuyamayan okuyuculara yergi, bunların esere vereceği zarardan Tanrı'ya sığınma; &lt;br /&gt;7. Mesnevinin beyit sayısı; &lt;br /&gt;8. Mesnevî'nin yazılışıyla ilgili tarihler; &lt;br /&gt;9. Okuyucudan hayır dua isteme; &lt;br /&gt;10. Mesnevinin vezni.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-6871760616559407230?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/6871760616559407230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=6871760616559407230' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/6871760616559407230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/6871760616559407230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/mesnevi-nazm-ekli.html' title='Mesnevi Nazım Şekli'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-3429169945781823252</id><published>2008-03-29T00:27:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T00:28:05.192-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='han duvarları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><title type='text'>Han Duvarları</title><content type='html'>Han Duvarları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yagiz atlar kisnedi, mesin kirbac sakladi&lt;br /&gt;Bir dakika araba yerinde durakladi.&lt;br /&gt;Neden sonra sarsildi altimda demir yaylar,&lt;br /&gt;Gozlerimin onunden gecti kervansaraylar...&lt;br /&gt;Gidiyorum, gurbeti gonlumle duya duya,&lt;br /&gt;Ulukisla yolundan Orta Anadolu'ya&lt;br /&gt;Ilk sevgiye benzeyen ilk aci, ilk ayrilik!&lt;br /&gt;Yuregimin yaktigi atesle hava ilik,&lt;br /&gt;Gok sari, toprak sari, ciplak agaclar sari...&lt;br /&gt;Arkada zincirlenen yuksek Toros daglari,&lt;br /&gt;Onde uzun bir kisin soldurdugu etekler,&lt;br /&gt;Sonra donen, donerken inleyen tekerlekler...&lt;br /&gt;Ellerim takilirken ruzgarlarin sacina&lt;br /&gt;Asildi arabamiz bir dagin yamacina,&lt;br /&gt;Her tarafta yukseklik, her tarafta issizlik,&lt;br /&gt;Bu islakla uzayan, donen kivrilan yollar.&lt;br /&gt;Uykuya varmis gibi gorunen yilan yollar&lt;br /&gt;Basini kaldirarak boslugu dinliyordu.&lt;br /&gt;Gokler bulutlaniyor, ruzgar serinliyordu.&lt;br /&gt;Serpilmeye basladi bir ruzgar ince ince,&lt;br /&gt;Son yokus noktasindan duzluge cevrilince&lt;br /&gt;Nihayetsiz bir ova agartti benzimizi&lt;br /&gt;Yollar bir serit gibi ufka bagladi bizi&lt;br /&gt;Gurbet beni muttasil cekiyordu kendine&lt;br /&gt;Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor duzluk yine.&lt;br /&gt;Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali&lt;br /&gt;Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,&lt;br /&gt;Arasira geciyor bir atli, iki yayan&lt;br /&gt;Bozuk duzen taslarin ustunde tikirdiyan&lt;br /&gt;Tekerlekler yollara bir seyler anlatiyordu,&lt;br /&gt;Uzun yollar bu sesten silkinerek yatiyor...&lt;br /&gt;Kendimi kaptirarak tekerlegin sesine&lt;br /&gt;Uzanmis kalmisim yaylinin siltesine,&lt;br /&gt;Bir sarsinti... uyandim uzun suren uykudan;&lt;br /&gt;Geciyordu araba yola benzer bir sudan&lt;br /&gt;Karsida hisar gibi Nigde yukseliyordu,&lt;br /&gt;Sag taraftan cingirak sesleri geliyordu;&lt;br /&gt;Agir agir onumden gecti deve kervani,&lt;br /&gt;Bir kenarda gorundu beldenin viran hani.&lt;br /&gt;Alaca bir karanlik sarmadayken her yeri&lt;br /&gt;Atlarimiz cozuldu, girdik handan iceri&lt;br /&gt;Bir deva bulmak icin bagrindaki yaraya&lt;br /&gt;Toplanmisti garipler simdi kervansaraya.&lt;br /&gt;Bir noktada birlesmis vatanin dort bucagi&lt;br /&gt;Gurbet ceken gonuller kusatmisti ocagi,&lt;br /&gt;Bir pirilti gordu mu gozler hemen daliyor,&lt;br /&gt;Gogusler cekilerek nefesler daraliyor,&lt;br /&gt;Sisesi is baglamis bir lambanin isigi&lt;br /&gt;Heryuzu ciziyordu bir huzun kirisigi,&lt;br /&gt;Gitgide birer ayet gibi derinlestiler&lt;br /&gt;Yuzlerdeki cizgiler, gozlerdeki cizgiler...&lt;br /&gt;Yatagimin yaninda esmer bir duvar vardi,&lt;br /&gt;Ustunde yazilarla hatlar karismislardi;&lt;br /&gt;Fani bir iz birakmis burda yatmissa kimler,&lt;br /&gt;Aygin baygin maniler, acik sacik resimler...&lt;br /&gt;Yukuya varmak icin bu hazin gunde, erken,&lt;br /&gt;Kapanmayan gozlerim duvarlarda gezerken&lt;br /&gt;Birdenbire kipkizil birkac satirla yandi;&lt;br /&gt;Bu dort misra degil, sanki dort damla kandi&lt;br /&gt;Ben garip cizgilere ugrasirken basbasa&lt;br /&gt;Raslamistim duvarda bir sair arkadasa;&lt;br /&gt;*On yil ayriyim Kinadagi'ndan&lt;br /&gt;Baba ocagindan yar kucagindan&lt;br /&gt;Bir cicek dermeden sevgi bagindan&lt;br /&gt;Huduttan hududa atilmisim ben*&lt;br /&gt;Altinda da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi..&lt;br /&gt;Gozum imza yerinde baska ad gormedi.&lt;br /&gt;Artik bahtin aciktir, uzun etme arkadas!&lt;br /&gt;Ne hudut kaldi bugun, ne askerlik, ne savas;&lt;br /&gt;Araya gitti diye iclenme baharina,&lt;br /&gt;Huduttan goturdugun san yetisir yarina!&lt;br /&gt;Ertesi gun basladi gun dogmadan yolculuk&lt;br /&gt;Soguk bir mart sabahi...Buz tutuyor her soluk&lt;br /&gt;Ufku tutusturmadan fecrin ilk alevleri&lt;br /&gt;Arkamizda kaliyor sehrin kenar evleri&lt;br /&gt;Bulutlarin ardinda gun yanmadan sonuyor,&lt;br /&gt;Hoyukler bir dag gibi uzaktan gorunuyor...&lt;br /&gt;Yanimizdan geciyor agir agir kervanlar,&lt;br /&gt;Bir derebeyi gibi kurulmus eski hanlar&lt;br /&gt;Biz bu sonsuz yollarda variyoz, gitgide,&lt;br /&gt;Iki dag ortasinda bogulan bir gecide&lt;br /&gt;Siki bir poyraz beni titretirken icimden&lt;br /&gt;Gecidi atlayinca sasirdim sevincimden&lt;br /&gt;Ardimda kalan yerler anlasirken baharla&lt;br /&gt;Onumuzdeki arazi ortulu simdi karla&lt;br /&gt;Bu gecit sanki yazdan kisi ayiriyordu&lt;br /&gt;Burada son firtina son dali kiriyordu&lt;br /&gt;Yaylimiz tukenirken yollari ayni hizla&lt;br /&gt;Savrulmaya basladi karlar etrafimizda&lt;br /&gt;Karlar etrafi beyaz bir karanliga gomdu;&lt;br /&gt;Kar degil, gokyuzunden yagan beyaz olumdu...&lt;br /&gt;Gonlumde can verirken koye varmak emeli&lt;br /&gt;Arabaci haykirdi *Iste Araplibeli*&lt;br /&gt;Tanri yardimci olsun gayri yolda kalana&lt;br /&gt;Biz menzile vararak atlari cektik hana.&lt;br /&gt;Bizden evvel buraya inen uc dort arkadas&lt;br /&gt;Kurmustular tutusan ocaga karsi bagdas&lt;br /&gt;Citirdayan calilar dort cana can katiyor&lt;br /&gt;Kimi haydut kimi kurt masali anlatiyor&lt;br /&gt;Gozlerime cokerken agir uyku sisleri&lt;br /&gt;Cicekliyor duvari ocagin akisleri&lt;br /&gt;Bu akisle duvarda cizgiler beliriyor&lt;br /&gt;Kalbime ates gibi su satirlar giriyor&lt;br /&gt;*Gonlumu cekse de yarin hayali&lt;br /&gt;Asmaya kudretim yetmez cibali&lt;br /&gt;Yolcuyum bir kuru yaprak misali&lt;br /&gt;Ruzgarin onune katilmisim ben*&lt;br /&gt;Sabahleyin gokyuzu parlak, ufuk acikti&lt;br /&gt;Gunesli bir havada yaylimiz yola cikti&lt;br /&gt;Bu gurbetten gurbete giden yolun ustunde&lt;br /&gt;Ben uc mevsim degismis goruyordum uc gunde&lt;br /&gt;Uzun bir yolculuktan sonra Incesu'datdik&lt;br /&gt;Bir han yorgun argin tatli bir uykudaydik&lt;br /&gt;Gun dogarken bir olum ruyasiyla uyandim.&lt;br /&gt;Basucumda gordugum su satirlarla yandim!&lt;br /&gt;*Garibim namima Kerem diyorlar&lt;br /&gt;Asli'mi el almis haram diyorlar&lt;br /&gt;Hastayim derdime verem diyorlar&lt;br /&gt;Marasli Seyhoglu Satilmis'im ben*&lt;br /&gt;Bir kitabe kokusu duyuluyor yazinda&lt;br /&gt;Korkarim yaya kaldin bu gurbet cikmazinda&lt;br /&gt;Ey Marasli Seyhoglu, evliyalar adagi!&lt;br /&gt;Bahtina lanet olsun asmadiysan bu dagi!&lt;br /&gt;Az degildir, varmadan senin gibi yurduna&lt;br /&gt;Post verenler yabanin hayduduna kurduna!&lt;br /&gt;Arabamiz tutarken Erciyes'in yolunu&lt;br /&gt;Hanci dedim bildin mi Marasli Seyhoglu'nu?&lt;br /&gt;Gozleri uzun uzun burkuldu kaldi bende,&lt;br /&gt;Dedi&lt;br /&gt;Hana sag indi olu cikti gecende!&lt;br /&gt;Yasaran gozlerimde her sey artik degisti&lt;br /&gt;Bizim garip Seyhoglu buradan gecmemisti...&lt;br /&gt;Gonlumu Marasli'nin yakti kara haberi.&lt;br /&gt;Aradan yillar gecti iste o gunden beri&lt;br /&gt;Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim,&lt;br /&gt;Cunku sizde gizlenen dertleri ben bilirim&lt;br /&gt;Ey koyleri hududa baglayan yasli yollar&lt;br /&gt;Donmeyen yolculara aglayan yasli yollar!&lt;br /&gt;Ey garip cizgilerle dolu han duvarlari&lt;br /&gt;Ey hanlarin gonlumu sizlatan duvarlari!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FARUK NAFIZ CAMLIBEL&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-3429169945781823252?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/3429169945781823252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=3429169945781823252' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/3429169945781823252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/3429169945781823252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/han-duvarlar.html' title='Han Duvarları'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-4678941041544234711</id><published>2008-03-29T00:26:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T00:27:37.978-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahmet yesevi'/><title type='text'>Ahmet Yesevi</title><content type='html'>Büyük Türk Mutasavvıfı Ahmet Yesevî, Kazakistan'ın YESİ şehrinde, yaygın görüşe göre 1093 yılında doğmuş ve 1166 yılında ölmüştür. İlk mürşidi Arslan Baba olmuş, sonra Yusuf-i Hemadanî'ye intisap etmiştir. Yesevî, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilmesine rağmen TÜRKÇE'yi seçmiştir. Yesevî, eski Türk inanışlarının kalıntılarını İslâmiyet ile uzlaştırmaya çalışan, İslâm'ı yeni kabul etmiş insanlara bu dinin sıcak, samimi, hoşgörülü, insan ve tanrı sevgisine dayalı gerçek yüzünü tanıtmıştır. HİKMET adını verdiği dörtlüklerinde Yesevî;Benim hikmetlerim hadîs hazinesidirKişi pay görmese, bil habistirBenim hikmetlerim süphanın fermanıOkuyup bilsen, hepsi Kur'an'ın anlamıdemektedir. Büyük Türk mutasavvıfı Ahmet Yesevî, Türk dünyasının yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden ve Türklüğün sembol isimlerinden biridir. Ahmet Yesevî'nin Türk tasavvuf geleneğinin kurucusu olması ve kendisinden sonraki büyük mutasavvıflar, Yunus Emre, Mevlâna, Hacı Bektaş-ı Veli ve diğerleri üzerindeki etkisi, böylece Anadolu'nun bir Türk Yurdu haline gelmesindeki manevi rolü, İslamiyet'i dosdoğru anlayan ve anlatan, sade ve temiz üslubu, güzel Türkçe'mizin mimarlarından oluşu, insanlığın ihtiyacı olan yüksek değerleri daha o zamanlar dile getirdiği kardeşliğe, dostluğa, sevgi ve hoşgörüye dayalı düşünceleri bilinmektedir. Türk'lerin İslâmiyeti anlama ve algılama noktasında YESEVÎ bir ekoldür. Bu açıdan bakıldığında Yesevî, tüm Türk dünyası için çok önemli bir konuma sahiptir. Kendini tanıma umdesi, kültürünü, dilini, tarihini ve dinini tanımak Yesevî düşüncesinin özüdür. Karahan'lı Hükümdarı Saltuk Buğra Kara Han'ın 950 yılında İslâmiyet'i resmî devlet dini olarak kabul etmesi, TÜRK dünyasının önemli bir dönüm noktasıdır. İslâmiyet'i benimseyen Türk'ler, Türk - İslâm sentezine dayanan yeni bir kültür sahibi olmuşlar, sosyal nizamları ile devlet ve dünya görüşlerine bu kültür ile yeni bir şekil vermişlerdir. "Pir-i Türkistan" Ahmet Yesevî, Güney Kazakistan'da, Çimkent şehrine 7 km. uzaklıktaki, bugün Türkistan adı ile tanınan YESİ şehrine 157 km. uzaklıktaki Sayram kasabasında doğmuştur. Doğum yılı bilinmemektedir. Ancak 73 yaşında ve 1166 yılında vefat ettiği şeklindeki yaygın görüşe göre 1093 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri olarak YESİ şehri de belirtilmekte ise de anne ve babasının Türbe'lerinin SAYRAM'da olması, O'nun da Sayram'da doğduğunu düşündürmektedir. Babası, Hazret-i Ali soyundan Şeyh İbrahim isimli bir zatdır. Annesi ise Şeyh İbrahim'in halifesi Musa Şeyh'in kızı Ayşe Hatun'dur. Rivayetlere göre önce annesini, sonra babasını kaybeden 7 yaşındaki Ahmet, ablasının himayesinde büyümüştür. Yesi'ye gelen Arslan Baba adlı bir mürşit, O'nun tahsil, terbiyesini üstlenir. Bir süre sonra Arslan Baba ölür, Yesevî de o zamanın önemli kültür ve ilim merkezlerinden olan Buhara'ya gider. Burada Hâce Yusuf-i Hemedani'ye intisap eder ve onun irşadı altına girer.Yesevî, mürşidi Hemedanî'nin ölümünden sonra bir süre Buhara'da irşad postuna oturursa da, şeyhinin vaktiyle işaret ettiği şekilde YESÎ'ye döner. Ölene kadar da orada aydınlatmaya devam eder. Menkıbeye göre tekkesinin bahçesinde bir çilehane kazdırır ve ömrünü burada tamamlar. Daha önce de belirttiğim gibi 1166 yılında vefat ettiği sanılmaktadır. Ahmet Yesevî'nin türbesini Sultan Timur'un yaptırdığı bilinmektedir. Rivayete göre, Hoca, Timur'un rüyasına girip zafer müjdeler. Timur da Türkistan zaferinden sonra Yesi'ye gelir ve Hoca'nın kabrinin üstüne, bir şükran ifadesi olarak, türbe yaptırır. Zamanla harap olan türbe, Şibanî Han tarafından onartılır. Birçok defa tamir gören türbe, Sovyetler Birliği zamanında korumaya alınıp 1978 de ziyarete açılmış, 1989 yılında türbenin bulunduğu bölge "Tarihi Kültür Koruma Mıntıkası" olarak ilân edilmiştir. Kazakistan bağımsızlığını kazandıktan sonra, Türkistan şehrindeki bu türbenin restorasyon çalışmaları Türkiye tarafından 1992 yılında başlatılmış ve 2 senede bitirilmesi ön görülmüşse de çalışmalar Temmuz 2000 e kadar sürmüş ve türbenin açılışı Ekim 2000 de Türkistan şehrinin 1500. kuruluş yıldönümünde yapılmıştır. Ahmet Yesevî, Anadolu'ya hiç gelmemiş olmasına rağmen Anadolu'da tanınmış ve sevilmiştir. Bektaşî'lik, Mevlevi 'lik, Yunus Emre ekolü Yesevi'den çok etkilenmiştir. Anadolu'ya gitmediği bilinmesine rağmen Pülümür'ün Kangallı Köyü'nde Ahmet Yesevî’ye atfedilen bir türbe vardır. Pülümür'deki bu mezar, Yesevî’nin makamı olarak, halkın muhayyilesinde gelişmiş ve türbe O'na atfedilmiştir. Bundan başka, Baskil ilçesinin Tabanbükü Köyü'nde Ahmet Yesevî kolundan gelen Hasan Dede'nin mezarının bulunduğu biliniyor. Bu köyün doğusundaki bir mezarın da Ahmet Yesevî'ye ait olduğu rivayet edilmektedir. Şimdi, Yesevî ve Türk diline etkisinden söz etmek istiyorum. Selçuklular, tarihimizin çok uzun bir dönemini doldurmuş, büyük bir devlettir. Sınırları, Orta Asya ve Anadolu'nun büyük bölümünü kapsamıştır. Devlete adını veren Selçuk Bey ve beraberindekilerin Türkçe adlar taşımalarına rağmen, son hükümdarların isimleri Keykavus , Keykubat gibi Farsça adlardır. En önemlisi, Devletin resmî dili Türkçe değil Farsça'dır. Selçuklu'nun önemli bir şahsiyeti, Alpaslan'ın veziri, Nizam -ül Mülk bir Fars'dır. Adına kurduğu Nizamiye Medreseleri Farsça vermekte idiler. Bütün bu sebeplerle Selçuklu'da Türkçe avam dili, Farsça ise aydın ve bilgin dili olmuştur. Edebiyat ve yazı dili Türkçe değil Farsça alarak kullanılmıştır. Bütün bu olumsuzluklar arasında Yesi'de bilinçli bir Türk ortaya çıkmış, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilmesine rağmen Türkçe'yi seçmiştir. Yesevî, İslâm tasavvufunu esas alan, bilim, edebiyat ve san'ata önem veren bir medrese kurdu. Bu medresenin, konuşma dili, yazışma dili, şiir ve edebiyat dili, eğitim ve öğretim dili Türkçe idi. Buradan yetişen binlerce insan Türk Dünyası'nın her tarafına dağıldılar. Bu yetişenler, gittikleri her yerde Yesevî'nin Türkçe şiirlerini, yani HİKMET'lerini tekrar tekrar seslendirdiler. Bu şekilde yeni bir Türk edebiyatı doğdu. Bu arada, Farsça'yı kullananlar, Yesevî'yi, Türkçe yazdığı için eleştirmişlerdir. Yesevî ise bir hikmetinde şöyle demektedir. Sevmiyorlar bilginler sizin Türkçe diliniErenlerden işitsen açar gönül diliniAyet - hadis anlamı Türkçe olsa duyarlarAnlamına erenler başı eğip uyarlarMiskin hafız Hoca Ahmet yedi atana rahmetFars dilini bilir de sevip söyler Türkçe'yiDaha sonra, Cengiz'ler, Osmanlı'lar dönemlerinde Türkçe egemen olmuştur. Bu konuda büyük şair Yahya Kemal "Ahmet Yesevî kim? bir araştırın, göreceksiniz, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız. " demektedir. Burada, Ahmet Yesevî'nin ilme ve bilgiye verdiği önemi bir, iki Hikmet'i ile dile getirmek istiyorum:Ey dostlar, cahil ile yakın olupBağrım yanıp, candan doyup öldüm ben işte.Bir başka hikmetinde ise:Cahil ile geçen ömrüm nar sakarCahil olsan cehennem ondan çekinirCahil ile cehenneme doğru kılmayın seferCahiller içinde yaprak gibi soldum ben işte demektedir. Şimdi de Yesevî'nin din anlayışını irdelemek istiyorum. Tarih devirlerinde milletimiz bir çok dini kabul etmiştir. Bunların içinde Şamanizm en önemli yeri kaplasa da Budizm, Musevilik ve Hristiyanlık da Türkler arasında yaygınlık kazanmış dinlerdir. Bin yıldan beri ise gittikçe gelişen boyutlarda İslâm dini Türk'lerin inanç birliğini oluşturan din haline gelmiştir. Şamanizm, sadece Türklerin değil, Asya'nın birçok halklarının ortak inanç sistemidir. Dolayısı ile Şamanizm'i Türklerin ulusal dini olarak kabul etmek yanlıştır. Göktürk kitabelerinde, Atalarımızın, bir din anlayışı bulunduğu açıklaması vardır. Bu din, yeri, göğü ve insanı yani bütün varlıkları yaratan ve yöneten "Bir Tanrı" anlayışıdır. Belki de çok daha eskilerden, derinlerden gelen Şamanizm inançları "Bir Tanrı" veya "Gök Tanrı" dini ile birlikte yaşamaya devam etmiştir. Oğuz Han'ın "Tanrının Birliği" sözünü temel alan bir anlayışın yayıcısı olduğu görüşü de konuya daha açıklık kazandırır. Bilinen bir gerçektir ki, bir toplumun kabul ettiği yeni bir din, eski inançları tümüyle ortadan kaldıramaz. Eski inançlar çok defa yeni inancın kisvesi altında yaşamaya devam ederler. Bu manada Şamanizm'in Türklere ait topluluklarda devam ettiğini görebiliyoruz. Meselâ, ataların ruhlarına evliya kudreti, ağaçlara evliya adı verilerek Şamanizm, İslâmî bir kavramla yeniden ifade edilmiştir. Bugün, büyük çoğunluğu Müslüman olan Dünya Türklüğünün İslâmi anlayışında binlerce yıllık geçmişlerini görmekteyiz. Bu hal, İslâm'ın ana ilkelerinden sapma anlamına gelmemektedir. Söylemeliyiz ki, milletimiz, küçük bir kesim hariç, İslâm'ı doğru anlamış ve doğru uygulamıştır. Bugün, Müslüman milletler içinde en samimi dinî hayatın milletimizce yaşandığı bir gerçektir. Ahmet Yesevî, eski Türk inanışlarının kalıntılarını İslâmiyet ile uzlaştırmaya çalışan ve dolayısı ile kitaplı dinin, yani İslâmın emirlerini tam yerine getiremeyen yeni Müslüman olmuş insanlara, İslâmın sıcak, samimi, hoşgörülü, insan ve Tanrı sevgisine dayalı, gerçek yüzünü tanıttı. Ahmet Yesevî, içinde yaşadığı dönemin Türk toplumunun, bozkırlarda at koşturan yarı göçebe insanlar olduklarını, kadın - erkek, genç - ihtiyar, hareketli, kendi gelenek ve göreneklerini diri tutma yolunda başarılı ve mücadele ile geçen bir hayatın içinde olduklarını çok iyi biliyordu. Yesevî, bu insanlara fıkıh kuralları içinde, Arap - Acem kültür etkileri ile boğulmuş karma karışık bir İslâm yerine, samimi ve sarsılmaz bir iman anlayışını telkin eden dinî ve ahlâki kuralları, kendisi Arapça ve Farsça'yı çok iyi bildiği halde, kendi dilleri ile ve daha da önemlisi, onların seviyesinde bir söylem tarzı ile sunmanın, başarının temeli olacağını, görmüş ve uygulamıştır. Onun için de Türk Boyları'nın halk edebiyatından alınmış şekillerle insanlar arasında dostluğu, sevgiyi, dayanışmayı, dünyayı Tanrı ve insan sevgisi ile kucaklamayı öğretmiştir. Nitekim, YesevîBenim hikmetlerim hadis hazinesidirKişi pay görmese, bil habistirBenim hikmetlerim Süphan'ın fermanıOkuyup bilsen, hepsi Kur'an'ın anlamıdemektedir. Hoca da öteki mutasavvuflar gibi, âlemi ve âlemde var olan herşeyi ilâhi aşkın eseri olarak gördüğü içindir ki, her şeyi gönülden sevmektedir. Ancak bu sevgi ile Allah'a ulaşılabileceğini söylemektedir. O'na göre Aşk'sız, Mevlâyı anlamak mümkün değildir. Üstelik Aşk'sız kişi gerçek insan değildir. Dertsiz insan insan değil, bunu anlayınAşk'sız insan hayvan cinsi, bunu dinleyinGönlünüzde Aşk olursa, bana ağlayınAğlayanlara gerçek Aşk'ımı hediye eğledim.Aşk'sızların hem canı yok, hem imânı,Resûlullah sözün dedim mânâ hani.Diyen Yesevî 140 numaralı hikmetinde, ilâhi aşk hakkındaki görüşlerini, insanın samimi inancı ile bağlantılıyarak anlatır. Aşk davasını bana kılma, sahte aşık,Aşık olsan, bağrın içinde göz kanı yok,Muhabbetin şevki ile can vermese,Boşa geçer ömrü onun, yalanı yok. Aşk bağı sıkıntı çekip yeşertmesen,Hor görülse nefsini öldürmesen,"Allah" diyerek içe nuru doldurmasan,Vallah, billah sende aşkın eseri yok. Hak zikrini can içinden çıkarmasan,Üçyüz altmış damarlarını kımıldatmasan,Dörtyüzkırkdört kemiklerini kul eylemesen,Yalancıdır Hakk'a aşık olduğu yok. Rahatı bırakıp can sıkıntısını hoşlayanlarSeherlerde canını incitip çalışanlar,Hay-u heves, ben-benliği terk edenler,Gerçek aşıktır, asla onun yalanı yok.Kul Hoca Ahmet, candan geçip yola gir,Ondan sonra erenlerin yolunu sor,Allah diyerek, Hakk'ın yolunda canını ver,Bu yollarda can vermesen, imkânı yok. "İlâhi Aşk" Allah'dır ve bu Aşk'a düşen kişi, bencillik, gösteriş, iki yüzlülük, kişisel çıkar gibi küçük hesapları düşünmemek gerekir. " diyen Yesevî, bir hikmetinde: Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol,Öyle mazlum yolda kalsa, yoldaşı ol,Mahşer günü dergâhına yakın ol,Ben - benlik güden kişilerden kaçtım ben işte.Demektedir. Bütün hikmetlerinde yer alan bir gerçek vardır ki o da insana verilen büyük değerdir. İslâm tasavvufunda insan, kâinatın özü alarak kabul edilir. Herşey insan içindir. O halde insana düşen, "Kamil İnsan" olmaya çalışmaktır. Ahlakın kemaline ulaşmıya gayret etmektir. Bunun da bir yolu yaratılmışları sevmek, incitmemek ve incinmemektir. Alçak gönüllü olan insanlar, her hususta samimi olan kişilerdir.Yesevî, asıl kavgasını, sahte şeyhler ve mollalara karşı yapar. Bunlara karşı da"Talibim" deyip söylerler vallah, billah insafsızNamahreme bakarlar, gözlerinde yok insaf;Kişi malını yiyerler, çünkü gönülleri değil safArslan Baba'nın sözlerini işittiniz teberrük.Zâkirim deyip ağlar, Çıkmaz gözünden yaşı;Gönüllerinde gamı yok, her an ağrıya başı;Oyun-hile kılarlar, malûm Hüda'ya işi,Arslan Baba'nın sözlerini işittiniz teberrük.Gibi bir çok Hikmet söylemiştir. Yesevî, ilim üzerinde çok durmuş, inananların aydın kişiler olduğunu, bunların bilgisizlikten ve bilgisizlerden kısaca cahillikten uzak durduklarını anlatmıştır. Ayrıca bir başka Hikmet'inde: " Bilgisizlik her kötülüğün kaynağıdır. " demiştir. Bir başka Hikmet'inde iseİlim, iki inci, beden ve cana rehberdirCan âlimi Hazret'ine yakındırMuhabbetin şarabından içerÖyle âlim, gerçek âlim olur dostlarım,demiştir. Özetle, Yesevî okulunun ana ilkelerini:&lt;br /&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Allahın varlığına ve tekliğine inanmak, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Kur'ana uymak, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;İslâm'a dayalı yolda yürümek, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;İnsanın kendisini disipline etmesi,&lt;br /&gt;Belli zamanlarda benlik muhasebesi yapmak olarak özetliyebiliriz.Ayrıca, Yesevî'liği kabul eden kişinin de :&lt;br /&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Hakk'ı bilmek, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Kalbinde Allah ve İnsan sevgisi taşımak, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Cömert olmak, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Gerçekleri kabul etmek, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Geçer ve doğru bilgili olmak, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Kanaatkar olmak, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Nefsine hakim olmak, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Kendini bilmek, &lt;li class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Gönül gözü ile görmek,&lt;br /&gt;Felsefeye yatkın olmak gibi hasletleri kendisinde toplaması gerekiyordu. Dikkat edilirse, 1000 yıl önce yaşamış bir Türk düşünür, kendini bilmeyi, hurafelerden uzak durmayı, Tanrı'ya inanmayı, kendini geliştirmeye çalışmayı, özellikle hoşgörülü olmayı büyük bir açıklıkla ifade etmiştir. Yazımı Ahmet Yesevî'nin büyük takipçisi YUNUS EMRE'nin Pirinden öğrendiğini veciz bir şekilde anlattığı dörtlükle bitirmek istiyorum. Çalış, kazan, ye, yedir,Bir gönül ele getirBin kâbe'den iyrektir,Bir gönül ziyareti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-4678941041544234711?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/4678941041544234711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=4678941041544234711' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/4678941041544234711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/4678941041544234711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/ahmet-yesevi.html' title='Ahmet Yesevi'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-832521934999261566</id><published>2008-03-29T00:25:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T00:25:30.478-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><title type='text'>Tanzimat DÖnemİ Edebİyati</title><content type='html'>TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzimat dönemi edebiyatı (1860-1869): Türk toplumunda, 1860-1896 yılları arasındaki edebiyat etkinlikleri, "Tanzimat edebiyatı" adı altında toplanır. "Batılılaşma" olgusunu gerek basın, gerek edebiyat yapıtları aracılığıyla yaygınlaştırmaya çalışan Tanzimat dönemi yazarları, Batı şiir, roman ve tiyatrosundan oldukça etkilendiler. Bu etkilenmeler, özellikle çeviri yoluyla gerçekleşti. Tanzimat yazarları sanat anlayışları bakımından ikiye ayrılabilir: Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi, ve Ziya Paşa'yı kapsayan birinci kuşak (1860-1875); Recaizade Mahmut Ekrem, Sarnipaşaza-de Sezai, Nabizade Nâzım ve AbdülhakHamit'i kapsayan ikinci kuşak (1875-1896). Birinci kuşak "sanat toplum içindir", ikinci kuşak ise "sanat sanat içindir" İlkesini benimsemiştir.&lt;br /&gt;Tanzimat döneminde ilk olarak Batı edebiyatından bazı romanlar çevrilmiş, bu çevirileri örnek alan Tanzimat romancıları, "Batılılaşma", "yanlış eğitim", "esirlik" gibi toplumsal kavram ve kurumları bazen alaycı, bazen de gerçekçi bir biçimde işlemişler, romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Ffendi, Şemsettin Sami) ve gerçekçilik (Recaizade Mahmut Ekrem, Nabizade Nâzım, Samipaşazade Sezai) akımlarını benimsemişlerdir. Ayrıca bu dönemde, Türk tiyatrosu oluşmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;Tanzimat dönemi Türk edebiyatı, birçok eksikliğine ve yanılgılarına karşın, Batı örneğinde Türk edebiyatının başlangıcını oluşturması bakımından önem taşır. Bu dönemde Batı şiiri, romanı, tiyatrosu Türk toplumuna tanıtılmaya çalışılmış, edebiyat yapıtları aracılığıyla toplumun eğitilmesine ve bilinçlendirilmesine önem verilmiştir. Söz konusu dönemde çıkan gazete ve dergilerinde, özellikle siyasal bilinçlenmede büyük katkısı olmuş, XIX. yy'ın sonlarına doğru, yeni yetişen ve özellikle Fransız edebiyatından bazı etkiler alan genç kuşak, servet-i Fünun dergisinde toplanarak, yeni bir edebiyat dönemini başlatmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-832521934999261566?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/832521934999261566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=832521934999261566' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/832521934999261566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/832521934999261566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/tanzimat-dnemi-edebiyati.html' title='Tanzimat DÖnemİ Edebİyati'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-8082944199471105691</id><published>2008-03-29T00:23:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T00:23:52.501-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arkeoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arkeoloji nedir'/><title type='text'>Sabit Arkeolojinin Tanımı</title><content type='html'>Arkeolojinin Tanımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.Kelime Anlamı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkhaio: eski (yunanca)&lt;br /&gt;logos: bilim (yunanca)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkeloji kelimesi bu iki kelimenin birleşiminden oluşmuştur. Yani kelime manası ile eskinin bilimidir. Arkeolog terimi M.S.’nin ilk yüzyıllarına kadar Yunanistan’da sahnede dramatik mimiklerle eski efsanleri canlandıran aktörler için kullanılıyordu. Bugünkü anlamını ise 17. yüzyılda yaşamış bir doktor ve Lyons antikaları uzamanı olan Jacques Spon tarafından kazandırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b.Kavram olarak Arkeoloji:&lt;br /&gt;Geçmişte yaşayan insanların elinden çıkan, yarattığı her türlü eseri keşfeden, bilimsel yöntemlerle ortaya çıkaran, inceleyen bilim dalı. Tarihteki eksik noktalar, biinmeyenler yine arkeloji tarafıdan ortaya çıkarılır. &lt;br /&gt;Arkeoloji birçok bilimle işbirliği içinde çalışmaktadır. Bunların başında tarih ve sanat tarihi gelir. Bunlar dışında da jeomorfoloji, kronoloji, staitigrafi , antropoloji, botanik ve nümizmatiği sayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c.Diğer tanımlar ve yorumlar:&lt;br /&gt;İnsanın geçmişini geride bıraktığı maddi kültür belgelerine dayanarak inceleyen bilim dalı. Maddi kültür belgesi, uygarlık tarihinin başlangıcından, yani insanoğlunun ilk aleti yarattığı andan bu güne değin, gene insanın yaptığı ya da doğada bulduğu biçimi ile kendi gereksinimleri için kullandığı gereçlerin tümüdür. (Ana Britannica)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde kültür varlıklarını estetik kaygılardan uzak olarak inceler. Sadece sanat eserleri değil edebiyat dışındaki tüm kültür varlıklarını inceler. (Prof. Dr. Orhan Bingöl)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski medeniyetleri maddi kalıntıları yolu ile inceleyen bir ilimdir. Eski çağlardan zamanımıza kalmış her eserin incelenmesi arkelojinin içine girer. Somut kalıntılardan dolayı arkeloji geçmişteki insan emeği olarak da tarif edilebilir. Arkeoloji bir takım yardımcı bilim kollarından da yararlanır. (Secda Satuk)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkeolojinin geçmişinde olagelmiş her şeyin yüzde 99,99′dan fazlasında, herhangi bir tür kanıt varlığını bir saniyeden fazla sürdürememiştir. Yine de geriye kalan sayısız örnek arasında kanıt yüzdenin milyonda birinin sadece küçücük bir kesitinde varlığını devam ettirir. Ve yine, arkeoloji tarafından daha küçük bir bölümü yeniden eski haline kavuşturulan bu kesitin de, daha küçük bir kısmı doğru olarak yorumlanabilmiştir. (Robert Bednarik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkeoloji sonsuz bir arayıştır, asla bir sonuç olamaz; gerçek bir varış noktası olmayan edebi bir yolculuktur. Her şey deneme aşamasındadır ve hiçbir şey nihayetine ulaşmamıştır. (Paul Bahn)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprağın üstündekilere ne kadar sahip çıkıyorsak, toprağın altındakilere de o kadar sahip çıkmalıyız (Mustafa Kemal Atatürk)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynakça:&lt;br /&gt;Bahn, Paul : Arkeoloji’nin ABC’si , Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1999&lt;br /&gt;Akurgal, Ekrem : Anadolu Uygarlıkları , Net turistik Yayınlar, 6.Baskı, 1998 &lt;br /&gt;Saltuk , Secda : Arkeoloji Sözlüğü , İnkılap Kitapevi , İstanbul 1997&lt;br /&gt;Lloyd Seton : The Art of the Ancient Near East , Thames And Hudson, 1961 Great Britain&lt;br /&gt;Ana Britannica : Cilt 2 , 1986.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-8082944199471105691?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/8082944199471105691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=8082944199471105691' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8082944199471105691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/8082944199471105691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/sabit-arkeolojinin-tanm.html' title='Sabit Arkeolojinin Tanımı'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9146455828806208140.post-7768415280898967564</id><published>2008-03-29T00:22:00.001-07:00</published><updated>2008-03-29T00:22:50.699-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='baba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anne-baba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anne'/><title type='text'>0-6 Yaş dönemindeki çocukların sosyal ve psikolojik gelişimlerinde ailenin yeri ve önemi</title><content type='html'>0-6 Yaş Dönemindeki Çocukların sosyal ve Psikolojik Gelişimlerinde Aile’nin Yeri ve Önemi İÇİNDEKİLER A) PSİKO-SOSYAL GELİŞMEDE AİLENİN ROLÜ 1 B) AİLE SİSTEMİNİN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ 2 C) ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN ANNE-BABALARI ETKİLEYEN FAKTÖRLER 3 1. Çocuğun Yaşı 3 2. Çocuğun Cinsiyeti 3 3. Ailenin Sosyoekonomik Durumu 3 4. Anne-Babanın Yetişme Biçimi 4 5. Anne-Baba Arasındaki ilişkiler 4 6. Kültürel Özellikler 5 D) ÇOCUĞUN SOSYALLEŞMESİNE ETKİ EDEN AİLESEL FAKTÖRLER 5 1. Anne Babaların Çocuklarına Karşı Tutumları 5 a) Demokratik Tutum 6 b) İlgisiz Tutum 6 c) Otoriter Tutum 6 d) Tutarsız Tutum 7 e) Aşırı Koruyucu Tutum 7 E) ÇOCUĞUN SOSYALLEŞMESİNDE AİLENİN SORUMLULUĞU 7 1) Sosyalleşme 7 2) Sosyalleşmede Ana-Babanın Yeri 8 3) Toplumsallaşma Süreci 8 F) AİLEDE ÇOCUĞUN YERİNİN, KİŞİLİK ÜZERİNE ETKİLERİ 9 1) Doğuş Sırası 9 a) İlk Çocuk 9 b) Ortanca Çocuk 9 c) Küçük Çocuk 9 d) Tek Çocuk 9 e) Çok Çocuk 10 f) Çocuğun Cinsiyeti 10 G) AİLE İÇİNDEKİ ÖZEL SORUNLARIN ÇOCUĞUN RUH SAĞLIĞINA ETKİLERİ 10 1) Aile İçi Çatışmalar 10 2) Boşanma 11 3) Üvey Anne - Üvey Baba 11 4) Hastalıklar 12 5) Ölüm 12 I) ANNE VE BABANIN DİKKAT ETMELERİ GEREKEN BAŞLICA NOKTALAR 12 A) PSİKO-SOSYAL GELİŞMEDE AİLENİN ROLÜ Okulöncesi dönemde, çocuğun yaşamındaki en etkili sosyalleştirme kurumu, ailesidir. Bu dönem çocukta başkalarını taklit eğiliminin en yüksek olduğu evredir. Toplumun kültür değerlerinin bir kuşaktan diğerine aktarılması şeklindeki temel eğitimsel işlevinin yanında, aile, özellikle okulöncesi dönemde, çocuğun yaşamında etkili bir sosyalleştirme görevi de yapar. Anne babanın ve aile içindeki diğer bireylerin çocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirler. Aile, çocuğun ilk sosyal deneyimlerini edindiği yerdir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, bu ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır. Yine okulöncesi dönemde, çocuğun sosyalleşmesi yolunda kendisine tanınan deneyim fırsatlarının değeri büyüktür. Bu dönemde çocuk, sosyal bir birey olmayı öğrenirken, aynı zamanda en küçük ayrıntısına kadar kopya edeceği bir modele gereksinim duyar. Kişiliğin oluşumu için gerekli olan bu özdeşleşme, aile içindeki yakın üyelerle gerçekleştirilebilir. Genellikle anne baba, amca ya da dayı gibi aile içinden bir yetişkin olan bu üyenin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması halinde, bu kötü davranış örneğinin çocuğa da yansıma olasılığı vardır. Nitekim “Suçlu Çocuklarda Zekâ, Kişilik ve Yakın Çevre Özellikleri”ni konu edinen, 214 hükümlü genç üzerinde gerçekleştirdiğimiz araştırma bulgularına göre/suçlu gençlerin birinci dereceden akrabaları arasında, % 54 oranında hüküm giymiş suçluya rastlanmıştır. Aile, bir kurum olarak, çocuğun alacağı kavramları seçerek vermekte, onları yorumlamakta ve sonucu değerlendirmektedir. Bu secici ve değerlendirici süreç, çocukta kişisel ve sosyal davranışlarla ilgili değer duygusunun gelişmesiyle sonuçlanmaktadır. Hiç kuşkusuz çocuğun bulunduğu kültür çevresi içinde yer alan ve onu etkileyecek olan gelenek ye kurallar da vardır. Ancak yargıların oluştuğu, tercihlerin yapıldığı ya da en azından etkilendiği yer ailedir. Kişiliğin gelişmesi, bir dizi tercihin geliştirilmesiyle olanaklıdır. Bu tercihler bireyin değerlerini temsil eder ve geniş ölçüde ailenin koşullandırılmasının bir sonucudur. Bütün bunlardan sonra denebilir ki, çocuğun ailesinin yapısı, genişliği, sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi, onun ilk sosyal deneyimlerini, dolayısıyla duygusal ve toplumsal gelişmesini etkileyecektir. Çoğunlukla sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi yüksek olan ailelerden gelen çocukların, sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi daha aşağıda olan ailelerden gelen çocuklara oranla daha başardı bir sosyal gelişim gösterdikleri savunulur. Ancak ülkemizde, istanbul ço-cuklan üzerinde yapılan araştırmadan alınan sonuçlar, farklı doğrultuda bulunmuştur. Hurtig ve Zazzo’nun “Psiko-Sosyal Gelişme Ölçeği”nin üç farklı sosyoekonomik sınıftan gelen 6-12 yaşlarındaki 240 kız ve erkek İstanbul çocuğuna uygulanması sonucunda, sosyo-ekonomik ve çevresel faktörlerin, sosyal olgunluğu anlamlı bir biçimde etkilemediğim saptadık. Bunun da, sosyo-ekonomik düzey basamaklarında aşağıya doğru inildikçe, özellikle geniş ailelerde yaşam savaşı veren çocukların, zorunluluk nedeniyle kendilerinin ve kardeşlerinin sorumluluklarını yüklenmelerinden kaynaklandığım gördük&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9146455828806208140-7768415280898967564?l=fullodev.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fullodev.blogspot.com/feeds/7768415280898967564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9146455828806208140&amp;postID=7768415280898967564' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/7768415280898967564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9146455828806208140/posts/default/7768415280898967564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fullodev.blogspot.com/2008/03/0-6-ya-dnemindeki-ocuklarn-sosyal-ve.html' title='0-6 Yaş dönemindeki çocukların sosyal ve psikolojik gelişimlerinde ailenin yeri ve önemi'/><author><name>Caner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11703444803368497778</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
